Yaklaşan fırtına: Hamaney'in öldürülmesi ve 1914'ün hayaleti

Geçen hafta Ortadoğu'da yaşanan benzersiz gelişmelere anlam vermeye çalışırken 1914'te Avrupa'yı 1. Dünya Savaşı'na götüren şartların bugün için geçerli olup olmadığı da akla geliyordu. Ölçek ve sonuçları açısından farklı olsa da Saraybosna’da Arşidük Ferdinand’a düzenlenen suikast ile Hamaney’in öldürülmesi aynı türden bir “kıvılcım” işlevi görebilir mi?
Yaklaşan fırtına: Hamaney'in öldürülmesi ve 1914'ün hayaleti

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İran'nın dinî lideri Ali Hamaney’in öldürülmesinin üzerinden 10 gün geçti. ABD ve İsrail, modern zamanda eşi benzeri olmayan bir şekilde, önceden savaş ilan etmeksizin başka bir devletin lideri ve üst düzey yöneticilerini saldırıyla ortadan kaldırdı. 

ABD Başkanı Trump saldırı sonrası yaptığı ilk açıklamada, İran halkını rejimi devirmek için sokaklara çıkmaya çağırdı: 

“Bu, muhtemelen nesiller boyunca yakalayabileceğiniz tek fırsat.” 

Geçen yıllarda İslam rejimine karşı ciddi bir toplumsal muhalefet zaman zaman sokaklara çıktı. Bu başkaldırılar oldukça gaddar yöntemlerle kanlı şekilde bastırıldı. Amerika'nın ipiyle kuyuğa inilmeyeceğinin tüm Ortadoğu gibi İran muhalefeti farkında olsa gerek, Trump’un çağrısı İran’da karşılık bulmadı

ABD; Vietnam, Irak ve Afganistan’da kendi çıkarları için yürüttüğü savaşları kazanabilmek için yerel vekiller kullanmıştı. Ancak tası tarağı toparlayıp geri çekildiğinde aynı vekillerini yüz üstü bırakması, az biraz tarihe meraklı herkesin hatırında. 

İran özelindeyse milliyetçi lider Musaddık’ı 1953’te deviren, 1979’a kadar süren Şah’ın otoriter rejiminin en büyük destekçisi ABD’nin sicili oldukça kirli ve karanlık. 

Rejim değişikliği beklentisi neden tutmadı?

Belli ki Trump, İran’da iktidarın üst kademesini öldürdükten sonra sokağın da yardımıyla rejim değişikliğinin yaşanacağına, tıpkı Venezuela’da olduğu gibi kısa bir sürede amacına ulaşabileceğine inanmıştı. Aradan geçen 10 günde ise bu stratejinin gerçekleşme ihtimalinin yerinde yeller estiğini bizzat Amerikan yönetimi itiraf etti. 

Trump, Başkan seçildikten sonra uyguladığı dış politikaya çok uygun şekilde Savunma Bakanlığı'nın ismini Savaş Bakanlığı'na çevirmişti. Bakanlığın başına getirdiği Pete Hegseth, Tahran ile savaşın ne kadar sürebileceğine yönelik öngörüsünü 4 Mart’ta paylaştı: 

“Dört hafta diyebilirsiniz ama altı da olabilir, sekiz de olabilir, üç de olabilir.” 

Politico haber sitesine göreyse, Pentagon’un planlama ve personel talepleri savaşın en az Eylül 2026’ya kadar sürebileceğine işaret ediyor.

İran'ın dinî lideri, genelkurmay başkanı, savunma bakanı ve Devrim Muhafızları komutanı da dahil olmak üzere rejimin üst kademesinin öldürülmesine rağmen Tahran, asimetrik ama sistematik biçimde savaşı bölgeselleştirdiği bir karşı strateji izleyebildi. Savaşın ilk günlerinden itibaren, ABD’nin başta Körfez olmak üzere Ortadoğu’daki askerî iletişim altyapısını hedef aldı. 

4 Mart’ta Washington Post, Amerikan kaynaklarına dayandırarak savaşın daha ilk haftası dolmadan ABD’nin Ortadoğu’daki “gelişmiş hava savunma füzelerinin” hızla tükendiğini yazdı. Buna göre “günler içinde” ABD ordusu İran füzelerine karşı hangi hedefleri koruyacağını önceliklendirmek zorunda kalacak. Kısaca ABD’nin elinde İran füzelerini engelleyecek sınırsız kaynak olmadığı gibi, mevcut olanlar da hızla tükeniyor.

Tahran'ın asimetrik karşı hamlesi

İran, geçen hafta Umman’ın Hint Okyanusu’na bakan Duqm limanındaki petrol tanklarını dronlarla vurdu. Liman, Amerikan donanmasının Basra Körfezi’ne ve Hürmüz Boğazı’na girmeden ikmal yapabilmesini sağlıyor. Duqm’un vurulması, Tahran’ın sadece cephede değil, ABD’nin savaşı sürdürebilmesini sağlayan ikmal-lojistik omurgasında da “güvenli arka bölge” bırakmamaya çalıştığının gösteriyor. 

  • İran’ın Amerikan askerî iletişim altyapısının yanında diplomatik temsilciliklerini ve ikmal depolarını da hedef alması, savaşın öngörülenden uzun sürebileceğinin işareti sayılmalı.

İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçişleri engellemesiyle birlikte petrolün fiyatı 100 doların üstüne çıktı. Ancak sorun sadece petrolle sınırlı değil: Tüm emtia ve tedarik zinciri üzerinden küresel krizin çanları çalmakta. Katar, savaş nedeniyle LNG’de mücbir sebep (force majeure) ilan ederek üretimi kıstı. Buna alüminyum, gübre, petrokimya ürünleri ve kükürt sevkiyatındaki aksamaları da eklediğimizde, Tahran’ın stratejisini sadece askerî değil, arz şoku üzerine de kurduğunu söylemek mümkün.

Geçen hafta yoğun haber ve propaganda fırtınası içinde bir haber de dikkatlerden kaçtı. Amazon’un Bahreyn ve Birleşik Arap Emirliklerindeki bulut bilişim altyapısı AWS, İran tarafından vuruldu. Körfez’deki bulut veri merkezlerine yönelik saldırılar, petrol kadar kritik olan dijital altyapıyı da tehdit ediyor: Bankacılıktan ödemelere ve lojistiğe kadar uzanan tüm alanlar risk altında. 

Dahası bölgeyi yakından izleyen bazı yorumcular, Dubai’de vurulan AWS’ye ait veri merkezinin İsrail askerî mimarisiyle bağlantılı olduğunu ve İsrail ordusu tarafından kullanıldığı yazdı. Burada ki kritik soru, Tahran’ın böylesi bir hedef seçimini mümkün kılacak istihbarat bilgisini nasıl edindiğiydi. 

Rusya faktörü ve uzun savaş

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, geçen hafta yaptığı açıklamada, Moskova’nın hedefini ABD ve İsrail’in İran’a yönelik operasyonunu “imkansız kılacak bir atmosfer oluşturmak” şeklinde duyurdu. 

  • Mart 2025’te Amerikan medyasına yansıyan haberlere göre ABD, Almanya’nın Wiesbaden şehrinde bulunan “Task Force Dragon” koordinasyon merkezi üzerinden Ukrayna’ya Rus hedeflerine ilişkin istihbarat sağlıyordu. Buna göre ABD’nin Rusya’daki hedeflere yönelik topladığı uydu görüntüleri ile elektronik ve sinyal istihbaratı Ukrayna tarafına aktarılıyordu. 

Bu tablo ışığında Moskova’nın benzer bir desteği bugün İran’a sağlaması kimseyi şaşırtmamalı. Nitekim Washington Post’un 6 Mart tarihli haberine göre Rusya, İran’a Amerikan askerî unsurlarına yönelik istihbarat aktarıyordu. Bunun neticesinde İran bölgedeki Amerikan komuta ve kontrol yapısına yönelik son derece hassas ve sofistike saldırılar yapıyordu. Geçen yılki 12 gün savaşına kıyasla İran saldırıları çok daha ileri düzeydeydi.

Mao “uzun savaş” stratejisinde, zayıf tarafın güçlü olanı cephede tek hamlede yenemeyeceğini; fakat savaşı uzatıp maliyeti tırmandırarak onu yıpratıp ve geri adım attırabileceğini yazar. İran, Amerikan ve İsrail ordularını sahada yenemeyeceğinin farkında. Ancak savaştan çıkış yolunu, Washington’a askerî yenilgi tattırmak yerine onun finansman kapasitesini aşındırarak kaybettirmekte arayabilir. 

Buradaki kırılgan halkaysa, Amerikan hazine tahvilleri üzerinden dönen finans mekanizması: Körfez ülkeleri petrol gelirlerinin önemli bir bölümünü ABD varlıklarına, özellikle de Amerikan hazine tahvillerine yatırıyor. Savaş uzayıp petrol ihracatı aksadıkça, gelirler düşüp savunma harcamaları arttıkça bu ülkeler bütçelerini çevirmek için Amerikan varlıklarını satmaya zorlanacaktır. 

Bu satış dalgasının sadece Körfez'le sınırlı olmayacağını, sıkışacak Batı ve Asya ekonomilerinin de benzer bir yolu izlemek zorunda kalacağını ekleyelim. Amerikan hazine tahvillerinin düşmesi, faizlerin yukarı yönlü hareketi; Amerikan ekonomisini ve Trump’u büyük bir krizle baş başa bırakacaktır. 

Kısa savaş yanılgısı: Yeni bir Saraybosna'yla mı karşı karşıyayız?

Trump yönetimindeki ABD, geçen kısa süre içinde Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu yatağından kaçırarak tutukladı. Ardından da 86 yaşındaki Hamaney’i öldürdü. Uluslararası ilişkilerin temel aktörleri olan devletlerin sergilediği davranışlar arasında örneği bulunmayan bu eylemler, haydutların ya da şiddeti kısa dönemli çıkarları için kullanan örgütlerin dünyasına ait. 

Geçen haftayı bu benzersiz gelişmelere anlam vermeye çalışarak geçirirken, 1914’te Avrupa’yı 1. Dünya Savaşı’na götüren şartların bugünü anlamamıza yardımcı olabileceği düşüncesine de sık sık döndüm. Savaşın haftalar içinde biteceğini öngören Avrupa devletleri, 1918’e geldiklerinde ekonomik olarak tükenmişti. Tam da bu dönemi düşünürken, 20. yüzyılın önde gelen tarihçilerinden Odd Arne Westad’ın yeni kitabı üzerine Andrew Keen’le yaptığı bir söyleşiye denk geldim.

Odd Arne Westad, Yaklaşan Fırtına başlıklı kitabı üzerine yaptığı söyleşide tam da bunu vurguluyor: 2020’lerin çok kutuplu yapısı, 1914 öncesi Avrupa’ya “rahatsız edici” ölçüde benziyor. Bir yanda kurduğu uluslararası düzenden geri çekilen hâkim güç ABD, öte yanda yükselen güç Çin ve gerileyen ama risk almaya yatkın bir imparatorluk kalıntısı Rusya var. 

  • Kısaca 1914’ün Britanyası bugün ABD, İmparatorluk Almanya’sı Çin, Avusturya-Macaristan’ı ise Rusya. 

Westad ayrıca Ortadoğu’yu, tıpkı 1914’te Balkanlar gibi, daha geniş bir yangını tetikleyebilecek başlıca kıvılcım bölgelerinden biri olarak işaret ediyor ve “Yeni teknolojiler/nükleer silahlar savaşı imkansız kılar” rahatlığının 1914 öncesindeki yanıltıcı iyimserliği hatırlattığını söylüyor. 

Westad bu söyleşiyi İran’a saldırıdan önce yaptığı için buna değinmiyor ama ister istemez şu soru akla geliyor: Saraybosna’da Arşidük Ferdinand’a düzenlenen suikast, ölçek ve sonuçları açısından farklı olsa da, Hamaney’in öldürülmesi aynı türden bir “kıvılcım” işlevi görebilir mi? Ya da 1956’da Süveyş Krizi sonrasında İngiliz İmparatorluğu'nun sessiz sedasız bizzat Londra tarafından tasfiye edilmesi gibi bir süreç, ABD için de yaşanacak mı? 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

YAZARLAR

Behlül Özkan

Akademisyen. Behlül Özkan, Fletcher School of Law and Diplomacy, Tufts Üniversitesi’nden Uluslararası İlişkiler alanında doktora (2009) ve yüksek lisans (2005) derecelerine sahiptir. Lisans derecesini (1998) Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünden almıştır. Türkiye siyaseti, Soğuk Savaş dönemi güvenlik ve istihbarat, jeopolitika ve Siyasal İslam üzerine akademik makaleleri bulunmaktadır. 2012 yılında Yale University Press’ten çıkan kitabı Türkçe Kırmızı Kedi Yayınevinden Türkiye’de Milli Vatanın İnşası başlığıyla yayımlandı. Türkiye’nin Soğuk Savaş Düzeni başlıklı kitabın (Tolga Gürakar ile birlikte, Tekin Yayınevi, 2020) editörüdür. 2019 yılında Gerda Henkel Stiftung’tan, 2022 yılında IWM’den araştırma bursu almıştır.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Yumuşak güç sertleşirken: 36. NATO Zirvesi'nde diplomasinin yeni kodları

Bu yılki NATO Zirvesi; semboller, anlatılar ve kültürel güçle örülen "yumuşak gücün" ortadan kalkmadığını; aksine yeni bir biçim kazandığını gösteren anlarla doluydu. Savunma sanayiinin ve caydırıcılığın öne çıktığı bir dönemde yumuşak güç de bu gerçekliğe uyum sağlıyor; daha sert semboller, daha karizmatik lider imajları ve daha gösterişli ritüeller üzerinden yeniden üretiliyor.

Nart Özel

·

11 Tem 2026

Yumuşak güç sertleşirken: 36. NATO Zirvesi'nde diplomasinin yeni kodları
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Görüş | Butlan krizi nasıl bir fırsata dönüştürülebilir?

Mutlak butlan kararı, yalnızca CHP iç dengelerini değil, toplumsal muhalefetin yönünü, enerjisini ve mücadele kapasitesini de doğrudan etkileyen bir kırılma noktası oldu. CHP’nin seçilmiş yönetiminin butlan tartışmalarına ayırdığı enerjiyi azaltıp odağını muhalefeti örgütlemeye ve CHP’yi de aşan geniş bir özgürlük cephesi kurmaya yöneltmesinin imkanları neler olabilir?

08 Tem 2026

Görüş | Butlan krizi nasıl bir fırsata dönüştürülebilir?