Yalnızlık, geleceksizlik ve gençliğin itirazı

İstanbul Üniversitesi önündeki polis bariyerlerini yıktıran; gençleri Saraçhane’ye, İstanbul’un ve diğer şehirlerin sokaklarına döken asıl neden neydi?
Yalnızlık, geleceksizlik ve gençliğin itirazı

Zappa Zamanlar

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

Yazı: Cana Tülüş Türk

19 Nisan 2025’ten bu yana Türkiye’nin yaşadığı toplumsal hareketlilikte gençlik en dikkat çekici unsurlardan biri hâline geldi. Hem çok konuşuldu hem de çok yazıldı.

Geçen hafta, İstanbul Politikalar Merkezi ile Medyascope işbirliğiyle hazırlanan “Nasıl Bir Dünya? Nasıl Bir Türkiye?” programında, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Emre Erdoğan ve Sabancı Üniversitesi’nden Nebi Sümer çok önemli bir söyleşi düzenlediler. 19 Mart’tan bu yana süren protestolarda gençlerin katılımını merkeze alan bu buluşmada, gençlik olgusunu yıllardır çalışan, biri siyaset bilimci, diğeri sosyal psikolog iki akademisyen, günümüz Türkiyesi’nde gençlerin hukuksuzluktan adaletsizliğe, özgürlük kayıplarından toplumsal güvenin aşınmasına birçok sorunla karşı karşıya olduğunu tartıştılar. 

Ancak tüm bu meseleler içinde özellikle dikkat çeken, gençlerin derinden hissettiği yalnızlık duygusu ve geleceksizlik algısıydı. 

Fotoğraf: Melike Or

Yalnızlık ve desteksizlik

Nebi Sümer, gençlerin hissettiği yalnızlık duygusunu "Dünya Mutluluk Raporu 2025" (World Happiness Report 2025, WHR25) üzerinden yorumladı. Oxford Üniversitesi’nin Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı ile hazırladığı bu kapsamlı rapor, bireysel mutluluğun sosyal bağlar, güven ve iyilikle ne kadar iç içe geçtiğini gösteriyor. Rapor, mutluluğu yalnızca bireysel bir hedef değil, toplumların birlikte inşa ettiği bir değer olarak ele alıyor.

Gallup World Poll verilerine göre Türkiye, yaşam memnuniyeti açısından 147 ülke arasında 94. sırada yer alıyor. Bu memnuniyet düzeyini en az etkileyen unsur “yaşam seçimlerinde özgürlük” olurken, en çok etkileyen unsurun “sosyal destek” olduğu görülüyor. Genç yetişkinler açısından Türkiye, Japonya ile birlikte en düşük sosyal destek düzeyine sahip ülkeler arasında. Gençlerin önemli bir kısmı, ihtiyaç duyduklarında güvenebilecekleri bir destek ağına sahip olmadığını düşünüyor; kendilerini sosyal olarak izole hissediyor.

Bu veriler, yalnızlığın Türkiye’de gençler arasında hem yaygın hem de derinleşen bir sorun olduğuna işaret ediyor. Sosyal bağların zayıflığı, gençlerin yaşam memnuniyetini doğrudan etkileyen başlıca etmenlerden biri hâline gelmiş durumda. Sümer, geleneksel aile yapısına rağmen gençlerin bu denli yalnız hissetmesinin özellikle dikkat çekici olduğunu vurguluyor.

  • Paylaşmak, destek olmak ve bağlantıda kalmak yalnızca bireyleri değil, toplumların genel refah düzeyini de dönüştürebiliyor. Bu bağlamda yalnızlık, mutluluğun en büyük düşmanlarından biri olarak karşımıza çıkıyor.

Popülizm ve kırılgan güven

WHR25’in popülizmin nedenlerine odaklanan yedinci bölümü de bu açıdan oldukça çarpıcı. Bulgular, popülist eğilimlerin ardında çoğunlukla bireysel mutsuzluk ve topluma duyulan güvensizlik olduğunu gösteriyor. Bu güvensizlik, yalnızca ekonomik kaygılardan değil; bireylerin kendilerini dışlanmış, duyulmamış ve umutsuz hissetmelerinden de kaynaklanıyor.

Demokrasinin dünya genelinde son yirmi yılda yaşadığı gerileme ve otoriter popülizmin yükselişi düşünüldüğünde, bu tablo bize oldukça tanıdık geliyor. Popülist eğilimlerin arkasında yatan mutsuzluk ve güvensizlik gibi duygular, Türkiye’de de gençlerin demokrasiye bakışını şekillendiriyor. Gençlerin siyasi sistemle kurduğu bu kırılgan ilişki, çeşitli araştırmalarda da kendini açıkça gösteriyor.

Bu bağlamda, Habitat’ın yayımladığı Türkiye’de Gençlerin İyi Olma Hâli araştırması dikkat çekici veriler sunuyor. Rapor, gençler arasındaki yaşam memnuniyetine ve demokrasiye bakışa odaklanıyor. Katılımcıların %80,8’i, Türkiye’de demokrasinin işleyişinden memnun olmadıklarını ya da bu konuda kararsız olduklarını belirtiyor. Demokrasiye dair memnuniyet, siyasi aidiyete göre ciddi biçimde ayrışıyor. Demokrasinin işleyişinden memnun olduğunu söyleyen %16’lık kesimin %44’ü iktidar ittifakını desteklerken sadece %3’ü muhalefet partilerine oy veriyor. Bu veriler, gençler açısından demokrasinin bir ortak değer olmaktan ziyade, “kazananlar” ve “kaybedenler” arasında bölünmüş bir alan hâline geldiğini gösteriyor.

Demokrasi ve temsil krizi

Gençlerin demokrasiye dair algısının bu denli bölünmüş olması, yalnız anket verileriyle değil, niteliksel saha çalışmalarıyla da doğrulanıyor. 2023’te İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde tamamladığım, “Demokrasi Üzerine Normatif Kavramların Tartışılması: Kırklareli Örneği” başlıklı doktora tezimde, farklı siyasi görüşlere sahip 35 birey politik etnografi yöntemiyle görüşmeler yaptım. Katılımcılara, demokrasi tanımlarını, sistemin işleyişinden memnuniyet düzeylerini ve geleceğe dair beklentilerini sordum.

Görüşmelerde en sık öne çıkan sorunlar şunlardı: Temsiliyet eksikliği, liyakatten uzaklaşma, partizanlık ve dışlayıcı siyasi kültür. Gençler, destekledikleri siyasi yapıların konumu ne olursa olsun, karar alma süreçlerinden dışlandıklarını hissediyor ve bu durum siyasete karşı ilgisizlikle birlikte güçlü bir güvensizlik duygusu yaratıyordu.

Fotoğraf: Melike Or

Bir katılımcı, gençlik yapılanmalarında aktif görev almasına rağmen fikirlerinin dikkate alınmadığını ve siyasal süreçlerde etkili olamadığını belirterek ayrıldığını anlattı. Gençlik ve kadın kollarında görünür roller üstlenenlerin bile karar mekanizmalarının dışında bırakılması dikkat çekiciydi. Başka bir katılımcı ise bilgisi ve eleştirel duruşunun siyasette karşılık bulamadığını, kendisini özgürce ifade edemediğini ve dışlanma korkusu yaşadığını dile getirdi. Bu anlatılar, yalnızca bireysel kırılma anlarını değil, gençlerin demokratik sürece duydukları inancın neden zayıfladığını da açıkça ortaya koyuyordu.

  • Sonuçta, gençlerin sisteme katkı sunma arzusu var ancak mevcut yapı bu arzunun hayata geçmesi için yeterince alan tanımıyor. Bu da gençlerin umutlarını törpüleyen, onları siyasetten uzaklaştıran temel bir kırılma noktası hâline geliyor.

Değişim umudu neden kayboldu?

Demokrasiye dair tahayyüllerinde ise en belirgin duygu, değişim beklentisinin neredeyse tamamen yitirilmiş olması. “Nasıl bir demokrasi hayal ediyorsunuz?” ve “Geçmişe göre demokrasi nasıl işliyor?” gibi sorulara verilen yanıtlar, yaygın bir umutsuzluğu ve geleceğe dair beklentisizliği yansıtıyor.

Özellikle genç kadınlar, engelli gençler ve yoksul gençler için tablo daha da karanlık. Emre Erdoğan’ın belediye meclisleri üzerine yaptığı analiz bunu çarpıcı biçimde ortaya koyuyor: Nüfusun yarısını oluşturan kadınların bu meclislerdeki temsil oranı %11’i bile bulmuyor. Bu durum yalnızca bir temsil eksikliği değil, açık bir ayrımcılık olarak da okunabilir. Üstelik benzer eşitsizlikler parlamentoda ve adaylık süreçlerinde de kendini gösteriyor.

Gençler, kendi yaşamlarının giderek daha fazla siyasallaştığını fark ediyor. İşsizlik, nitelikli eğitime erişim zorluğu, kutuplaşmış toplumsal yapılar içinde kendini gerçekleştirememe gibi sorunlar, onları–çoğu zaman istemeden–politik bir pozisyon almaya itiyor. Gençler için siyasallaşma artık bir tercih değil; yaşadıkları koşulların doğrudan bir sonucu, adeta bir zorunluluk hâline geliyor.

Kayıp gelecek ve sokağa taşan sözler

Raporları ve “büyükler” olarak bizim analizlerimizi bir kenara bırakalım. Bu kez, geleceksizlik ve yalnızlık hissini doğrudan gençlerin kendi sözlerinden dinleyelim. Protestolara katılan gençlerle yaptığım görüşmeler, bu duyguların ne denli derin ve kişisel yaşandığını açıkça ortaya koyuyor. 22 yaşındaki bir üniversite öğrencisi şöyle diyor: 

"En çok zarar gören gruplardan birinin biz öğrenciler olduğunu düşünüyorum. Benim kaybedecek bir şeyim yok. Yani özgürlüğümden başka. Tabi bu büyük bir kayıp elbette ki tutuklanmak istemiyorum ve bence caydırıcı da oluyor. Ama günün sonunda en az kaybedecek şeyi belki de biz öğrenciler ve o yüzden çıkıyoruz. … Hani zaten maddi olarak çok şeyimiz yok, işimiz yok. Sosyal ağlar çok kısıtlı, yükselme olanakları çok kısıtlı, iş olanakları çok kısıtlı, yani sayarım sabaha kadar.”

Elbette öğrencilerin sokağa çıkmasının ardında yalnızca bireysel duygular değil, çok somut gerekçeler de var. Genç işsizliğinin yüksekliği, liyakattan uzaklaşan bir sistemde gelecek kurma güçlüğü, siyasi temsilde dışlanmışlık hissi, eğitimde nitelik sorunları… Tüm bunlar, gençlerin içinde yaşadıkları düzene yönelik eleştirilerini sokakta dile getirme nedenleri arasında. Ancak bu itirazı sokağa taşıyan yalnızca akılcı hesaplar değil. En az onlar kadar etkili olan şey, duygusal kırılmalar: Dışlanmışlık hissi, liyakat eksikliği, “bana böyle davranmaya hakkınız yok” düşüncesi… 

Tüm bunlar, gençlerin derin bir saygı görmeme deneyimi yaşadığını gösteriyor. Söylediklerinin geçer akçe sayılmadığını, uğradıkları haksızlıkların görmezden gelindiğini hissediyorlar. Bu duygular, onların geleceğe kaygıyla bakmalarına neden oluyor. Pandemi döneminde ekran başında eğitim gören, sosyal ilişkilerden yoksun kalan bu kuşak, Kahramanmaraş depremlerinin travmatik etkilerini de henüz atlatamadan derinleşen ekonomik krizle yüzleşti.

Tam da gelecek planları yapacakları yaşlarda, gelecekten söz etmeleri bile zor. Yalnızlık ve geleceksizlik, gençlerin ağzından dökülen en sık iki kelime. Sorun yalnızca fırsat eşitsizliği ya da liyakatsızlığın sistematikleşmesi değil. Asıl mesele, 20 yaşındaki bir gencin 30 yaşındaki hâlini hayal edememesi—çünkü ona bu hayal etme fırsatı tanınmıyor. Gelecek, gençlerin hayal gücünden çalındığında, yalnızlık ve geleceksizlik artık bireysel değil, kolektif bir sorun hâline geliyor. Ve bu, toplumsal bir krizin ta kendisi.

'O yıkılan sadece bir barikat değildi'

Gençlerin karşı karşıya olduğu sistem, çoğu zaman Emre Erdoğan’ın deyişiyle bir “fiks menü” gibi işliyor. Tercih yapma imkanları sınırlı; seçenekler, onlar adına önceden belirlenmiş ya da bütünüyle ortadan kaldırılmış durumda. Bu nedenle gençler, sığınılabilecek belki de son değer olan “özgürlük” kavramına tutunuyor. 25 yaşındaki üniversite öğrencisi görüşmecim “İstanbul Üniversitesi'ndeki barikatın yıkılış görüntüsü beni sokağa döktü” diyor. Bu görüntünün kendisi için sembolik anlamının çok önemli olduğunu ve orada yıkılanın “sadece polis barikatı” olmadığını söylüyor: 

“Zihinsel de bir şey. Bir eşik aşılmış gibi hissettim…”

Fotoğraf: Melike Or

Bu tanıklık, yalnızca bir kişinin duygusal kırılma anı değil; aynı zamanda birçok genç için siyasallaşmanın nasıl kişisel bir eşiğe, sembolik bir ana bağlandığını gösteriyor. Nebi Sümer’in de vurguladığı gibi, bazen hayatın kendisi her şeyi politik hâle getirir. Türkiye’deki gençlerin politikleşme biçimi de tam olarak böyle şekilleniyor. Sistemden dışlanmışlık ve mevcut düzenin onlara alan açmaması, gençleri klasik siyaset kalıplarının dışında, ama bir o kadar da güçlü bir politik pozisyona taşıyor. Ve o pozisyonun doğal alanı artık sokak olarak kendini gösteriyor. 

Bugünümüz olarak gençlik

Gençlerin siyasetten uzak durmalarının nedeni, siyaseti sevmemeleri değil; kendilerine sunulan siyaset biçimiyle bağ kuramıyor olmaları. Onları yalnızca geleceğin değil, bugünün öznesi olarak görmek; deneyimsizlikle yaftalamadan, potansiyellerine güvenmek gerekiyor. Gençleri dinlemediğimiz, anlamaya çalışmadığımız sürece yalnız onlar değil, hepimiz yarım ve zahiri bir hayat sürmeye devam edeceğiz.

Eğer gençler demokrasiyi “kurtaracaksa" bu dönüşüm sistemin dışından değil içinden, kurumların değişimiyle ve katılımın güçlenmesiyle mümkün olacak. Dışlayıcı yapıların dönüşmesi, temsil krizlerinin aşılması ve gençlerin sesine gerçekten alan açılması şart. Ancak o zaman bu enerji, uzun vadeli bir toplumsal dönüşüme evrilebilir.

23 Nisan ve 19 Mayıs’ın neden çocuklara ve gençlere adandığını hiç düşündünüz mü? Bu tarihler yalnızca tarihî birer anı değil, aynı zamanda geleceğe dair bir sorumluluğun işaretleri. “Çocuklar geleceğimiz değil, bugünümüz” diyordu bir yerde; ne kadar da doğru.

Gençlerin geleceği için seçenekler yaratmak, ertelenemez bir görev. Şanslıyız ki, onlar bu sorumluluğu bize protestolarıyla hatırlattılar. Duymak gerek. Dinlemek gerek. Dahası, anlamak gerek.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Zappa Zamanlar

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

NEREDE YAYIMLANDI?

Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

BÜLTEN SAYISI

✊ Gençler neden sokaklara döküldü?

Gençlerin geleceği için seçenekler yaratmak, ertelenemez bir görev. Şanslıyız ki, onlar bu sorumluluğu bize protestolarıyla hatırlattılar.

27 Nis 2025

✊ Gençler neden sokaklara döküldü?

YAZARLAR

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

İLGİLİ OKUMALAR

Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Okuldan taşan kriz: Yalnızlık, erkeklik ve şiddet

Kaybın ismini koymamıza rağmen gelecekten vazgeçmemek ve geleceği kurmak konusunda ısrarcı olmak. “Israr etmeliyiz” çünkü çocuklara ve gençlere hikâyelerini yazabilecekleri bir dünya borçluyuz.

26 Nis 2026

Okuldan taşan kriz: Yalnızlık, erkeklik ve şiddet
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Yeknesaklığın çağı: 2000'lerin deneyimini anlatan estetik duruşlar nerede?

21. yüzyıl kültürü biçimsel bir nostaljiye hapsolmuş durumda. Geçmiş biçimleri yeniden paketlemek, zaten bilinen formülleri rafine ederek tekrar dolaşıma sokmak, tanıdık olandan şaşmamak... Mark Fisher'ın "geleceğin usulca yitişi" dediği olgu, “kültürün bugünü kavrayıp ifade etme kapasitesini yitirdiğine dair artan bir hisse” işaret ediyor.

12 Nis 2026

Yeknesaklığın çağı: 2000'lerin deneyimini anlatan estetik duruşlar nerede?
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Oscarlar, aileler ve ideolojiler: Sinemanın sığlaşan ruhu

Bugün çoğu film, dünyayı anlamaya değil, onunla baş etmeye çalışan bireylerin duygusal evrenine çekiliyor. Bu yüzden de politik olan, sistemsel olan, yapısal olan arka plana itiliyor.

29 Mar 2026

Oscarlar, aileler ve ideolojiler: Sinemanın sığlaşan ruhu
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Gastronominin siyaseti: Peru’dan Bask Bölgesi’ne dersler

Gastronomi, üretim zincirindeki eşitsizlikleri örten şık bir örtü yerine, bu eşitsizlikleri çözen bir kaldıraç olarak kullanılırsa; şehirler sadece bir "lezzet durağı" değil, belirsizlikler çağında "toplumsal direnç ve adalet merkezleri" haline gelebilir.

08 Mar 2026

Gastronominin siyaseti: Peru’dan Bask Bölgesi’ne dersler
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Kalkınma, mühendislik ve "mış gibi" yapan imparatorluk

“Bitti” dediğimiz o eski dünya düzeni, sadece askeri anlaşmalarla değil; bu tür “kalkınma” anlatılarıyla, mühendislerin hatıralarıyla ve hatta şairlerin sesleriyle örülmüştü.

15 Şub 2026

Kalkınma, mühendislik ve "mış gibi" yapan imparatorluk