Working in Greece and Turkey: A Comparative Labour History from Empires to Nation-States, 1840-1940

Yazı: Recep Ölmez
Leda Papastefanaki ve M. Erdem Kabadayı’nın editörlüğünü üstlendiği kitap üç ana başlık altında 13 makaleden oluşuyor. Eser konusunda uzman akademisyenleri bir araya getirerek Türkiye ve Yunanistan’ın ortak tarihine dolayısıyla Osmanlı İmparatorluğu ve Yunanistan Krallığı’nın toprak, emek ve işçi ilişkilerine ışık tutuyor. Türkçe, Osmanlıca ve Yunanca kaynakların kullanımı Ege’nin her iki yakası için karşılaştırmalı bir tarih yazımı sunuyor.
I. bölüm Alp Yücel Kaya’nın toprağa esaretin kilit sorununu ele alan makalesi “19. Yüzyıl Balkanlarında Köylüler Toprağa Bağlı Mıydı? ‘Osmanlı Tarih Yazımında Yeni/İkinci Serflik Sorununun Yeniden Değerlendirilmesi’” ile başlıyor. Çiftliklerdeki mülkiyet rejimlerine ve Tırhala’daki çalışma ilişkilerinin örgütlenmesine odaklanarak, nizamnâme ve lâyihaların toprağa bağlılığı meşrulaştırdığını ve kurumsallaştırdığını iddia ediyor. Devletin ikinci bir serflik getirmediğini, bunun yerine tarımsal üretimin kapitalist dinamiklerinin değişen ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş işgücü alımını getirdiğini iddia ediyor.
Christos Hadziiossif, “‘Görünmez’ Yunan Emekçilerin Ordusu” adlı makalesinde Yunan ekonomik tarihçiliğinin 19. yüzyıl tarımsal iş gücünün eşitlikçi yapılara dayanan özgür ve küçük toprak sahibi köylülerden oluştuğu yanılsamasını aktarıyor. Genel olarak kabul edilen görüşün aksine, Hadziiossif, büyük kuş üzümü plantasyonlarında tarım ürününün yoğun ticarileştirilmesinin çok sayıda ücretli işçi yarattığını öne sürüyor. Osmanlı tarihçiliğinde de oldukça egemen olan küçük toprak köylülüğünün tarihsel kırılmasına yeni kurulan Yunanistan Devleti bağlamında dikkat çekiyor.
Semih Çelik’in “‘Bu Sefalet Ülkesinde Kimseye İş Yok’: 19. Yüzyıl Ortası Anadolu’da Kıtlık ve Çalışma İlişkileri” adlı çalışması, sosyo-ekolojik bir krizde Anadolu köylülerinin ve zanaatkârlarının kıtlığa tepki gösterme biçimlerini inceliyor. 1845-48 yıllarında Anadolu’daki kıtlığın sebebiyet verdiği emek hareketliliğini tetikleyen ekolojik ve ekonomik dinamiklerin incelenmesi gerektiğini vurguluyor.
Fatma Öncel’in “19. Yüzyıl Ortası Osmanlı Kırsalında Kırsal İmalat: Üç Filibe Köyünde Tekstil İşçileri” başlıklı çalışması, kırsal endüstrilerin önemine ve Osmanlı kırsalındaki emek örgütlenmesi üzerindeki etkilerine vurgu yapıyor. Öncel, geçmişte oldukça fazla olarak algılanan proto-sanayileşme kavramını yeniden ele alıyor. Filibe (Plovdiv) bölgesinde bulunan üç köydeki imalat faaliyetlerine ve özellikle tekstil işçileri için hane gelirlerinin bileşimine odaklanarak, bu köylerdeki ekonomik faaliyetin bir dereceye kadar uzmanlaşmış olduğunu vurguluyor.
M. Erdem Kabadayı ve Murat Güvenç’in yazdığı “19. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun Kent Ekonomilerinde Etno-Dini İş Bölümü” başlıklı çalışma, temettuat defterlerini kalıplaşmış ve birbirini tekrar eden çalışmalardan farklı bir şekilde inceliyor. Geç Osmanlı İmparatorluğu’nun kentsel ekonomilerinde, belirli etno-dini grupların belirli ekonomik sektörlerde daha yüksek bir temsile sahip olduğu argümanı vurgulanıyor. Böylelikle Osmanlıların meslek tercihlerinde etnisite ve dinin rolüne ilişkin eski ama henüz çözülmemiş tartışmayı yeniden gözden geçirmeye çalışıyorlar.
I. bölümde Osmanlı ve Yunan iktisat tarihinin büyük sorularıyla ciddi bir yüzleşme bulunmaktadır. Bu noktada okuyucu için son derece doyurucu tartışmalar yapılırken çocuk ve kadın emeği gibi daha az görünür hikayelerin ise kapitalist ilişkilerin dönüşümü bağlamındaki yeri genellikle göz ardı ediliyor.
II. bölüm Akın Sefer’in “Modern Rıhtımlarda Sınıf Oluşumu: Geç Osmanlı İstanbul’unda Liman İşçileri ve Mücadeleleri” adlı eseriyle başlıyor. Çalışmanın merkezinde 1890’lar İstanbul’unda Ermeni liman işçileri üzerindeki şiddetli siyasal değişimler ve bunların sonuçları vardır. Sefer’e göre bu örgütler limanın siyasallaşmasıyla birlikte kendilerini katı dini aidiyet çizgileri boyunca proto-milliyetçi ve dışlayıcı çıkar grupları olarak yeniden keşfettiler.
Sinan Dinçer’in “Emekçiler, Mülteciler, Devrimciler: Osmanlı Ermeni Göçü Algıları”, Osmanlı Ermeni işçilerinin sınır dışı edildikten veya daha iyi umutlar aramaya zorlandıktan sonra yurtdışındaki, göçmen yaşamlarını takip ediyor. Osmanlı merkezi yönetiminin yurtdışındaki politize olmuş Ermeni işçilere yönelik algı ve eylemleri, göçmen statüleri ve aynı zamanda bu işçilerin Osmanlı ve diğer devletler tarafından siyasi araçsallaştırılmasını inceliyor.
Nikos Potamianos, “Yunan İşçi Hareketi ve Ulusal Tercih Talepleri, 1890-1922”, Atina ve Pire işçileri arasındaki gerilimlerle ilgili ulusal tercih kavramının geçerliliğini 20. yüzyılın başlarına odaklanarak sorguluyor. Ani bir mülksüzleştirme ve bunun sonucunda ani proleterleşme içeren mülteci akını, Atina ve Pire’deki yerleşik işçi örgütleri arasında karşıtlıklar yarattı. Potamianos’un bu mültecilerin sınıfdaşları tarafından “ötekileştirilmesi” üzerine yaptığı çalışma, bu bölünmenin her iki tarafındaki işçilerin günlük yaşamlarına ve mücadele biçimlerine dair çok yönlü iç görüler sağlıyor.
Bu bölümün son makalesi, Erol Ülker’in “Mülteciler, Yabancılar, Gayrimüslimler: Silahtarağa Santrali’nde Milliyetçilik ve İşçiler, 1914-24” adlı çalışmasıdır. Osmanlı İmparatorluğu’nun tek elektrik santralinin işçi çatışmaları için nasıl bir merkeze dönüştüğünü anlatıyor. İşçi sendikasının santraldeki Müslüman işçileri mültecilere ve gayrimüslimlere karşı nasıl seferber etmeye çalıştığını inceleyerek bu politikanın taban dinamikleri hakkında fikir veriyor. Ülker, milliyetçi söylemlerde ifade edilen ve son Osmanlı/erken Cumhuriyet Türk emeğinin devam eden daha büyük bir ulusallaştırma/Türkleştirme sürecinin parçaları olarak dikkatle temsil edilen işçiler arasındaki emek çatışmalarına odaklanıyor.
II. bölüm emek ilişkilerinin siyasi dönüşümlere ve ideolojik aidiyetlerin sınıf bağlamında incelenmesine odaklanarak emek örgütlenmelerinin dönüşümüne dair farklı pencereler açıyor. Bu noktada İslamcılık, köycülük veya orta-alt sınıfların kapitalist dönüşüme olan tepkilerinin emek sınıfıyla ilişkisi gibi konulara değinilmemiş olmasını ayrıca not etmek gerekiyor.
III. bölüm 1940’lara ve 1950’lere uzanan zamansal bir odaklanmaya sahiptir. Leda Papastefanaki’nin “‘Baba İlgisi…’: Bir Yunan Adasının Tekstil Fabrikalarında Endüstriyel Paternalizm, Emek Yönetimi ve Toplumsal Cinsiyet (Hermoupolis, Syros, 1900-1940)” adlı çalışması, endüstriyel paternalizmin emek yönetimi ile bağlantılı olarak anlamını ve rolünü analiz ediyor. Cinsiyet seçici paternalist uygulamaların yalnızca kapitalist emek ilişkilerini meşrulaştırmakla kalmayıp, aynı zamanda işçiler arasındaki sosyal hiyerarşiyi yeniden şekillendirdiği sonucuna varıyor.
Barış Alp Özden, “Değişen Üretim Organizasyonu, Denetim Tarzları ve İşçilerin Tepkisi: 1940’larda ve 1950’lerde Türk Tekstil Sanayii”nde üretim ilişkilerinin mikro dünyalarını, emek denetimini ve disiplin mekanizmalarını merkeze koyuyor. İşverenler tarafından yeni kontrol ve ücretlendirme tekniklerinin tanıtılması ve sendikalı eylem yoluyla ifade edilen emek direnişinin altını oymak için aldıkları paternalist önlemler, işçilerin yaşamlarının bu az çalışılmış ancak belirleyicileri noktalarını analiz etmek için verimli bir zemin sağlıyor.
Asimakis Palaiologos, “‘Kaderlerinin İyileştirilmesini İstemek Adildir’: Patras Basın İşçileri ve Matbaacılarının Talepleri, Seferberliği ve Siyasi Yönelimi, 1900-1940” adlı çalışmasında, matbaacıların ve mat-baa işçilerinin emeğinin çoklu boyutlarını dikkate alarak, siyasal yönelimlerini, taleplerini ve seçimlerini araştırıyor. Palaiologos, Yunanistan’ın bu önemli endüstriyel kentsel merkezindeki basın işçilerinin ve matbaacıların siyasi yönelim yöntemlerini ve diğer işçi örgütleri arasındaki konumlarını detaylandırıyor.
Kitabın son makalesi Pothiti Hantzaroula’ya ait, “Çocukların Ev İçi Emeği: Yakın İlişkiler, Aile Politikaları ve İki Savaş Arası Yunanistan’da Ev İşçilerinin Kimliğinin İnşası”. Esas olarak sözlü tanıklıklara dayanan Hantzaroula, ihmal edilmiş ancak önemli bir işçi grubunu araştırma gündemine getiriyor. Ev işçilerinin yaşamları, küresel emek tarihçiliğinin yanı sıra Yunan ve Türk emek tarihinde de dikkat çekiyor.
III. bölüm 20. yüzyılın ilk yarısında çalışma ilişkilerine odaklanmaktadır. Mikro düzeydeki incelemelerden oluşan bölüm, sanayileşen ve siyasallaşan bir dünyada işçi ve işveren ilişkilerini araştırıyor.
1840’lardan 1940’lara kadar Ege Denizi’nin her iki yakası için emek tarihinin daha geniş bir şekilde anlaşılmasına ve uygulanmasına katkıda bulunan bu çalışmalar, Osmanlı ve Yunan kırsalındaki toplumsal tabakalaşma ve çatışmaları vurguluyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu sayıda Toplumsal Tarih Dergisi'nin Kasım 2021 tarihli sayısından Gosdantyan ve Demircibaşyan'a bir bakış ve Molière'in Türkçe serüveni.
05 May 2023

YAZARLAR

Toplumsal Tarih
Tarih Vakfı'nın ülkemiz insanlarının tarihe bakışlarına yeni bir içerik, zenginlik kazandırmayı ve tarihi mirasın korunmasını köklü bir duyarlılıkla, geniş toplum kesimlerinin katılımıyla gerçekleştirmeyi amaçlayan dergisi Toplumsal Tarih'ten özel seçkiler her cuma 11.00'de Aposto'da.
İLGİLİ OKUMALAR


