19 Ocak, 19 yıl: Hrant Dink'in sınırları aşan 'huzursuz' bir gazeteci olarak portresi

Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Agos Gazetesi’nin kurucusu ve genel yayın yönetmeni Hrant Dink’in 19 Ocak 2007’de İstanbul’daki gazete binasının önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmesinin üzerinden 19 yıl geçti. Türkiye’de ifade özgürlüğü, azınlık hakları ve adalet tartışmalarının merkezinde yer alan bu cinayet, yarın hem Türkiye’nin birçok kentinde hem de yurt dışında anma etkinlikleriyle hatırlanacak.

19 Ocak 2015 | Fotoğraf: Berge Arabian
Dink, uzun yıllar süren hedef gösterme kampanyalarına ve hukuki baskılara rağmen, gazetecilik kimliği ve barışçıl söylemleriyle tanınan bir isimdi. 19 Ocak 2007’de tetikçi Ogün Samast tarafından öldürülmesi, ulusal ve uluslararası kamuoyunda büyük bir infiale yol açtı.
- Cinayetine ilişkin soruşturma ve dava süreçleri ise neredeyse günümüze kadar uzandı. Farklı dosyalar ve davalar birleştirilerek yürütülen süreçlerde kamu görevlileri, güvenlik mensupları ve suç örgütü bağlantısı iddialarıyla çok sayıda sanık yargılandı.
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yürütülen davalarda, çeşitli kamu görevlilerine "anayasal düzene aykırı eylem" ve cinayetle ilişkili suçlardan bir grup sanık için ağır hapis cezaları verildi. Bir yeniden yargılanma sürecinde en az dokuz sanık hakkında müebbet hapis cezaları verildiği bildirildi. Bazı dosyalar, "silahlı suç örgütü adına suç işleme" gibi ek iddialarla da ele alındı. Ancak 2025 başında bu suçlamalardan bir kısmı, zamanaşımı gerekçesiyle düşürüldü; bu kapsamda Ogün Samast ve birlikte yargılanan bazı sanıklar hakkında ek suçlamalar için dava devam ettirilemedi.

19 Ocak 2025 | Fotoğraf: Berge Arabian
Ogün Samast, cinayeti işlediği sırada 17 yaşında olması nedeniyle verilen cezada iyi hâlden faydalanarak 15 Kasım 2023’te şartlı tahliyeyle serbest bırakıldı. Samast’a yönelik ek suçlamalar içeren dava, 2025 yılında yürütüldü ancak mahkeme, zamanaşımı nedeniyle bu dava kapsamında Samast hakkındaki suçlamaları düşürdü. Samast’ın tahliyesi ve mevcut dava sürecinin seyri, adalet sistemine ve cinayetin tam olarak aydınlatılmamasına yönelik geniş çaplı eleştirilere yol açtı.
- Dink ailesi ve insan hakları örgütleri, yargı sürecinin eksik ve bölük pörçük yürütüldüğünü, cinayetin arkasındaki tüm bağlantıların ortaya çıkarılmadığını savunarak daha kapsamlı bir soruşturma ve tam bir yargılama talep ediyorlar.
Her yıl olduğu gibi bu yıl da Dink, katledildiği noktada ve pek çok kentte etkinliklerle anılacak. Agos’un çağrısıyla 19 Ocak’ta İstanbul’da Sebat Apartmanı önünde yapılan törende insan hakları savunucuları, gazeteciler ve sivil toplum örgütleri, Dink’in mirasını yaşatmak ve benzer trajedilerin tekrarını önlemek amacıyla çağrılar yapacaklar.
Öte yandan Dink’in yazdıkları sadece Türkiye’de değil, başta Ermenistan olmak üzere Ermeni diasporasının yoğun olduğu Fransa ve ABD’de de yankı uyandırıyordu. Dink’in yazılarının Beyrut ve Ermenistan’daki etkilerini Sako Aryan, Fransa’daki yankılarını ise Jirayr Çolakyan değerlendirdi. Agos’ta Hrant Dink’le birlikte çalışan gazeteci Aris Nalcı ise köşe yazılarının ötesinde Dink'in gazetecilik anlayışını anlattı.
‘Diasporanın kolaycı diline karşı bir ayna’
Ermenistan’da yaşayan Beyrutlu gazeteci Sako Aryan, Dink'in düşüncelerinin Türkiye sınırlarını aşarak Ermeni diasporasında ve Ermenistan’da nasıl yankı bulduğuna dair dikkat çekici değerlendirmelerde bulunuyor. Aryan, Dink’in özellikle diaspora içindeki yerleşik milliyetçi refleksleri nasıl kırdığını, kendi kişisel yüzleşmesi üzerinden anlatıyor.
Aryan’a göre Hrant Dink, ne Türkiye’deki aşırı milliyetçilerin ne de diasporadaki “ultra milliyetçi” çevrelerin rahatça sahiplenebileceği bir figürdü. “Hrant bir popülist değildi; tam tersine popülizme karşı savaşan bir mücadeleciydi” diyen Aryan, Dink’in Türk-Ermeni ilişkilerinde yeni bir sayfa açma fikrinin hem Türkiye’de hem de diaspora içinde sert tepkilerle karşılandığını vurguluyor.
‘Yaşarken rahatsız ediyordu’
Aryan, Hrant Dink’i "huzursuz bir gazeteci" olarak tanımlıyor. Ona göre Dink’in varlığı bile, "kurumsallaşmış ve taşlaşmış algılara sahip" tüm taraflar için rahatsız ediciydi. Özellikle diasporada uzun yıllar boyunca hâkim olan “Türk bizim düşmanımızdır” anlayışının, siyasal ve kültürel faaliyetlerin ana zemini hâline geldiğini belirten Aryan, bu algının sorgulanmasının dahi tabu sayıldığını ifade ediyor.
“Hrant Dink, tam da bu düşmanlık üzerinden kurulan konforlu alana karşı çıktığı için eleştirildi” diyen Aryan, Dink’in ancak "ölü hâliyle", yani etkisizleştirilmiş bir sembol olarak kabul edilmek istendiğini savunuyor. Aryan’a göre, Hrant Dink’in fikirleri yaşarken ihtiyaç duyulmayan, ancak öldürüldükten sonra seçilerek kullanılan bir mirasa dönüştürüldü.
Bir anma töreninde gelen farkındalık
Aryan, 2007 yılının Şubat ayında Beyrut’ta düzenlenen Hrant Dink anma töreninde yaptığı konuşmayı bugün "büyük bir pişmanlıkla" hatırladığını söylüyor. O gün, Hrant’ın gerçek mesajlarını tam olarak kavramadan kürsüye çıktığını itiraf eden Aryan, “Herkesin duymak istediği şeyleri söyledim” diyor.
Bu konuşmayı, Türkiye’ye yönelik birkaç sert suçlama ve klişe bir “Hrant Dink’in yolundan yürüyeceğiz” vurgusuyla bitirdiğini anlatırken aslında bunun "kolay yol" olduğunu ise bugün artık kabul ediyor. O dönemde İstanbul’u dahi görmediğini, Hrant Dink’in yaşadığı toplumsal zemini bilmeden konuştuğunu, bu farkındalığın kendisi için bir kırılma noktası olduğunu söylüyor.
- Aryan’a göre Hrant Dink, o günden sonra kendisi için bir "ayna" hâline geldi. “İnsan o aynada önce kendi yüzüne bakıyor” diyen Aryan, Dink’in düşüncelerinin Batı Ermenileri için koparılmış bir tarihle yüzleşme imkanı sunduğunu vurguluyor.
Bu bağlamda Aryan, Hrant Dink’in 2005 yılında Yerevan’da yaptığı bir konuşmaya da dikkat çekiyor. Dink’in Türkiye toplumunun gerçeği bilmemesini tarihsel baskılarla açıklayan ve çözümü "aşağıdan", yani toplumların demokratikleşmesinde gören yaklaşımının bugün hâlâ geçerliliğini koruduğunu belirtiyor.
İki yakın halk, iki uzak komşu
Aryan, Hrant Dink’in öldürülmesinin üzerinden 19 yıl geçmesine rağmen, Ermeni ve Türk toplumlarının hâlâ birbirine “sağır” davrandığını ifade ediyor. Türkiye ile Ermenistan arasında son dönemde artan diplomatik temasları umut verici bulsa da bunun yeterli olmadığını vurguluyor.
“Yeni bir ilişki manzarasını devletlerden önce toplumlar inşa eder” diyen Aryan, Hrant Dink’in sıkça kullandığı “İki yakın halk, iki uzak komşu” sözünün bugün de yol gösterici olduğunu söylüyor. Yaralarla yüzleşmenin, acıları yüksek sesle konuşmanın ve ortak bir iyileşme zemini kurmanın önemine işaret eden Aryan’a göre, ancak bu şekilde iki toplum arasında gerçek ve adil bir komşuluk mümkün olabilir.
Paris’ten Hrant Dink’e bakış: ‘Yazıları çevrilip yeniden yayımlanıyordu’
Hrant Dink’in katledilişinin 19. yılında, onun yazılarının ve düşüncelerinin Fransa’daki Ermeni toplumu üzerindeki etkisi de yeniden tartışılıyor. Paris’te yayımlanan Nor Haraç [Yeni İleri] gazetesinin yayın yönetmeni Jirayr Çolakyan, Dink’in yazılarının Fransa’da nasıl karşılandığını ve bu metinlerin yarattığı yankıyı değerlendiriyor.
Çolakyan’ın aktardığına göre Hrant Dink’in yazıları, Paris’te çıkan Haraç [İleri] gazetesinde Ermeniceye çevrilerek yeniden basılıyordu. Gazetenin sahibi Arpik Misakyan, Dink’in metinlerine özel bir önem atfediyor ve yazılarını düzenli olarak okuyucuyla buluşturuyordu.

19 Ocak 2020 | Fotoğraf: Berge Arabian
Dink’in yazılarının Fransa’da yeniden yayımlandığı dönem, Ermeni toplumu içinde de belirli bir yankı yaratmıştı. Ancak bu yankı, doğrudan ve açık tartışmalardan çok, daha örtük bir etki alanı oluşturuyordu. Çolakyan’a göre, Dink’in fikirleri toplum içinde herkes tarafından aynı şekilde karşılanmadı.
“Kimileri onunla hemfikirdi, kimileri ise aynı düşünmüyordu” diyen Çolakyan, bu farklı yaklaşımlara rağmen Dink’in yazılarının Fransa Ermeni toplumunda tanınan ve takip edilen metinler olduğunu vurguluyor. Ona göre, yazılar doğrudan polemiklere yol açmasa da, düşünsel bir iz bırakıyordu.
Hrant Dink’in 2007 yılında öldürülmesi, Fransa’daki Ermeni toplumu için de büyük bir kırılma yarattı. Çolakyan, cinayetin ardından Paris başta olmak üzere birçok kentte protesto gösterileri düzenlendiğini, anma etkinlikleri yapıldığını ve büyük bir toplumsal tepkinin ortaya çıktığını “Burada çok büyük bir gürültü koptu” sözleriyle anlatıyor.
Çolakyan’a göre Dink’in öldürülmesi, onun Fransa Ermeni toplumu açısından ne kadar tanıdık ve önemli bir figür olduğunu da ortaya koydu. Hrant Dink, sadece Türkiye’den bir gazeteci değil, diasporanın da yakından bildiği bir isimdi.
Barış söylemine mesafeli bir toplum
Jirayr Çolakyan, Hrant Dink’in bir dönem Türk-Ermeni barışı üzerine konuşmak üzere Fransa’ya davet edildiğini de hatırlatıyor. Ancak o yıllarda Fransalı Ermeniler arasında barış ve diyalog fikrine mesafeli bir yaklaşım hâkimdi.
Çolakyan, Dink’e yönelik eleştirel tutumun da bu bağlamda şekillendiğini ifade ediyor. Diyalog yanlısı seslerin oldukça sınırlı olduğu bir ortamda, Dink’in yaklaşımı herkesi ikna edemese de, alternatif bir düşünce hattı sunuyordu.

19 Ocak 2020 | Fotoğraf: Berge Arabian
Çolakyan’a göre bugün Fransa Ermeni toplumundaki tablo kısmen değişmiş durumda. Özellikle Ermenistan’ın son yıllarda izlediği politikaların diyalog fikrini daha görünür hâle getirdiğini belirten Çolakyan, geçmişte marjinal sayılan bazı görüşlerin bugün daha fazla karşılık bulduğunu söylüyor.
Bu açıdan bakıldığında, Hrant Dink’in yıllar önce dile getirdiği fikirlerin Fransa’da da zamana yayılan bir etkisi olduğu görülüyor. Açık tartışmalardan çok, sessiz ama kalıcı bir iz bırakan bu etki, bugün daha geniş bir bağlamda yeniden değerlendiriliyor.
‘Her şeyden önce gazeteciydi’
Öte yandan Hrant Dink, yalnızca bir köşe yazarı değil aynı zamanda bir gazeteciydi de. Agos’ta Hrant Dink’le birlikte çalışan gazeteci Aris Nalcı, Dink’in çoğu zaman köşe yazılarıyla hatırlandığını, ancak bu algının onun gazeteciliğini eksik yansıttığını söylüyor.
- Nalcı’ya göre Hrant Dink, her şeyden önce bir editör, bir haberci ve sorumluluk bilinciyle çalışan bir gazeteciydi. Yazdığı köşe yazıları, bu gazetecilik pratiğinin yalnızca görünen yüzünü oluşturuyordu.
Aris Nalcı, Hrant Dink’i farklı kılan temel unsurun fikirlerinden çok kurduğu gazetecilik pratiği olduğunu vurguluyor. Dink’in gazeteciliği yalnızca düşünce beyan etmek olarak görmediğini belirten Nalcı, haberin ve kelimelerin etkisi üzerine gösterdiği titizliğe dikkat çekiyor.
“Haber kime dokunuyor, hangi kelime kimi incitir, atılan başlık nasıl bir sonuç doğurur; bunları çok ciddiye alırdı” diyen Nalcı’ya göre Hrant Dink, bir metni yayımlamadan önce uzun uzun düşünür, tartışır ve yazıyı defalarca tartardı. Bu yaklaşım, onun gazeteciliğinde etik sorumluluğun merkezde olduğunu gösteriyordu.
Gerilimden kaçınan, hakikatten vazgeçmeyen bir çizgi
Nalcı, Hrant Dink’in gazeteciliğinin sıklıkla "provokatif" olarak tanımlanmasına da itiraz ediyor. Ona göre Dink’in çizgisi provokasyondan uzak, ancak hakikatten geri adım atmayan bir çizgiydi.
Türkiye gibi kelimelerin kolaylıkla kriminalize edilebildiği bir ülkede, Hrant Dink’in hem Ermeni toplumuna hem de geniş topluma aynı anda seslenmeye çalıştığını belirten Nalcı, bunun son derece zor bir denge olduğunun altını çiziyor. “Bu dengeyi bilinçli olarak taşımaya çalışıyordu” diyen Nalcı, Dink’in bu nedenle sürekli bir baskı altında gazetecilik yaptığını ifade ediyor.
Aris Nalcı’nın altını çizdiği bir diğer nokta ise Hrant Dink’in gazeteciliğini hiçbir zaman yalnızca “Ermeni meselesi”ne indirgememiş olması. Nalcı’ya göre Dink, Türkiye’ye dair bir gazetecilik yapıyordu.
Demokrasi, adalet, yüzleşme ve birlikte yaşama gibi konuların Hrant Dink’in gazeteciliğinin merkezinde yer aldığını belirten Nalcı, bu nedenle yazıların yalnızca bir azınlığın iç meselesi olarak değil, ülkenin ortak sorunlarıyla ilgili olarak okunması gerektiğini söylüyor.
‘Hedef olmasının asıl nedeni buydu’
Nalcı’ya göre Hrant Dink’i hedef hâline getiren temel unsur tam olarak buydu. “O, sadece kendi cemaatine konuşan bir yazar değildi” diyen Nalcı, Dink’in aynı anda birden fazla muhatabı olan bir gazetecilik dili kurduğunu vurguluyor.
Bu dilin rahatsız edici ama bağırmayan, ısrarcı ama ajitasyona kaçmayan bir dil olduğunu söyleyen Nalcı’ya göre, Hrant Dink sözün sonuçlarını bilen ve bu sonuçları göze alarak gazetecilik yapan bir isimdi. Ona göre Dink, gazeteciliği etik bir sorumluluk alanı olarak gören, kelimelerin ağırlığını bilen ve bu nedenle de bedel ödeyen bir gazeteciydi.
19 yıl sonra hâlâ tartışılan ve referans verilen bu gazetecilik anlayışı, Hrant Dink’in neden yalnızca bir köşe yazarı değil, Türkiye basın tarihinde özgün bir gazeteci olarak anılması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Vartan Estukyan
Gazeteci. Kültür-sanat, müzik, insan hakları ve güncel politika haberleri yapıyor.

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.





