
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İstanbul Ekonomi Araştırma'nın Fredrich Naumann Foundation'ın desteğiyle gerçekleştirdiği gençlik araştırması, Türkiye'deki 18-30 yaş arası gençlerin siyasete, Türkiye'ye, çevrelerine, kültüre ve geleceğe bakışlarına dair önemli bulgular barındırıyor.
- Araştırma hakkında: 18-30 yaş arası altı farklı gruptan oluşan katılımcılarla görüşmeler ve odak grup çalışmaları gerçekleştirilmiş. Yapılan nitel araştırmada görüşmeler İstanbul Ekonomi Araştırma ekibi tarafından modere edilmiş. Araştırmada Çiğdem Erol, Tuğba Türkkan ve Elif Dilara Kara yer almış.

Türkiye Raporu Direktörü Can Selçuki'nin araştırmanın sonuçlarını paylaştığı, Yeditepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Demet Lüküslü, İstanbul Politik Araştırmalar Enstitüsü (IstanPol) Kalkınma Programı Direktörü Alphan Telek, Arayüz Kampanyası Kampanya Direktörü Nevzat Taşcı ve İstanbul Kent Konseyi Yürütme Kurulu Üyesi Orhun Akdağ'ın konuşmacı olarak katıldığı panelde hem sonuçların nedenleri ve doğurabileceği etkiler tartışıldı hem de gençlerin problemlerinin çözümü için fikirler paylaşıldı.
Peki nedir bu bulgular?
Araştırmayla birlikte elde edilen bulgulara gelecek olursak; bulguların ilki gençlerin "Z kuşağı" genellemesini benimsemediği. Gençler için bir bağlayıcılığı olmayan bu kavramın, reklamcılar, markalar ve siyasiler tarafından kullanıldığına dikkat çekiliyor. Can Selçuki "Konuştuğumuz gençlerde kimlik siyasetinin ana motivasyon olmadığını gördük. Kimlik bariyerinin rasyonel tercih setleri üzerinden yıkıldığını görüyoruz." ifadeleriyle durumu özetlerken gençlerin uzaylı olmadığını, toplumdan izole bir genç grubunun bulunmadığını ifade ediyor. 
Ayrıca bulgularda "Z kuşağı" tanımlamasının yanlış olduğunu gösteren bir diğer unsurun da 18-30 yaş arası kişilerin toplumun geriye kalanıyla aynı sorunları yaşıyor olması. Araştırmaya katılan kişilerin başlıca sorunları da şu şekilde sıralanıyor:
- Ekonomi
- Siyaset
- Sosyal krizler
Ekonomi: Ekonomiye ilişkin sorunlar "işsizlik", "pahalılık" ve "sığınmacılar" olarak özetleniyor. Ekonomide "yerli ve millî" söyleminin kalkınma ile ilişkilendirildiğinin altı çizilirken ayrıca ekonomik sorunlarla sosyal krizler arasında neden-sonuç ilişkisinin kurulmaya çalışıldığı ifade ediliyor.
Liyakat: Yukarıda sayılan üç sorunun kesişim noktasında liyakat kavramının bulunduğuna dikkat çekiliyor. Liyakat kavramının açıklanması istendiğinde katılımcıların büyük kısmının yanlış cevap verdiği belirtiliyor. Bu da bir kavramın zihinde oluştuğu yapısı üzerinden eleştirildiği sonucuna ulaştırıyor. Liyakat toplumun geneline uygulanan değil, kişilerin "yalnızca kendinden olanlara uyguladığı" bir kavram olarak tanımlanıyor. Bu yanlış tanıma göre bile liyakatin esas alınmadığı söyleniyor.
Kurumlara güven: Kasım 2021'de yapılan ankette TSK, polis ve STK'lar en çok güvenilen, tarikatlar ve siyasi partilerse en az güvenilen kurumlar olarak ortaya çıkmış; bu yıl yapılan araştırmadaysa herhangi bir şık verilmeksizin bu soru sorulduğunda hiçbir kurumun ismini vermeyenlerin çoğunlukta olduğu görülüyor. Selçuki bu sonucu "Bu daha derinden bir kopuşu gösteriyor. Sistemin hiçbir kurumuna güven duymuyorlar." ifadeleriyle değerlendiriyor.
Hayal kuramama sorunu: Ekonomik ve sosyal krizler nedeniyle gençlerin hayal kuramadığı görülüyor. Gençlerin "belirsizlik" ve "gelecek kaygısı" yaşadığını ifade etmesi de bunu destekliyor; ancak araştırmada hayal kuramamanın yeni bir sorun olmadığı aktarılıyor. 10 yıl öncesinde sosyo-ekonomik ve kültürel nedenlerle özellikle Anadolu şehirlerinde olan bu sorunun günümüzde tüm ülkeye yayıldığının altı çiziliyor.
Vatandaşlık: Tüm yaşananların bir etkisi olarak (kurumlara güvensizlik, hayal kuramama vb.) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının değersizleştiği yorumu yapılıyor. Ekonomik sorunlarda etkenlerden biri olarak görülen sığınmacıların kolay şekilde oturma izni alması ve yabancılara vatandaşlık verilmesinin kolaylaştırılması bu değersizleşmeyi etkileyen faktörler arasında yer alıyor.

Demokrasi: Araştırmaya göre gençler demokrasiyi savunsa da bunu kendi normları ve kendi grupları için istiyor. Öte yandan kurumların işleyişinin doğru olmadığını düşündükleri için çoğunluk, demokrasiden ziyade otoriterlik istiyor.
İnsan hakları: "Soyut ve belirsiz" bir kavram olarak algılanan insan haklarına ilişkin araştırmada çoğunlukla "adalet" vurgusu yapılan cevapların alındığı ifade ediliyor. Çoğu katılımcının demokrasi ve insan haklarını ayırt etmekte zorlandığı vurgulanıyor.
Göç: Katılımcıların göç etmeyi düşünenleri çoğunlukla mesleğini icra etmek için, para ve tecrübe kazanmak için veya sosyal krizler nedeniyle göç etmek istediğini ifade ediyor. Katılımcıların büyük çoğunluğunun batı ülkelerine göç etmek istediği belirtilliyor.
Değerlendirmeler
Sunumun ardından gerçekleşen panelde Demet Lüküslü'nün yönlendirmeleriyle Alphan Telek, Nevzat Taşcı, Orhun Akdağ ve Can Selçuki sonuçları değerlendirdi.
IstanPol Kalkınma Programı Direktörü Alphan Telek, hayal kuramama sorununa dikkat çekerek "Bu sadece 20'li yaştaki gençlere değil, 12 yaşındaki çocukları da vurmuş. 'Benim hayalim büyüyünce mühendis olmak ve Almanya'ya yerleşmek' diyor bir çocuk mesela. Neden peki? Birincisi kötü ekonomi yönetimi ve ekonomik buhranları Türkiye'nin. İstediğimiz refahı bulamıyoruz. Güvencesizleşme var Türkiye'de, hepimizi ortaklaştırıyor. Yurt dışına gitme isteği gibi sonuçları oluyor bu durumun da. İkincisi ise otoriterleşme. O kadar ağır ki yükselmek için alan tanımıyor. Bir değişim yaşanmazsa bu yollar tamamen kapalı olacak. İnsanlar sınıf atlama imkanı olmadığını hissediyor. Bir dönem 'Oku oğlum, bizim gibi olma' derlerdi. Artık bu kuşak bu dönemde okusa bile yükselemeyeceğini düşünüyor." değerlendirmesinde bulundu.
Arayüz Kampanyası Kampanya Direktörü Nevzat Taşcı ise "Kararsız genç seçmen unutulmaya başlandı. Gençlerin yaşadığı sorunlara odaklanmak siyasilerin de ilerlemesini sağlayacaktır. Kendi gençlik dönemlerindeki sorunları değil, bugünün gençliğine odaklanmalılar." uyarısında bulundu. Daha sonra kavramlara ilişkin sonuçlara odaklanan Taşcı, " Kavramların altını kendimiz dolduruyoruz. Bu nedenle bir araya geldiğimizde ortak zemin yaratmakta sorun yaşıyoruz. STK'lar bu noktada çok önemli. STK'ya güven artmasını doğru şekilde kullanmak gerekiyor. Siyasete girerse emek ve fikir gücünün kullanılacağını düşünüyor gençler; STK'da ise başarı kazanamazsa kurum umutsuzluğa düşüyor. Halbuki böyle değil, bu düşünceden çıkmak gerekiyor. Bir araya gelmek gerekiyor." diye konuştu.
Türkiye Raporu Direktörü Can Selçuki sonuçların, Türkiye'de gençler üzerinden popülist bir dalga yükselmesinin mümkün olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Bugün oluşabilecek popülist dalganın zaman içinde daha da büyüyebileceğini düşündüğünü ifade eden Selçuki, o noktada farklı endişelerin oluşacağının altını çiziyor.
Editörün notu:
İzlediğimiz panel sonuçlarının aslında 18-30 yaş arası gençlerde "tahammülün" kalmadığının bir aynası olduğunu değerlendiriyorum. Gençlik dönemini türlü özgürlük kısıtlamaları, ekonomik ve sosyal krizlerle geçiren bu yaş aralığındaki bireylerin önce refahını ardından da huzurunu yakalamak istediğini anlatıyor bu araştırma. Tahammülsüzlüğün bir sonucu olarak da demokrasi ve insan hakları gibi kavramların "gördükleri gibi" kendileri lehine kullanılmasını talep ediyorlar. Bir diğer ilgi çekici sonuç ise bu yaş grubunun eşitlikten ziyade adalet istiyor oluşu.
Tüm bu değerlendirmeler ışığında katılımcı yaş grubunun siyasetten uzaklaşmaya başlaması ve toplumdan da aynı şekilde uzaklaşması son derece muhtemel. Hâlbuki Türkiye'nin genç nüfusu bu ülke için son derece değerli bir grup. Bu nedenle siyasilerin önce değer verdiklerini kanıtlaması, ardından itibarını toparlaması gerekiyor. Gençlerin hem topluma yeniden kazandırılması hem de bu ülkede bir gelecekleri olabileceğine inandırılması gerekiyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İstanbul Ekonomi Araştırma'nın gençlik araştırmasının sonuçları neler anlatıyor? İran'daki Mahsa'nın ölümünün ardından başlayan isyan nasıl yayılıyor ve yankılanıyor?
02 Kas 2022

YAZARLAR

İlkim Emirler
Deputy editor @ Aposto

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




