Bu yayınla İstanbul’un eski eğlence hayatını daha yakından görme fırsatı bulmaya başladıkça beni şaşırtan pek çok konu ile karşılaştım. Bunlar arasında beni en çok şaşırtan su içerek eğlenilmesi oldu sanırım. Benim gibi birçok kişi için eğlencenin eşlikçisi her zaman alkol olmuştur. Bu nedenle su içerek eğlenildiğini ilk duyduğumda anlam veremediğimi itiraf etmeliyim. Sadece su içerek nasıl eğlenilebilir ki? Hem de bardak bardak, âdeta çatlayana kadar su içerek.
İstanbul’un eskiden pek çok içme suyu vardı. (Bunlardan bazılarına 38. ve 41. sayılarımızda kısaca değinmiştik.) Bunlar şehrin su ihtiyacını karşılamanın yanı sıra bir sağlık ve eğlence aracıydı da. Zaten işin eğlence kısmını belirleyen bu suların çeşitli hastalıklara iyi geldiğine inanılmasıydı. Bu yüzden Mehmet Selahattin’in yazısında anlattığı gibi insanlar tatil günlerinde şehrin bir ucundan bir ucuna su içmeye gidiyordu. Tabi bu suların çevresinde mesire yerleri, gazinolar vs. de vardı. Sadece su içip dönülmüyordu. Yanına yemeğini, gramofonunu, içkisini alan halk bir cuma ya da pazar gününü burada geçiriyordu. Çekirdek satan seyyar satıcılar gibi içme suyunun kendi ekonomisi bile oluşmuştu.

Osmanlıca “Tuzla İçmeleri” yazılı bölgeyi gösteren bir kartpostal
İşte bu sulardan biri de Tuzla’daki İçmeler’di. Burayı benzerlerinden ayıran en önemli özelliği İstanbul’un tek termal kaynak suyu olmasıydı. Geçmişi 5 bin yıl öncesine dayanan bu suyun MÖ VIII. yüzyıldan beri içildiği söylenir. Suların şifalı olduğu ise Türklerin bölgeye gelmesinden sonra anlaşılmıştır. Türkler Rumeli’ye yaptığı seferlerde bu bölgeden geçerken hasta atları buradaki otlaklara bırakırmış. Dönüşte atların eskisinden de sağlıklı olduğu görülünce buradaki suyu inceleyen hekimler suyun şifalı olduğunu görmüş. İstanbul’un fethinden sonra Fatih de buraya büyük önem vermiş.
1600’lerde suyun ününü duyan Evliya Çelebi burayı ziyaret eder ve Seyahatnâme’sinde âdeta bir ritüeli anlatır:
“Her sene temmuz ayında, yâni kiraz mevsiminde, bütün İstanbul’dan ve diğer bölgelerden binlerce insan gelip burada toplanırlar. Çadırlarını kurduktan sonra saz söz meclisleri tertip ederler, eğlenirler ve içerler. Böylece kırk gün kırk gece deniz kıyısında top, tüfenk ve fişek şenlikleri ve eğlenceleri olur ki dillerle söylemek ve sözlerle anlatmak mümkün değildir. Dert sâhibi olup da hasta edici ve sağlığı bozucu rahatsızlıklara yakalanmış olanlar, burada üç gün üç gece bu içme suyundan içince Allâhu Teâlâ’nın emriyle ve izniyle kusmaya başlarlar. Sarı sarı ve yeşil yeşil safra, kara safra, balgam ve diğer usâreler çıkarırlar ki pis ve kötü kokusundan insan ölüm mertebesine varır. Bâzı insanların da alt tarafından safra, sevdâ, usâreler, kara balgam, namazbur (abdestbozan), okran ve sıranca isimli çeşitli hastalıkların sebebi olan şeyler çıkar ki insan yeniden hayat bulur…”
Önceden “Yunak” adıyla anılan bölgede tesisat inşa etme çalışmalarına 20. yüzyıl başlarında girişilmiş. 1923’te burayı Fransızlar işletirken, 1927 yılında imtiyaz hakkı Kâmil Abduş Bey isimli bir iş insanına verilmiş ve kendisi dört doktor ile birlikte Tuzla İçme Maden Suları Türk Anonim Şirketi’ni kurmuş. 1920’lerin sonunda ağaçlandırılan alan, 1934’te Grand Otel isimli bir konaklama yeri, revir ve personel yatakhaneleri yapılarak bir kaplıca tesisine dönüştürülmüş. Hatta Atatürk de 1934 yılında buradaki otelde konaklamış.

1969 yılında Kâmil Abduş Bey ölünce tesis atıl vaziyette kalır. 1990’da hisselerin çoğunu bir inşaat mühendisi alınca tesisin kaderi de değişmeye başlar. Nihayet 2016 yılında bölgede oldukça büyük bir termal tesis yeniden faaliyet geçer.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
içmeler, 36 bardak su içtim, 13 numaranın uğursuzluğu, bir istanbul macerası
09 Ağu 2022

YAZARLAR

Göktuğ İpek
https://aposto.com

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?
1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.
İLGİLİ OKUMALAR



