1930’larda nasıl savaşıyorduk?
“İki savaş arası dönem” olarak anılan 1920 ve 1930’lar, 1. Dünya Savaşı sonrası yeniden çizilen dünya haritasının tekrar değişeceğine dair pek çok olaya sahne oldu. İngiltere, Fransa ve Amerika’nın 1919’da Paris Barış Konferansı'nda aldığı kararlar barışı daha da kırılgan hale getirdi. Masa başında alınan kararlar kimseyi memnun etmemişti. Galipler safında yer alan devletler pastadan daha büyük pay isterken mağluplar kendilerine çok fazla haksızlık edildiğini düşünüyordu.
2. Dünya Savaşı sonrası kendini feshederek Birleşmiş Milletler adını alacak olan Milletler Cemiyeti’nin kurulmasında en önemli paya sahip olan ABD Başkanı Wilson, Barış Konferansı’nda alınan kararları ve Cemiyeti, kendi ülkesinde dahi kabul ettirememişti. Ardından ABD tekrar kendi kabuğuna çekildi. Fransa ve İngiltere gibi daimî üyelerin oluru olmadan herhangi bir kararın alınamadığı ve zaten askerî bir yaptırım gücü de olmayan Milletler Cemiyeti ise -tıpkı bugün olduğu gibi- yaşananlara seyirci kaldı. Ne 1935’te Faşist İtalya’nın Habeşistan’a (bugünkü Etiyopya) saldırmasına, ne 1936’da başlayan İspanya İç Savaşı’na engel olabildi. Hâl böyle olunca Milletler Cemiyeti de 1920’ler-30’lar boyunca zaten kırılgan olan barışı korumada etkisiz kaldı. 1929 yılındaki Dünya Ekonomik Bunalımı da ikinci bir paylaşım hırsının yol açtığı ulusların kıtalar arası bir dünya savaşına sürüklenmesinde tuz biber oldu.
Aslında “çınaraltı diplomatları tavla başında” o kadar da boş konuşmuyordu. Tabi ki dünya ahvaline çok da hâkim olduklarından değildi bu konuşmalar, gazetelerde okuduklarının birer yansımasıydı. Evet, gazetelerin bazen savaş tellallığı yaptıkları da oluyordu. Ama dünyanın da kaosa sürüklendiği yadsınamaz bir gerçekti.

Bir tarafta statükocular, diğer tarafta irredantistler vardı. Gazeteler giderek otoriterleşen dünyadan haberlerle dolup taşıyordu. Uzak Doğu’da Japonya, daha yakında Rusya. Avrupa’da İtalya, İspanya, Portekiz ve Almanya… Diktatörler ellerini kollarını hararetle sallayarak kitlelere sesleniyor, savaş tamtamları çalınıyordu. İngiltere ve Fransa ise onlara -aslında Almanya’ya- istediklerini verirlerse savaşın çıkmayacağını düşünüyordu. Ancak günün sonunda, verilen tavizler savaşı geciktirmekten başka bir şeye yaramadı.
Savaşların yıkıcılığını en iyi anlatanlardan biri ise İtalya’nın Habeşistan’ı işgalini konu edinen Taranta-Babu’ya Mektuplar’dı:
“…Geliyorlar Taranta-Babu, geliyorlar içinden bir yangın alevinin.
Ve bayraklarını dikip samandan damına senin toprak evinin.
Gelenler geri dönseler bile eğer,
Kanlı kesik sağ kolunu Somali'de bırakan Torinolu tornacı
Artık çelik çubukları ipek gibi öremeyecek.
Ve kör gözleriyle bir daha Sicilyalı balıkçı denizlerin ışığını göremeyecek…”
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Rusya-Ukrayna Savaşı, 1930'lardaki savaşlar, zehirli gazlardan korunma rehberi
01 Mar 2022

İLGİLİ OKUMALAR


