Uzaydaki sınırlar

Ay

Kaynak: The Verge

Geçtiğimiz hafta Çin ve Rusya, yeni bir uzay iş birliğine gittiklerini açıkladı. Bu, uzay konusunda son dönemlerde yaşanan bazı ülkeler arası gelişmeleri göz önünde bulundurduğumuzda oldukça önemli; zira sınırlar ve ilişkiler dünyanın dışına çıkıyor.

Çin ve Rusya, yaptıkları açıklamaya göre Ay’ın yörüngesinde Uluslararası Bilimsel Ay İstasyonu isminde bir uzay istasyonu kurmayı planlıyor ve Çin bu istasyonu “karmaşık bir deneysel tesis” olarak tanımlıyor. İstasyonda bilimsel araştırmalar ve hem Ay hem de uzay hakkında çalışmaların yürütülmesi planlanıyor.

Çin’in hâlihazırda Ay konusunda bağımsız olarak önemli çalışmalar yürüttüğünü biliyoruz. Rusya’nın durumu ise gerek bu iş birliği gerekse uzaydaki güç dengeleri için kritik. Rusya on yıllardır uzay konusunda NASA ile birlikte hareket etti fakat artık bu iş birliğine devam etme konusunda isteksiz gözüküyor. Çin’in bu proje için Fransa uzay ajansı CNES ile de görüşmesi ise durumun, söz konusu her ne kadar uzay olsa da, basit bir Doğu-Batı ayrışması olmadığı hakkında bazı ipuçları taşıyor.

Diğer yanda ise ABD ve NASA, 2024’te yeniden Ay’a gitmek için Artemis programı üzerinde çalışıyor. NASA, program kapsamında Ay’ın yörüngesine kurmayı planladığı Ay Kapısı adlı uzay istasyonu içinse Avrupa Uzay Ajansı, Japonya ve Kanada ile farklı anlaşmalar gerçekleştirmiş durumda.

Bütün bu tablo, bizlere önümüzdeki yıllarda ciddi adımların atılacağı ve çok daha hareketli geçecek bir uzay gündeminin işaretlerini, fakat bunun da ötesinde uzayda muhtemel bir kutuplaşma olabileceğinin sinyallerini veriyor. Hâlihazırda hiçbirimize ait olmayan bu sonsuz alan, gelecek yıllarda devletlerin yeni bir mücadele ve sahiplenme alanına dönüşebilir.

Sofistike olan ve olmayan siber önlemler

Bilgi güvenliği

Kaynak: MIT News

ABD merkezli SolarWind ve Microsoft’un hack’lenmesi hem saldırıların büyüklüğü hem de etki alanları nedeniyle oldukça gündeme geldi. Detaylara indiğimizde ise ortaya çıkan tablo bize başka şeyler de söylüyor.

Öncelikle Microsoft’un hack’lenme süreci, yapılan açıklamaya göre 3 Ocak’ta başladı ve o tarihten bu yana sürüyor. Fakat şirket bunu yeni fark etmiş durumda. İlk olarak bu durum, saldırıların fark edilmesi, Microsoft dahi olsanız gittikçe komplike hâle gelebileceğine işaret ediyor. İkinci olarak ise saldırıdan Microsoft’un hizmet verdiği 60 bine yakın küçük ve orta ölçekli şirket ve havaalanı, polis departmanları, hastaneler gibi kamusal kurumların etkilenmesi kilit bir noktaya yapılacak bir saldırının çok daha büyük ölçekli sonuçları olabileceğini gösteriyor.

Timothy O’Brien, Microsoft’un büyüklüğü nedeniyle bu gibi saldırılara uğramasının kaçınılmaz olduğunu belirtiyor ve bazı çıkarımlar yapıyor. O’Brien’a göre saldırının uzun süreli ve istikrarlı yapısı, siber saldırıların gün geçtikçe gelişen ve sofistike hâle gelen yapısını anlamak için önemli. Dahası, bu tarz saldırıların hedefi de artık yalnızca özel şirketler değil, dolaylı yoldan kamusal olan ve doğrudan devlet işleyişini etkileyen kurumlar olabiliyor.

Blackberry’nin yayımladığı 2021 Tehlike Raporu ise olaya biraz daha farklı bir noktadan yaklaşıyor. Rapora göre siber saldırı gerçekleştiren devletler, bu saldırıları, tıpkı ABD’nin savaş bölgelerinde özel askerî üstlenicilerle anlaşarak yaptırması gibi, özel ve bağımsız hacker veya hacker gruplarıyla anlaşarak yapıyor. Bu stratejinin en büyük iki avantajı ise saldırıyı doğrudan gerçekleştirmeyerek üzerindeki yükü atarak inkar edebilmek ve sıfırdan Ar-Ge yatırımı yapmak yerine mevcut olan ve işleyen bağımsız bir know-how’ı kullanmak.

Rapor ikinci olarak ise benzer saldırıların hedefinin orta vadede “internete bağlı” araçlar olabileceğini belirtiyor. Bugün küresel çapta internete veya uyduya bağlı (araç içi harita, telefon yanıtlama veya müzik streaming sistemleri bulunan) yaklaşık 280 milyon otomobil bulunuyor.

Son olarak ise rapor, geleceğin siber saldırılarına yönelik bazı tedbirlerden bahsediyor. Rapora göre hem şirketler hem de hükümetler, daha güvenli bir dijital gelecek için çok daha sofistike siber güvenlik altyapıları geliştirme zorunluluklarına ek olarak “sıfır güven” politikasını da benimsemek zorundalar. "Sıfır güven” yaklaşımının sık sık değiştirilen ve merkeziyetsiz güvenlik bilgileri yaklaşımına ek olarak; hâlihazırda bazı şirketlerin denediği biyometrik güvenlik çözümleri, hızla geleneksel şifre yöntemlerinin önüne geçme potansiyeli taşıyor.

Big Tech'in Biden sorunu

Big Tech

Kaynak: Inc.

Kasım ayında ABD başkanı olarak seçilen Joe Biden, yürüttüğü başkanlık kampanyasının başından beri hem Big Tech şirketlerine hem de tekellere yönelik eleştirel yaklaşımını vurguladı. Pek çok analist, bu noktadan hareketle Biden döneminin büyük teknoloji şirketleri için zorlu geçme potansiyeli olduğunu söylüyordu. Başkan’ın son olarak yaptığı iki atama ise bu görüşleri güçlendiriyor.

Yale Üniversitesi'nde hukuk profesörü olan Robert Brok, bundan 43 yıl önce The Antitrust Paradox adlı bir kitap yayımladı ve kitabında antitröst soruşturmalarının sadece birleşmeye odaklanarak yapılmaması gerektiğini, ortaya çıkan yeni durumun kullanıcıyı olumlu veya olumsuz etkileme durumunun da göz önüne alınması gerektiğini söyledi. Yale Üniversite’sinde hukuk öğrencisi olan Lisa Khan ise 4 yıl önce Amazon’s Antitrust Paradox isimli bir makale yayımladı ve Bork’un görüşlerinin mantıksız olduğunu belirterek ve Amazon’u örnek göstererek Amazon’un tekel gücünü kullanarak potansiyel rakiplerini nasıl elimine ettiğinden söz etti. Khan’ın makalesinden bir yıl sonra ise Columbia Üniversitesi’nde hukuk profesörü olan Tim Wu ise The Curse of Bigness adlı kısa bir kitap yayımlayarak Khan’ın görüşlerine benzer olarak tekel pratikleri rekabete zarar veriyorsa ve inovasyonun önüne geçiyorsa devletin teknoloji şirketlerini daha küçük parçalara ayırma hamlesini yapmaktan çekinmemesi gerektiğini söyledi.

Geçtiğimiz hafta itibarıyla ise Khan’ın, antitröst soruşturmalarıyla yakından ilgilenen Federal Ticaret Komisyonu’na delege olarak; Wu’nun ise Biden hükümetinin Ulusal Ekonomik Konseyi’ne danışman olarak atandığı açıklandı. Bu iki atamayla birlikte Biden’ın kadrosunun özellikle büyük teknoloji şirketlerine yönelik antitröst politikalardan çekinmeyen bir yapıya doğru evrildiği görülüyor. Bloomberg’ten Joe Nocera, Biden’ın Obama’nın yaptığının aksine tüketici standartlarını olduğu gibi kabul etmeyeceğini ve tekelleşmenin gerek rekabete olan negatif etkileri gerekse inovasyonun önüne geçmesi nedeniyle başlı başına bir sorun olduğu yönünde adımlar atacağını düşünüyor.

NEREDE YAYIMLANDI?

QuandoQuando

BÜLTEN SAYISI

🐄 Sentetik et ve yeşil gelecek

Bill Gates sentetik sığır eti yememizi istiyor ve bu konuda ciddi.

18 Mar 2021

Bitpanda ile birlikte
 🐄 Sentetik et ve yeşil gelecek

İLGİLİ OKUMALAR