Türkiye Ekonomi Modeli'nin Politik Ekonomisi II – Orta sınıf yok oluyor

Gelir adaletsizliği ve orta sınıfın erimesi toplumu nasıl değiştiriyor? Yoksullaşmanın otoriterlik ve demokrasiyle ilişkisi ne?
Türkiye Ekonomi Modeli'nin Politik Ekonomisi II – Orta sınıf yok oluyor

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Spektrum’da geçtiğimiz hafta başlayan “Türkiye Ekonomi Modeli'nin Politik Ekonomisi” başlıklı yazı serisinin ilkinde, düşük faiz – yüksek kur temelinde ihracata dayalı bir büyüme stratejisini önceleyen ekonomi modelinin düşük gelir grubundan sermaye sahiplerine bir servet transferi mekanizması yaratmasını ele almıştık. Bu gelir transferinin bilinçli bir hükümet politikası olduğu ve iktidarın finansman ve seçmen kaynağını oluşturan sermaye gruplarının bir tercihi olduğu tezine de ayrıca dikkat çektik. 

Bu haftaki yazıda ise Türkiye’de eriyen orta sınıfları ve bu toplumsal dönüşümün ülkemizin demokratikleşme sürecine ne gibi etkileri olacağını ele alacağız.

Türkiye’de “orta sınıfların eridiği” tezi birçok akademisyen ve araştırmacı tarafından dile getiriliyor. Orta sınıfların yok olmasının nedenlerini ve sonuçlarını derinlemesine analiz etmek için konuyu ekonomik ve sosyolojik olarak iki farklı alanda inceleyeceğiz. Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji bölümünden Doç. Dr. Bülent Küçük ile yaptığımız röportaj da bu haftaki yazımızda yer alıyor.

Gelir adaletsizliği

2022 yılı asgari ücret görüşmeleri öncesinde DİSK-AR “Asgari Ücret Gerçeği 2021” raporunu yayımladı. “Türkiye’de son yıllarda asgari ücretin hızla ortalama ücret haline geldiği” belirtilen raporda asgari ücret ile ortalama ücretler arasındaki makasın kapandığı ifade ediliyor. AKP'nin hükümete geldiği 2002 yılından 2021'e kadar ortalama memur ücretleri 7,8 kat artarken aynı dönemde gıda enflasyonu da 7,7 kat artış göstermiş. 

TÜİK verileri baz alınarak yapılan çalışmada ise, Türkiye’de çalışan nüfusun %66,5’inin “asgari ücretin %50 fazlası ve altı” bir oranda maaş aldığı hesaplanıyor. Özel sektöre bakıldığında ise ücretli çalışanların %69’unun asgari ücret civarında kazandığı göze çarpıyor. 2021 yılında yapılan araştırmanın en çarpıcı sonucunun, ücretli çalışanların maaşlarında aşağı yönlü bir baskının mevcut olduğu ve çalışan nüfusun %60’ından fazlasının asgari ücrete yaklaştığını söylemek mümkün.

Prof. Dr. Erinç Yeldan, Birgün gazetesine verdiği demeçte, Türkiye’de artan eşitsizlik ve orta sınıfların giderek yok olması konularını kapsamlı şekilde ele alıyor. Yeldan, AKP dönemindeki “ranta dayalı büyümenin, daha doğru ifadesiyle spekülasyona yönelik büyümenin, yarattığı dengesizliklerin ve tahribatın öncelikle ücretlileri, emeği ile geçinenleri, kırsal köylülüğü ve genel anlamda çalışanları vurduğunu” ifade ediyor. Ücretli çalışanlar ve sermaye sahiplerinin milli gelirden aldıkları paylara dikkat çeken Yeldan, TÜİK verilerinden yola çıkarak hazırladığı grafikte Türkiye’deki ekonomi modelinin “K-tipi büyüme” ya da “timsah kapitalizmi” olarak adlandırılan ve gelir eşitsizliğini artıran bir rant modeli olduğunu belirtiyor.

Erinç Yeldan, grafiği şu sözlerle yorumluyor: “Ücretli emeğin milli gelirden aldığı pay 2019 başında %31,2 iken, şimdi bu oran %26’ya gerilemiş durumda; sermaye gelirlerinin payı ise aynı dönemde %56,2’den  %64’e çıktı. Bu kadar kısa bir zaman diliminde bu denli çarpıcı bir gelir transferi ancak ve ancak emeğin yoğun sömürüsü ve spekülatif rantlara dayalı servet transferi altında mümkün olabilirdi.”.

Eriyen orta sınıf

Eylül 2021'de başlayan TCMB’nin faiz indirimleri ve artan döviz kuru sonucunda hükümet tarafından “Türkiye Ekonomi Modeli” adı altında ihracata dayalı bir ekonomik modele geçildiği açıklandı. Düşük faizle, ihracat yapan sermaye sahiplerine verilen kredilerin artırılacağı ve yüksek kurun da ihracatçı kesime avantaj sağlayacağı öngörülürken bu ekonomi modelinin yarattığı yüksek enflasyon tahribatı orta ve alt sınıfların sırtına yüklendi. Kurun artması başta otomotiv, beyaz eşya ve elektronik olmak üzere orta sınıfların refahını çağrıştıran ürünleri ulaşılamaz hale getirirken TÜİK verilerinde %70’e yaklaşan enflasyon gıda ve konut kirası gibi hayati ihtiyaçlara astronomik zamlar yapılmasına neden oldu. 2022 yılına dair sayısal bir analiz yapmak henüz mümkün olmasa da kira ve gıda ürünlerinde %100’ün üzerinde enflasyon oluşması orta ve alt sınıfların giderek açlık sınırına doğru gerilemesine neden oluyor.

"İki uluslu toplum yapısı"

Bu ekonomik olgunun toplumsal ve siyasal sonuçlarını Doç. Dr. Bülent Küçük Spektrum’a değerlendirdi:

Bülent Küçük, demokrasi ve kapitalizm arasında sıkı bir ilişki olduğunu belirterek demokratik toplumlarda orta sınıfların da büyük ve güçlü olduğunu belirtiyor. Türkiye’nin, özellikle 2010’dan sonra, ucuz emeğin ülkesi haline dönüştürüldüğünü belirten Küçük, öte yandan eğitimli insan gücünün arttığını ancak bu insanların yurtdışına giderek beyin göçünü de artırdığını ifade ediyor. Düzensiz göçün getirdiği vasıfsız işgücünün de havuza katılarak ucuz emeğin gittikçe arttığı ve bunun üzerinden yabancı sermaye çekiminin hızlanacağı düşünülüyor.

Doç. Dr. Bülent Küçük’e göre bu birikim modeli, bir yandan yoksulluğu daha geniş bir tabana yayarak kalıcı hale getirirken diğer yandan zenginliğin çok dar bir kesimin elinde toplanmasına neden oluyor. Sonuç olarak da toplumsal eşitsizliğin büyük boyutlarda arttığı ve kalıcı hale geldiği ikili bir toplum yapısı ortaya çıkıyor. Orta sınıflara da değinen Küçük, yeni ekonomi modelinde orta sınıfların alım gücünün gittikçe düştüğünü ve hızlı bir şekilde açlık sınırına yaklaştığını belirtiyor. Bu durumun, toplumsal eşitsizliği çok daha artırdığını, görünür kıldığını ve kalıcı hale getirdiğini ifade ediyor.

“Orta sınıfın erimesiyle birlikte ortaya çıkan ikili toplumsal yapıda toplumdan bir demokratikleşme talebi gelebilir mi?” sorusuna Bülent Küçük şu cevabı veriyor:

“Demokrasi ve kapitalizm arasında temel bir çatışma vardır. Demokrasi her insana sınıf, din, cinsiyet ve ideoloji fark etmeksizin yurttaşlık üzerinden bir eşitlik vaat ederken kapitalizmdeki birikim modelleri sürekli olarak bir eşitsizlik mekanizması yaratır. Özellikle 1950’den sonra Avrupa’da ortaya çıkan refah devleti modeli sosyal yardımlar üzerinden bu eşitsizliği bir ölçüde engelleyebiliyordu. Günümüze baktığımızda ise açlık sınırında yaşayan ve çalışmaktan başka herhangi bir şeye vakit bulamayan çok geniş bir halk kitlesinin özgürlük ve eşitlik gibi demokratik taleplerde bulunması pek mümkün görünmüyor. Bu insanlar, çalışmaktan özgürlük ve eşitlik taleplerini oluşturacak siyasal katılım süreçlerine zaman da bulamayacaklardır.”

Eğitimi orta, geliri alt sınıftaki kitleler

Doç. Dr. Bülent Küçük, demokratik bir toplumda işçi sınıfı ve orta sınıfların iki temel dayanak oluşturduğunu belirtiyor.

“Toplumsal olarak güçlenen sınıflar kendilerini siyaseten temsil edecek mekanizmalar kurarak taleplerini dile getirebilirler. Bu işçi sınıfı ya da orta sınıflar olabilir. 1970’lere kadar işçi sınıfı özellikle sendikalaşma yöntemiyle siyaseten güçlü bir konuma gelmişti. Orta sınıf da ekonomik gücünü artırarak siyasal temsiliyetini artırmış ve demokrasi talebini güçlü bir şekilde dile getirebilmişti. Ancak, her iki sınıfın da toplumsal olarak zayıflaması siyaset üzerindeki etkilerini de sınırlandıracaktır.”

Bülent Küçük, günümüzde orta sınıfın artık kendisini yeniden üretemediğini ve yukarıya doğru sınıf geçişgenliğinin azaldığını belirtiyor. Orta sınıf aileden gelen birinin günümüzde iyi bir eğitim almasına rağmen ekonomik olarak sınıf düştüğünü belirten Küçük, ücretli çalışanların giderek “köle statüsünde” bir hayat sürmeye başladığını söylüyor. Yani sadece hayati ihtiyaçlarını karşılamak için çalışıyor insanlar.

Türkiye’de orta sınıfın küçüldüğünü söyleyen Küçük artık iki uluslu bir toplum yapısı oluştuğunu belirtiyor. Bir yanda milli gelirin çok büyük bir kısmına sahip olan %1’lik kesim, diğer yanda açlık sınırında yaşayan ücretli çalışanlar. Orta sınıfların ise artık “eğitim olarak orta sınıfa ait ancak gelir olarak alt sınıfta olan” kitleler haline geldiğini söylüyor.

Yoksullaşma ve demokrasi

"Türkiye’deki otoriter rejimin toplumsal yapıyı dönüştürdüğünü" ifade eden Küçük, “Bugün Türkiye’ye baktığımızda örgütlenme gücünü kaybetmiş, siyasi temsiliyeti olmayan ve kendi içinde kimlik politikalarıyla bölünmüş bir alt sınıflar yığını oluştuğunu” belirtiyor. Buradan siyasal rejime müdahil olacak ve siyaseti denetleyecek bir toplumsal muhalefetin örgütlenmesinin de zor olacağını ekliyor.

AKP hükümeti, siyaset bilimi literatüründe, genel anlamda, otoriter-popülist olarak tanımlanıyor. Özgürlükleri kısıtlayan, demokratik kurumları çökerten ve ekonomik eşitsizlikleri artıran politikaları hayata geçirirken seçmen kitlesini kısa vadede memnun edecek popülist politikaları da devam ettiriyor. Siyasal rejimin finansmanını sağlayan belirli sermaye grupları servet transferi mekanizmalarıyla zenginleştirilirken seçmen tabanının büyük çoğunluğunu oluşturan dar gelirli kesimler de sosyal yardımlar yoluyla ayakta tutuluyor. 

Bir önceki yazımızda da ifade ettiğimiz üzere yeni ekonomi modelinde ihracat yapan sermaye grupları ucuz krediler ve devlet teşvikleri yoluyla servetlerini artırarak iktidara olan desteklerini de devam ettiriyorlar. Demokrasi talebinin en güçlü kaynağı olan orta sınıflar ise sistematik şekilde yok ediliyor. Bülent Küçük’ün ifade ettiği üzere bugün oluşturulmaya çalışılan iki uluslu toplum yapısında, orta sınıfların eriyerek alt sınıflara dönüştürülmesi tabandan gelecek olası bir demokrasi talebini de engellemeyi amaçlıyor. Hayati ihtiyaçlarını karşılamak için sosyal yardımlara muhtaç bir kitle ise hükümetin seçmen tabanını bir arada tutabilmesini kolaylaştıracaktır.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Orta sınıfın erimesi Türkiye'yi nasıl değiştiriyor?

Gelir adaletsizliği ve demokrasi, ekonomik sorunlara dair anketler

12 May 2022

Getty Images

YAZARLAR

Abdullah Esin

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü mezunudur. Dış politika, diplomasi ve politik ekonomi alanlarında araştırmalar yapmaktadır.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?

Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.

16 Tem 2026

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak