Haziran ortası, akşamüzeriCarrer d’Elisabets, 16 08001, Barcelona
“¿Qué es ese olor? ¿Qué esta pasando?” Gözüm yemeklere, ben düşüncelere dalmışım. Bir an konuşmaları duyunca irkildim. Elimde mektubun. Önümdeki kâğıda tarih atmışım ve adresi yazmışım yalnızca ama sorsan o daldığım iki, bilemeden beş dakikada neler anlattım sana. Bu arada Sahyoun’dan falafel, Maryool’dan sfouf isterim! Keşke getirebilsen.
Yanımda yaşlı bir çift oturuyor. Aklım hiç ama hiç ellerini sürmedikleri patatas bravas’ta. Adam, çatalı öyle yavaş götürüyor ki önündeki tapas’lara, kadın o sırada hem Vermut’undan bir yudum hem pa amb tomaquet’lerden iki ısırık alıyor. Bir arada bir orkestranın farklı çalgıları gibiler. Büyük bir operasyon, etkileyici bir performans sanki izlediğim.
Diğer yanımda benim yaşlarda bir grup insan oturuyor. Barcelona futbol takımının tam kadro fotoğrafı üzerlerindeki duvarda asılı. O kadar hararetli sohbet ediyorlar ki anlamam mümkün değil. Burada İspanyolca tüm cümleler, bir tezahürat gibi. Tempolu, heyecanlı, yüksek sesli. En son bundan tam beş yıl önce, yine bu masada oturduğum güne götürdü bu sesler beni. Tasasız bir haziran, Endülüs’ten, Sevilla’dan Barcelona’ya, Sinem’in Carrer d’Elisabets’teki evine gelmişiz, eşyaları bırakıp hemen sokağa atmışız kendimizi.
Önce La Central del Raval’a uğramak istemiştim, bilirsin; şehrin kelimelerle ilişkili dükkânları ilk duraklarımdandır. (Sana İspanyolca iki tane kitap aldım, biri için ipucu: Jaime Sabartés) Okuduğum ve anladığım cümleler, dinlediğim ve içinde dans ettiğim kelimeler; görünce kalbimi attıran ve bir sanat eseriymişçesine izlediğim dergi kapakları… Sinem’in karın gurultusu beni bu tatlı rüyadan uyandırdığında da soluğu evin 100 metre ötesindeki La Masia’da almıştık. Yine gürültülüydü ve yine Vermut’la karışık kızartma kokusu etrafı sarmıştı. Akdeniz’in hiç duyulmadığı ve görülmediği bu mekânda bana neyin bu denli Akdeniz’i hatırlattığını o gün de sormuştum kendime. Cevabım neydi hatırlamıyorum; bugün derim ki damağımdaki aromalar, etrafımdaki insanların müzikal yaşam hâlleri ve içimde oradan oraya koşan özgürlük hissi.
Bunu yazdıktan hemen sonra hesabı isteyip kalktım. Önce El Raval sokaklarında yürüdüm, sonra birkaç balkon altında gitar dinledim. Derken yine bir gitar sesini takip ettim, beni pek sevdiğim Plaça del Angles’e çıkardı. MACBA’nın olduğu meydan. Kaykaycı dostlarımız da orada. Yine içimde bir özgürlük hissi… Biraz MACBA’nın önünde oturdum. Önümden rüzgâr gibi geçen kaykayları izledim. Bir yanımda yine genç bir ekip, karton kutudan hazır sangria’larını yudumluyorlardı. Bana da ikram ettiler; tadı zannettiğim kadar iyi değilmiş bu hazır sangria’ların. Ama bir şey söyleyim mi? Damağımda bıraktığı o tat, hayattaki “basit” zevkleri ve o umarsızlığın özgürlüğünü hatırlattı bana. Gelirken muhakkak valize bir iki tane koyacağım, Galata’da terasta içeriz. Ha, daha iyisini yapamayacağımızdan değil, sırf hatırası; o genç umarsızlığı, özgürlüğü ve Akdenizliliği için.
Elif
NEREDE YAYIMLANDI?
Bugün 19 Haziran. Soli'de "Müşterek Sofralar" Günü. Akdeniz bavulumuzu topladık. Çatal bıçak sesine karışan kahkahalar, okurken kuma düşmüş kitabın huzuru, yandaki şezlongda yatan arkadaşa uzatılan kulaklığın teki var içinde.
19 Haz 2021

İLGİLİ OKUMALAR


