TOPSUZ OYUNUN MAESTROSU

TOPSUZ OYUNUN MAESTROSU

38 yaşında bir teknik adam düşünün; sekiz farklı ülkede antrenörlük yapmış, henüz 16 yaşında UEFA Pro B lisansı almış ve bir takımı 45 yıl sonra şampiyon yapmış. Evet, futbol dünyasında antrenörlük yaşı epey düştü ancak bu yaşta bu kadarı da fazlasıyla iddialı.

Göztepe’nin sezon başında Nestor El Maestro ile anlaştığını duyan pek çok kişi Amerika kıtasından bir teknik adamın takımın başına geldiğini düşünmüştür. İsmin biraz bu coğrafyayı çağrıştırdığı aşikâr. Ancak hikâye biraz karışık. 1983 Yugoslavya doğumlu Nestor Jevtiç, Soğuk Savaş döneminin bitip Yugoslavya’nın dağılması sonrası çıkan ölümcül iç savaştan rahatsız olup ülkeden kaçan bir Sırbistanlı ailenin çocuğu. İngiltere’ye yerleşen Nestor Jevtiç, zamanla kendinde kötü anılar uyandıran soy adından kurtulmak istemiş ve John Smith ismini almış. Kısa sürede bu isimden de vazgeçen ve sonraları kararını: “Pek de iyi bir seçim değildi.” sözleriyle hatırlayan Nestor, kendi ifadesiyle “havalı” olarak nitelendirdiği El Maestro soy adında karar kılmış.

Yeni soy ismiyle Nestor El Maestro, futbolda oyuncu olarak çok ilerleyemeyeceğini görüp hızla rotasını antrenörlüğe çevirenlerden. Kısa süreli bir West Ham macerası sonrası, Bundesliga’da farklı takımların antrenörlük ekibinde yer alan El Maestro; Avusturya, İspanya, Slovakya, Bulgaristan ve Suudi Arabistan maceralarının ardından soluğu Türkiye’de aldı. Teknik direktör olarak ilk deneyimini yaşadığı Spartak Trnava’yı da şampiyon yaptığını hatırlatalım.

Her ne kadar sonuçlara bakıldığında Türkiye macerası iyi sürmese de geçtiğimiz hafta içi takımının Beşiktaş ile oynadığı Türkiye Süper Ligi karşılaşması sonrası pek çok futbolsever ortak bir noktada birleşti. O da Nestor El Maestro’nun takdire şayan stratejisiydi.

Ön alanda yedi oyuncuyla rafine bir baskı kuran Nestor El Maestro’nun Göztepe’si, fizikli ve kompakt yapısıyla Beşiktaş’a göz açtırmadı. Maç bitiminde siyah beyazlı ekibin ceza sahasında 42 kez topla buluşan bir takımın buradan tek gol çıkarması, top ayağındayken üretim sıkıntısını da ortaya koyuyor. Ligin en az gol atan üç takımından biri olmaları da bu durumu destekler nitelikte. Peki bu gerçekten iyi uygulanan ön alan baskısı bir sürpriz miydi? Bunun cevabıysa net bir şekilde hayır. Hem sezon başından bu yana Göztepe’nin sahadaki yapısı hem de üç yıl önce Guardian’a verdiği röportaj El Maestro’nun topsuz oyunu ne kadar önemsediğini göstermiş durumda. Bunun ipuçlarını onunla Guardiola arasında benzerlik kurmaya çalışan Trnava taraftarlarına verdiği cevapta bulmak mümkün: “Guardiola ve ben keliz. Başka bir benzerliğimiz yok. Zira Guardiola toplu oyun üstüne düşünen bir antrenör ben ise top rakipteyken neler yapabilirim daha çok buna odaklanıyorum”.

El Maestro’nun planında rakip yarı alanda yedi oyuncuyla yapılan eforlu ön alan presi, defanstaki üçlü bloğun da orta sahaya yakın yerleşmesine neden oluyor. Beşiktaş maçı sonrası Göztepe’nin sıralamadaki yeri üzerinden oyun planıyla ilgili gelen bir soruya El Maestro’nun cevabı ise futbolseverleri mutlu eder nitelikteydi.

“Hayat defansı derinde kurmak için çok kısa.”

Türkiye gibi antrenörlerin ömrünün çok kısa olduğu bir ülkede ortaya koyduğu vizyonla uzun yıllar çalışmayı hak eden bir profil Nestor El Maestro. Yıllar içinde bazı kulüplerin veya teknik adamların vizyonlarındaki değişim belki de onun adıyla anılacak. Kim bilir?

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş