Yeni okurları ve daimi tutkunları için Yüzyıllık Yalnızlık kılavuzu

Gabriel Garcia Marquez'in başyapıtı Yüzyıllık Yalnızlık, ilk kez basıldığı 1967'den bu yana 40'dan fazla dile çevrildi ve 50 milyondan fazla satıldı. Korsan kopyalarının da en az bir o kadar basılıp satıldığını tahmin etmek güç değil. Marquez'in benzersiz eseri, ülkemizde de ilk kez okurla buluştuğu 1974 yılından bu yana yaklaşık 90 baskı yaptı. Elbette PDF ve e-kitap kopyaları, korsan baskıları hariç...
- Eşine kolay rastlanmayacak bir başarı öyküsü bu. Çünkü Yüzyıllık Yalnızlık, sürükleyici ve ilgi çekici olsa da ele aldığı konuları ve konuları ele alışıyla kolayca hâkim olunabilen bir roman değil.
Yüz yılı aşkın bir sürece yayılan serüven boyunca altı kuşak Buendialar'ın her kuşağında rastlanan Arcadio'lar ve Aureliano'ların yarattığı kafa karışıklığı bir tarafa, romanın asıl karmaşası, hayatın kendi karmaşasını bire bir yansıtabilmiş olmasından geliyor.
Gerçekleri, hurafeleri ve batıl inançları; şiddet ve cehaleti işlerken, insanlık panoramasını her rengi, kokusu ve boyutuyla yansıtan; ikincil ve üçüncül karakterleriyle derinlik kazanan bir romandır Yüzyıllık Yalnızlık.
Edebiyatta büyülü gerçekçiliğin en ünlü örneği olan roman, 2007 yılında Kolombiya'nın UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi'nde yer alan turistik şehri Cartagena'da düzenlenen 4. Uluslararası İspanyol Dili Konferansı'nda, İspanyol dilinin en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilmiştir.
Meksika tatilinde gelen ilham
Gabriel Garcia Marquez, Yüzyıllık Yalnızlık'ın ilk ilhamını 1965 yılında ailesiyle birlikte tatile gittiği Meksika'nın Acapulco kentinde buldu. Ardından romanı bitirebilmek için bir buçuk yıl boyunca başkent Meksiko City'de kaldı.
Kolombiya tarihi ve anneannesiyle dedesi Yüzyıllık Yalnızlık'ı yazarken en büyük esin kaynakları oldu. Bu kaynaklar, Bin Gün Savaşı gazisi dedenin savaş anıları, anneannenin batıl inançları, yazarın çocukluğunu geçirdiği Aracataca ve buradaki aile eviydi.
Yüzyıllık Yalnızlık, sadece karakterleri ve olay örgüsüyle değil, göndermeleri ve simgeselliğiyle de son derece önemli bir romana dönüştü. Mesela, romanda renklerin daima simgesel değerleri vardır. En sık kullanılan sarı ve altın rengi, emperyalizmi ve İspanyol sömürgecilerin "Altın Çağ" mitini sembolize eder.
José Arcadio Buendía'nın düşlerinden doğan ve sonraları seraplar şehri hâline gelecek cam şehir Macondo ile yazgının belirleyiciliği sembolize edilir. Macondo, sonu hüsranla biten cesur yeni dünyanın sembolüdür. Bu özellikleriyle Yüzyıllık Yalnızlık, "Latin Amerika kültürünün kendini anlamak için yarattığı" bir roman olarak 57 yıldır okurlarını büyülemeye devam eder.
Hayata duyulan kesintisiz özlem
Yüzyıllık Yalnızlık'ın edebi gücünü, metaforik zenginliğini, sınır tanımaz düşselliğini, insan duygusunu hemen kavrayan ve asla bırakmayan benzersiz yapısını ama her şeyden önce Marquez'in eşsiz deha ve zekasını, bir kez daha hatırlatmak gerekirse "zaman"ın nasıl bu romanın merkezinde durduğunu şu kısacık alıntıda görebiliriz:
"Jose Arcadio Buendia, sabaha dek Prudencio Aguilar ile sohbet etti. Birkaç saat sonra uykusuzluktan bitkin halde Aureliano'nun işliğine gidip, Bugün günlerden ne? diye sordu. Aureliano, salı olduğunu söyledi. Jose Arcadio Buendia, Ben de öyle sanıyordum, dedi, ama bir de baktım ki, dünkü gibi daha hala pazartesi değil miymiş. Gökyüzüne bak hele, duvarlara bak, bugün de pazartesi. Onun sapıklıklarına alışık olan Aureliano hiç oralı olmadı. Ertesi gün, yani çarşamba günü Jose Arcadio Buendia yine işliğe girdi. Felaket bu, dedi. Şu havaya bak, güneşin vızıltısına kulak ver, her şey tıpkı dünkü ve önceki günkü gibi. Bugün de pazartesi."
Gabriel Garcia Marquez, yaklaşık 30 yıl önce verdiği bir röportajda edebiyatla ilgisini ve başyapıtının varolma nedenini "Yazma isteğimin kökeninde hep nostalji var. Ülkeme ve belki de hayatın kendisine özlem" sözleriyle açıklamıştı. Şimdi bu sınırsız tutku ve özlemi Yüzyıllık Yalnızlık adıyla bildiğimiz Marquez Okyanusu'na dalarak tanımaya başlayalım.
Gidilmemişe yolcululuk
Bu benzersiz romanın konusunu, yeni okurlara spoiler vermekten de kaçınmaya çalışarak şöyle özetleyebiliriz:
Buendía Ailesi'nin yedi kuşağının destansı öyküsü, Macondo'nun kurucusu José Arcadio Buendía'nın bir horoz dövüşü sonrasında kendisine hakaret eden Prudencio Aguilar'ı öldürmesiyle başlar. Aguilar bir hayalet olarak dönüp de gece gündüz Jose Arcadia'nın vicdanını taciz etmeye başlayınca genç adam, eşi Úrsula Iguarán ve yakın arkadaşlarıyla birlikte köyünü terk eder. Ve böylece hiç gidilmemiş, bilinmeyen topraklara zorlu bir göç başlar.
Yıllar süren göçün bir anında, nehir kıyısındaki molada José Arcadio Buendía, aynalar şehri Macondo'yu düşler. Tam o anda denize ulaşmaktan vazgeçer ve uçsuz bucaksız bataklıkların ortasında, gözden gönülden uzak topraklarda, hurafeleri, olağanüstü olayları ve barışçıl insanlarının emeğiyle bir belde kurulmaya başlar. Bu kuruluş hikayesi aslında bilinmeyene yolculuğu, tehlikeleri ve düşleriyle Güney Amerika'nın ve bu kıtada yer alan ülkelerin kuruluş hikayesidir.
Hızla büyüyen ve gelişen Macondo'nun dünyayla tek bağlantısı, kasabaya dış dünyadan haberleri, alet edevatı, bilimin ve uygarlığın güncel meyvelerini getiren Çingene reisi Melquiades'tir. Bu iki baskın karakterin dostluğu, roman boyunca tüm olaylarda ağırlığını hissettirir. Melquiades'in getirdiği kitaplar, parşömenler ve aygıtlarla bilime, ilerlemeye ve keşiflere takıntıyla bağlanan genç adam, giderek ailesini daha fazla ihmal eder ve ailenin tüm yükü anne Ursula İguaran'ın omuzlarına biner.
Yıllar içinde oğullar, torunlar ve onların çocuklarıyla büyüyen Buendia ailesine gelinler, evlatlıklar, metresler ve hizmetliler eklenir. Hepsinin büyülü bir öyküsü, takıntıları, hayata karşı şaşkın bir duruşu vardır. Ancak günün birinde merkezî hükümetin dikkatini çeken kasabaya ilk yönetici tayin edilir. Ardından yapılan seçime hile karışınca ülke çapında patlayan isyanın odaklarından biri hâline gelir Macondo.
İlerleyen yıllarda arsız patronların sınırsız kâr düşlerine de maruz kalacaktır kasaba. İkinci ve üçüncü nesil Buendialar bazen isyancı bir komutan, bazen bir sendikacı olarak bu olayların merkezinde yer alır. Özlem dolu basit bir düşle yaratılan Arcadia için huzurlu günler geride kalır. Kasaba sadeliği ve huzuru, ardından zenginliği ve ihtişamı, finalde de terk edilmişliği ve yoksulluğu yaşar.
Romanın finalinde yedinci kuşaktan bahtsız Amaranta Úrsula ile yeğeni Aureliano'yu tanırız. Aureliano, uzun yıllar üzerinde çalıştığı Melquíades'in el yazmasındaki şifreyi çözer, kehaneti ortaya çıkarır ve anlatıcı bize yazgının son cümlelerini fısıldar.

Düşler beldesinin yalnızlığı
Belli başlı kahramanlarını tanıtmadan önce hemen söyleyeyim ki, fikrimce bu müthiş romanın baş kahramanı bir kişi değil yuları akıp giden zamana bağlanmış "yalnızlık"tır.
- İspanyolca "yalnızlık" sözcüğünün karşılığı soledad, Latince solitas'tan sonuna "dad" eki alarak türetilmiş.
"Başka kimse olmadan var olma hâli" olarak tarif edebiliriz yalnızlığı. Gerçekten de Yüzyıllık Yalnızlık'ta, Ursula’nın 115-120 yıl kadar yaşadığı göz önünde bulundurulduğunda, yalnızlık yüz yılın her anında, neredeyse tüm Macondolular’ın hayatının tam ortasında yer alır.
Suçun bir kavram olarak bile var olmadığı yeryüzü cenneti Macondo da önemli bir başka karakterdir. Zaten Marquez, bu cennet ülke ütopyasını, Jose Arcadio Buendia'nın ve soyundan gelen erkeklerin isminde bile yaşatır. Arcadio, yani Arcadialı, yani cennet ülkeden olan kişidir.
Ursula... Jose Arcadio ve Melquiades
Bu temel ipuçlarından sonra yavaş yavaş Yüzyıllık Yalnızlık'ın kahramanlarını tanımaya başlayabiliriz. Üç ana karakter arasında bence anne Úrsula Iguarán, yedi kuşağın neredeyse tamamının hayatına izler bırakan en baskın kişidir.
Úrsula Iguarán, feodal bir toplumda kadının ağır ama emin adımlarla uyanışını temsil eder. Bu yönüyle ilk çağların anaerkil toplumlarının kadınlarını da hatırlatmaktadır. Hayatı olduğu gibi kabul eden ama aklı beş karış havada kocası yüzünden yazgının tüm iplerini sabırla oynatan kişidir. Çocuklar birer yetişkin olduklarında kendi yalnızlıklarının gölgesinde bildiklerini okusalar da belli bir yaşa kadar onun terbiyesi ve gözetimiyle yetişirler.
Bir yerli kulübesinden sosyetik davetlerin verildiği malikanenin tasarlanması ve inşasına her şey onun arzusu ve emeğiyle mümkün olur. Evin geçimi, çocukların büyütülüp başgöz edilmesi de öyle... Varlığı, hayata bağlılığı, alınteri ve dualarıyla yüz yılın hayat kaynağıdır. Lakin uzun ömrünün son yıllarında iyiden iyiye küçülüp de torunları için bir oyuncak hâline gelmesi, hayat çemberinin beyhudeliğine güçlü bir göndermedir.
Gezgin... İlim sahibi, dost ve bilge
Singapur açıklarında öldüğü söylense de, ölümün sınırlarını yıkarak hayata ve Macondo'ya geri dönen bilge Melquiades, romanın aklı, denge unsuru, müjdecisi ve kahinidir. Dünyadan bihaber Macondolulara bilgiyi, bilimi, simyayı, astronomi ve kimyayı, fizik yasalarının işleyişini, sağduyuyu, hayatı ve bilime ulaşmayı kolaylaştıran aygıtları getiren kişidir. Tüm anlatının akil kişisi olarak belki de Marquez'in bizzat kendisidir.
Buendia (Bu soyadı, iyi, güzel gün anlamıyla nasıl da güzel ve huzurlu hayata duyulan umut gizlenmiş değil mi!) ailesinin soyağacının en üstündeki kişi olan baba Jose Arcadio Buendia'ya gelince...
Bir Jules Verne kahramanı kadar hayalci, dimağı merakla yoğrulmuş, sınırsız bilginin peşine düşmüş, doğuştan gelen liderlik duygusuyla uzun yıllar boyunca Macondolular'ı yönetip yönlendirmiş kişidir. Ancak günlük hayatın doğal akışı içinde neredeyse yok hükmündedir. Odasında, aslında çoktan keşfedilmiş bilimsel buluşları bir daha keşfetmekle harcar ömrünü. Arcadia arayışının mimarıdır.

İkinci kuşak
José Arcadio: Ailenin ilk çocuğu, babasının başına buyruk tavırlarını almış gibidir. Pilar Ternera tarafından taciz edilir, bu ilişkiden kendi adını taşıyan bir erkek çocuğu olur. Yıllar sonra evlat edindiği kız kardeşi Rebeca ile evlenince haneden kovulur.
Albay Aureliano Buendía: Ailenin ortanca evladı, küçüklüğü boyunca sezgiselliğiyle dikkat çeker. Yetişkinliğinde ebedi muhalif bir devrimci komutana dönüşecek Aureliano'nun cephe gerisindeki ilişkilerinden 17 çocuğu olacaktır. Aynı zamanda bir gümüş ustasıdır.
Amaranta: José Arcadio ile Úrsula'nın üçüncü çocuğu Amaranta, evlatlık Rebeca ile kardeşçe büyüse de aşk yüzünden iki akran kız arasında müthiş bir husumet oluşur.
Remedios Moscote: Güzelliğiyle ünlü bahtsız kız, Aureliano ile evlense de hamileliği sırasında kan zehirlenmesinden hayata erkenden veda eder.
Rebeca: Úrsula Iguarán'ın uzaktan akrabalarının kızı, haneye evlatlık gelir. Hayata ve insanlara karşı tepkisini toprak yiyerek ifade eden Rebecca, ömrünü yıkık dökük evinde, kendi koyu yalnızlığıyla tamamlar.
Pilar Ternera: Aureliano ve José Arcadio kardeşlerle yatar. Jose Arcadio'dan yaptığı çocuğu Ursula'ya emanet eder. 145 yıllık ömrü boyunca fal kartları ve kehanetleriyle Macondolular'ın hayatına etki eder.

Üçüncü kuşak
Arcadio: José Arcadio'nun Pilar Ternera'dan olan gayrimeşru oğlu. Hayatı boyunca ana babasını bilemeyen Arcadio, Albay Aureliano Buendía'dan sonra Macondo'nun liderliğini üstlenir.
Aureliano José: Albay Aureliano Buendía'nın Pilar Ternera'dan olan gayrimeşru oğlu. Teyzesi Amaranta'ya sapkınca takıntılı olan Aureliano José, muhafazakar bir yüzbaşı tarafından infaz edilir.
Santa Sofía de la Piedad: Bir bakkalın kızı olan Santa Sofía, aslında Pilar Ternera tarafından oğlu Arcadio ile seks yapması için tutulur.
Dördüncü kuşak
Güzel Remedios: Arcadio ve Santa Sofía'nın ilk çocuğu, ters etki yaratan ve onu daha güzel yapan kıyafetleri ve güzelliği reddeder. Bir öğleden sonra Fernanda'nın beyaz çarşafını katlarken göğe yükselir.
José Arcadio Segundo: Aureliano Segundo'nun ikiz kardeşi ve Arcadio ile Santa Sofía'nın üç çocuğundan biridir. İkiziyle aynı anda ölür.
Aureliano Segundo: José Arcadio Segundo'nun ikizi, Santa Sofía'nın üç çocuğundan biridir. Güzel ve mesafeli Fernanda del Carpio ile evliliği sırasında ilk kız arkadaşı Petra Cotes'u metresi olarak alır.
Fernanda del Carpio: Bir aristokrat kızı olan Fernanda, Güzel Remedios ile yarışmak üzere kasabaya geldikten sonra Aureliano Segundo ile evlenir; bir süre sonra iyiden iyiye elden ayaktan düşen Úrsula'dan evin liderliğini alır.
Petra Cotes: Güzel gözlü melez kadın, Aureliano Segundo'nun metresi, hayatının aşkı ve kader arkadaşıdır. Kocası öldükten yoksullukla boğuşan Fernanda ve ailesine maddi destek sağlar.

Beşinci kuşak
José Arcadio: Aureliano Segundo ve Fernanda'nın en büyük çocuğu, önemli bir din adamı olması için Roma'ya gönderilir.
Renata Remedios (Meme): Aureliano Segundo ve Fernanda'nın ikinci çocuğudur. Piyano eğitimi alan Meme'nin Mauricio Babilonia ile ilişkisi bir trajediyle sonlanır.
Amaranta Úrsula: Aureliano Segundo ve Fernanda'nın üçüncü çocuğudur. Buendía soyunun son çocuğunu doğurur.
Altıncı kuşak
Aureliano Babilonia (Aureliano II): Meme'nin Mauricio Babilonia'dan olan gayrimeşru çocuğudur.
Dizi olarak Yüzyıllık Yalnızlık
Ülkemizde her kuşakta okurunu bulan ve her zaman çok satanlar raflarında yer alan Yüzyıllık Yalnızlık, iki nedenle yeniden gündemimize girdi. Birincisi, kırk yıldır romanın Türkçedeki yayıncısı olan Can Yayınları, yaklaşık 90 baskıyla geçen bu yılları bir özel baskıyla kutladı. İkincisi ise, romanın ilk yayımlanışından 57 yıl sonra bu görkemli eser, kendi ikliminde, kendi ülkesinde diziye uyarlandı.
Edebiyat uyarlamalarına prensip olarak karşı durmama rağmen diziyi elbette hemen izledim. Diziyi sanat yönetmenliği, genel yönetimi, kurgusu ve yarattığı otantik havasıyla çok beğendim. Ama tartışmasız olan, bir dizi ya da uzun metrajlı filmin, uyarladığı edebiyat eserinin yalnızca bir boyutunu yansıtabileceği. Romanın ruhu ise sözcüklerin, satırların arasında kalır. Böylesi de adaletlidir.
Önce romanı okuyup, ardından diziyi izlerken romandan izler bulmanın ve bu keyfi yaşamanın tadı bambaşka. Aynı zamanda, bize yabancı bir ülkenin, farklı bir zamanın ve ortamın fiziksel unsurlarını ekrandan gördüklerimiz aracılığıyla zihnimizde canlandırabilmek de büyük bir zevk.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu hafta Suriye’yi anlamak için rehber işlevi görecek kitaplardan bir seçki hazırladık. Soner Can, Netflix'in yeni dizisiyle gündeme gelen Yüzyıllık Yalnızlık üzerine bir okuma rehberi kaleme aldı.
22 Ara 2024

YAZARLAR

Soner Can
Gazetelerin hafta sonu eklerinde, kültür-sanat servislerinde uzun yıllar haberci, yönetici ve yazar olarak çalıştı. Halen sanat edebiyat dergileri için yazarlarla söyleşiler yapıyor, okunmaya değer kitaplara dair yazılar yazıyor.

Aposto Kitap
Kitap incelemeleri, edebiyat haberleri, editörden okuma önerileri.
İLGİLİ OKUMALAR



