Türkiye’nin özeti gibi bir yıl: Sarsıntılarla geçen 2023

Türkiye, uzun süredir bir yıl daha geride kaldığı için hüzünlenen değil, yeni yılın bir ihtimal daha iyi olacağını umarak zamanı tüketen bir ülke.
Türkiye’nin özeti gibi bir yıl: Sarsıntılarla geçen 2023

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Türkiye, uzun süredir bir yıl daha geride kaldığı için hüzünlenen değil, yeni yılın bir ihtimal daha iyi olacağını umarak zamanı tüketen bir ülke.

Cumhuriyetin 100. yılının “kutlandığı” 2023’ten geriye doğru, öyle uzun değil, sadece 10 yıllık yakın tarihe bakarsak, nedenlerini de anlarız.

Ülkeyi ikiye bölen Ergenekon, Balyoz operasyonları… Ülkeyi ikiye bölen anayasa referandumu… 17/25 Aralık operasyonları… Çözüm sürecinin başlaması, kanlı bir biçimde bitmesi… Suruç, 10 Ekim, Kızılay, Merasim Sokak, Taksim, Reina terör saldırıları… 15 Temmuz askerî darbesi, olağanüstü hâl, başkanlık referandumu, başkanlık seçimi…

Ortalama bir refah ülkesinde 100 yıla sığabilecek gelişmelerden başımızın döndüğü, olan biten hiçbir şeye şaşırmaz hâle geldiğimiz bu yılların ardından 2023, elbette, zorunlu olarak umutla girilen bir yıldı.

Ancak öyle olmadı… 

Bir yanıyla daha kötüsünü bekleyerek de olsa buruk bir umudu yaşatan insanların bile umut etmekten vazgeçtiği bir yıl geride kalıyor. 

Acıya uyanmak

1999’dan bu yana Marmara depreminin yaralarını tam olarak saramayan ve sürekli olarak olası İstanbul depremini konuşan Türkiye, 6 Şubat'ta Kahramanmaraş merkezli 7,7 büyüklüğündeki depremle uyandı. Toplam 11 kenti vuran deprem, özellikle Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman ve Malatya’yı yerle bir etti. Hemen ardından öğle saatlerinde 7,6’lık bir deprem daha meydana geldi. İkinci depremde de yakınlarını kurtarmak için çabalayan yüzlerce insan yaşamını yitirdi.

Depremden daha kötüsü belki sonrasında yaşananlardı. Afet hizmetlerinin tek elde toplandığı, hızlı hareket edilmesi için kurulan AFAD, depremden saatler sonra bile ortada yoktu. İş makinesi bulamayan, yardım istediği askeri, polisi de yanında göremeyen halk, enkaz altındaki yakınlarını kurtarabilmek için Şubat soğuğunda tırnaklarıyla toprağı kazdı. Uyarılara rağmen tarım arazisi üzerine yapılan Hatay Havalimanı’nın pisti ortadan yarıldığı için yardımlar buradan taşınamadı. 

Daha birkaç ay önce Kahramanmaraş’ta, bölgede 7’nin üzerinde bir deprem olması hâlinde nasıl hareket edileceğine yönelik bir tatbikat yapılmıştı. Ancak tatbikatta yapılan hiçbir şey, depremden sonra hayata geçmedi. Bununla birlikte AFAD’ın Kahramanmaraş ve Hatay ile ilgili afet planlamaları da 6 Şubat günü bütünüyle anlamını yitirdi. Günlerce kaç kişinin öldüğü konusunda bile bilgi alınamadı. Yıkılan konut sayısı, Marmara depreminden çok daha fazla insanın öldüğünü açıkça gösteriyordu. Bu nedenle haftalar sonra açıklanan 50 bin rakamı kimseyi tatmin etmedi. Halen, kayıplar bu sayıya dahil edilmedi.

Yaklaşık 15 milyon kişinin yaşadığı Kahramanmaraş, Hatay, Osmaniye, Adıyaman, Diyarbakır, Şanlıurfa, Gaziantep, Kilis, Adana, Malatya ve Elazığ'da binlerce bina yıkıldı. 

Askerin yardım için sahaya çıkarılmaması da günlerce tartışma konusu oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, askerin sahaya çıkarılmamasını eleştirenleri “yalan söylemekle” suçlarken iktidar, depremleri “asrın felaketi” olarak adlandırdı. Buna paralel olarak, bu kadar büyük bir felakette tüm devletlerin yetersiz kalacağı söylemi tedavüle sokuldu. Bu tarihten itibaren depremler, iktidara yakın medya tarafından “asrın felaketi” olarak nitelenmeye başladı.

Skandallar, sorumlular

Depremden sonra bütün kentlerden “imar skandalları”na ilişkin haberler gelmeye başladı. İmara elverişsiz zeminlerin imara açılması, yeterli denetimin yapılmaması, imar affı ile kusurların gizlenmesi yerle bir olan binaların yıkılma gerekçesini de gösteriyordu.

Aynı dönemde, Kızılay’ın binlerce insanın çadır beklediği bir dönemde, deprem çadırlarını bölgeye göndermek yerine sattığı ortaya çıktı.

Siyasetin gölgesi

Türkiye, depremin asla gündemden düşürülmemesi gerektiğini konuşurken 14 Mayıs’a ertelenen seçim, gündemi esir aldı.

Altılı masa olarak bilinen, CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, DEVA Partisi, Gelecek Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan Millet İttifakı, İYİ Parti lideri Meral Akşener’in masadan ayrılmasıyla çatırdadı. Akşener, Cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi gereken aşamada masadan kalktı ve ağır sözlerle bir yıldır ortak çalışma yürüttükleri başta CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere liderleri eleştirdi. Adayın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ya da Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’tan biri olması gerektiğini söyleyen Akşener, beş partinin Kılıçdaroğlu’nun adaylığı üzerinde uzlaşmasına rağmen masaya döndü. Dönüş formülü, İmamoğlu ve Yavaş’ın Cumhurbaşkanı Yardımcısı olacaklarının açıklanmasıyla bulundu. Ancak seçime kadar tartışmalar bitmedi.

14 Mayıs seçimi, muhalefet açısından büyük bir hayal kırıklığı ile sonuçlandı. Genel seçimde beklentilerin aksine AK Parti ve MHP’nin başı çektikleri Cumhur İttifakı açık ara ipi önde göğüsledi. Cumhurbaşkanı seçimi ise ilk kez ikinci tura kaldı. Ancak yine beklentilerin aksine Erdoğan %49,5 oy alırken Kılıçdaroğlu 5 puan geride kaldı.

Erdoğan yeniden seçildi

Türkiye, ilk kez 28 Mayıs’ta Cumhurbaşkanı seçiminin ikinci turu için sandığa gitti. Bu turda sadece Erdoğan ile Kılıçdaroğlu yarışacaktı. İlk turda sürpriz yapan Zafer Partisi’nin Cumhurbaşkanı adayı Sinan Oğan, yürüttüğü müzakereler sonrasında Erdoğan’ın yanında yer aldı. 14 Mayıs’tan hemen önce adaylıktan çekilen Memleket Partisi lideri Muharrem İnce tarafsız pozisyonda kalırken Kılıçdaroğlu, kendisine destek vermesi karşılığında Zafer Partisi’nin lideri Ümit Özdağ ile gizli bir protokol yaptı. Erdoğan, seçimin ikinci turunu %52 oranında oy alarak kazandı. 

Ekonomik kriz ve umutsuzluk

Seçimden sonra Erdoğan’ın açıkladığı yeni kabine, ekonomi ve güvenlik politikaları konusunda keskin bir yol ayrımına gidildiğini gösteriyordu. İçişleri Bakanlığı’na, yedi yıldır bu koltukta oturan Süleyman Soylu’nun yerine İstanbul Valisi Ali Yerlikaya getirildi. Hazine ve Maliye Bakanlığı koltuğuna ise Erdoğan’ın faizi düşürme politikasını doğru bulmadığı bilinen Mehmet Şimşek oturdu.

Türkiye, ekonomide o güne kadar izlenen programın ağır sonuçlarıyla seçimden sonra bir kez daha yüzleşti. Dolar ve enflasyon hızla yükseldi. Asgari ücret başta olmak üzere seçim öncesinde maaşlarda ardı ardına yapılan iyileştirmeler son buldu, anlamını yitirdi.

Yerlikaya ise Soylu döneminin izlerini silmeye yönelik operasyonlara başladı. Uyuşturucu ve mafya operasyonları, fon operasyonları, fenomenlere yönelik kara para operasyonları, Soylu’ya yakın olduğu söylenen Ayhan Bora Kaplan başta olmak üzere çeşitli isimlere yönelen organize suç örgütü operasyonları bir taraftan bir Türkiye tablosu da sunuyordu.

Bu operasyonları “yargıdaki rüşvet iddiaları” izledi. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı İsmail Uçar’ın, Adli Yargı Komisyonu Başkanı hakkındaki suç duyurusu ile başlayan tartışmalar, dört bir yandan gelen rüşvet iddiaları haberleriyle büyüdü. 

Bu haberlere paralel olarak 6 yaşındaki çocukla evlenen tarikat üyesinden, öğrencilere istismarda bulunan okul müdürüne kadar uzanan istismar haberleri de kamuoyuna yansıdı.

Seçimden sonra özellikle muhalefeti destekleyen kesimde oluşan umutsuzluk, tüm bu haberlerle daha da büyüdü.

CHP’deki değişim

Seçimde ağır bir yenilgi almasına rağmen “Kaptan, gemiyi güvenli bir limana yanaştırmak zorundadır” mottosuyla görevinde kalmayı sürdüren CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, yerel seçimin yaklaştığı bir ortamda, baskılara dayanamayarak olağanüstü kurultay toplamak zorunda kaldı. Kılıçdaroğlu, kurultayı seçim sonrasına bırakmayarak avantaj elde etmek istiyordu, ancak 4 Kasım’da CHP’nin tarihî liderlerinden İsmet İnönü’den sonra ikinci kez genel başkan koltuğunda otururken seçimi kaybeden lider olarak tarihe geçti. Kurultayda ipi, İmamoğlu’ndan da destek alan Özgür Özel göğüsledi ve CHP Genel Başkanı oldu.

Özel’in koltuğa oturmasıyla, 14 Mayıs seçiminden sonra CHP’ye kapılarını kapatan İYİ Parti’nin, yerel seçimde ittifaka yeşil ışık yakabileceği umut ediliyordu, ancak öyle olmadı. İYİ Parti, teşkilatlarından gelen seslere de kulağını tıkayarak CHP ile işbirliğini reddetti. Akşener, partisinden gelen istifa haberlerine rağmen, her ilde aday çıkartacaklarını açıkladı.

Anayasa ve 2024

Tüm bunlar yaşanırken, Anayasa Mahkemesi’nin, TİP’ten milletvekili seçilmesine rağmen tahliye edilmeyen Gezi davası hükümlüsü Can Atalay’ın başvurusunu haklı bulması ve tahliyesini kararlaştırması haberi geldi, ancak yerel mahkeme ve Yargıtay, AYM kararını yerine getirmedi. Yargıtay 3. Ceza Dairesi, bununla kalmayarak Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında suç duyurusunda bulundu.

Atalay ile ilgili süreç, iktidarın anayasa tartışmasını yeniden başlatmasına yol açtı. AK Parti ve MHP’nin hazırladığı taslak üzerinden yürütülen anayasa tartışması, 2024’te de sıkça gündeme gelecek gibi görünüyor. Zira, hem Erdoğan’ın 2028’te yeniden başkan adayı olabilmesi ve seçilebilmesi, hem Erdoğan sonrasında AK Parti’nin iktidarda kalması için anayasa değişikliğinin zorunlu olduğunu düşünen iktidar yanlılarının sayısı yüksek. 

Erdoğan da başkanlık seçiminde %50 oy aranmasını eleştirerek, bu tartışmayı boyutlandırdı. Ancak MHP lideri Bahçeli, ortağı Erdoğan’ın bu talebine kapıyı şimdilik kapattı ve MHP’nin Cumhur İttifakı'nın küçük ortağı olmasına rağmen anahtar pozisyonunda kalacağının altını çizdi.

Türkiye, 2024’e yerel seçim gündemiyle giriyor. Ancak yerel seçim sonrası ekonomide daha büyük sıkıntılar yaşanabileceği endişesi de sürekli gündemde. Güvenlikçi paradigmanın yerini demokratik alanın genişletilmesinin almasına yönelik umutlar ise iyiden iyiye tükenmiş durumda. Bu umutsuzluk, önemli bir kesimin siyasetten bütünüyle uzaklaşması sonucunu doğurmuştu. Bu tablo, iyiden iyiye içine kapanan Türkiye’yi nereye sürükleyecek, hep birlikte göreceğiz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

YAZARLAR

Gökçer Tahincioğlu

Gazeteci ve yazar. 1997-2018 yılları arasında Milliyet Gazetesi’nde muhabir, haber müdürü ve köşe yazarı olarak çalışan Tahincioğlu, 2019’dan beri T24 internet sitesinde Ankara Temsilcisi ve yazarlık görevlerini üstleniyor.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR