Resimdeki "Balık Olmak"

Bu yazı çerçevesinde, Avrupa resim sanatında balık imgesinin yer aldığı örnekleri değerlendirirken temel bir ayrım üzerinde durulmuştur: Dini olan ve olmayan. Balık, sanat tarihinde basit bir yiyecek ürünü ya da kompozisyonu zenginleştirecek bir unsur olmanın dışında gerek dini gerekse din dışı alanlarda bazı anlamlar yüklenerek konu olmuştur.
Resimdeki "Balık Olmak"

Yazı: Emine Önel Kurt, Zerrin İren Boynudelik

Avcılıkla ve su kenarlarında yaşamın başlamasıyla birlikte balık ve diğer su canlıları insanın beslenme programına girmiş, hatta büyük boyuttaki hayvanların avlanmasına oranla kolay ulaşılabilir oluşuyla göçebelikten yerleşikliğe geçişi, tarım dışında ürünlerin yanı sıra desteklemiş ve hızlandırmış olmalıdır.(1) Mezopotamya toplumları, Mısırlılar, Kartacalılar, Fenikeliler, Yunanlılar, Etrüskler ve Romalılar balık tüketmişlerdir. Özellikle Roma’da pek çok çeşidinin yendiği bilinen balık, uzun süre saklayabilmek için tuzlanarak da kullanılmış; belki de balığın kendisinden daha yaygın olarak bir balık sosu olan garum(2) tüketilmiştir. Coğrafyanın imkanları ölçüsünde, akarsu, göl ve denizlerde yaşayan pek çok canlının tanındığı ve tüketildiği her dönemde balık, toplumların görsel kültüründe de yer bulmuştur. Mezopotamya resimleri arasında önemli yeri olan mühürlerden, Mısır mezarlarındaki duvar resimlerine ya da Yunan seramiklerinden Roma fresk ve mozaiklerine balık, kimi zaman günlük yaşama dair kimi zamanda dini ya da mitolojik bir sembol olarak yer alır. Ürün kayıtları kadar yenilip içilenler konusunda yol gösterici olan bu resimlerden özellikle, Antik Roma dönemi ve sonrasında Avrupa’da balığın sofralarda ne kadar ve nasıl yer bulduğu üzerine yapılan araştırmalarda yararlanılır. Orta Çağ’dan itibaren Avrupa’da tarım ürünleriyle birlikte hayvansal ürünler de düzenli olarak tüketilmiş, Hristiyanların dini perhiz gereği et ürünleri yemedikleri günlerde (ki bu da yılda 150 günü buluyordu)(3) balık önemli bir besin kaynağı olmuştur.(4)

Orta Çağ boyunca özellikle akarsu ve göllerden tutulan tatlı su balıkları tüketiliyordu. Başlıca çeşitlerin turna balığı, alabalık, yılan balığı, somon, sazan, kaya balığı olduğu manastır kayıtlarında yer almıştır.(5) Bu çeşitliliğe rağmen taze balığı, özellikle de denizlerden elde edilenleri bulmanın her zaman mümkün olmaması, deniz balıklarını avlandıkları yerden başka yere taşımanın elverişsizliği, balığın istenilen her an tüketilmesine engeldi. Taze balığa ulaşabilmede yaşanan güçlükler doğal olarak balığın uzun süre belli bir sınıfın ayrıcalığında olmasına yol açtı. Bu durumu değiştiren de tuz oldu. Tuz, lezzet verici olmasının ötesinde et, balık gibi yiyeceklerin muhafaza edilmesinde son derece gerekli ve hayati bir malzemeydi. Taze balığın alternatifi olarak balığı tuzlayarak, kurutarak ya da tütsüleyerek muhafaza etme yöntemleri geliştirildiğinde balık daha çok kişi için ulaşılır hale gelse de tuzlanmış ve kurutulmuş olanı yiyebilenle taze olanı yiyebilenler arasındaki fark sınıfsal simgeye dönüşmüştü bir kere. Tuzlama ve diğer muhafaza yöntemleri balığın geniş çapta satışını olanaklı kıldığı için ticari açıdan da önemli oldu.

Hristiyanlık açısından bakıldığında balığın doğrudan İsa’nın simgesi oluşu önemlidir. Yunanca ICTHUS (ichthus = balık) kelimesi balığı andıran bir şekille sembolize edilir ve İsa’nın simgesi olan Ι Χ Θ Υ Σ harflerine karşılık gelir. Yunancada “İsa” çok çeşitli deniz canlıları betimlenmiştir. Yenilebilen pek çok balığın yer aldığı sahnede kefal, levrek, müren gibi türlerin yanı sıra ahtapot, ıstakoz ve karides de görülür

Deniz yaşamının görüldüğü Roma mozaiği, MÖ 2. yüzyıl. Napoli Ulusal Arkeoloji Müzesi Pompeii’deki Faun Evi’nde bulunan mozaikte, bordürde bitkisel motifler ve kanatlı küçük figürler yer alırken panonun merkezinde

Lamprey Avı, Tacuinum Sanitatis, Latin 9333 versiyonu, 15. yüzyıl, f. 82R. Bibliothèque Nationale de France, Paris
El yazmasının, lamprey (bota) adlı (yılan balığını andıran bir tür) balığın anlatıldığı sayfasında avlanan balıkçılar görülür. Resmin altındaki açıklamada balığın özelliklerinden ve vücuttaki etkilerinden bahsedilirken çok “besleyici ve şişmanlatıcı” olduğu yazılmıştır. Roma mutfağında sevilen bir tür olan bu balığın Orta Çağ’da da tüketildiği bilinir. Hatta İngiltere Kralı I. Henry’nin (1068-1135) en sevdiği yemekler arasında olan bu balığı doktorların uyarısına rağmen fazlaca yediği için hastalandığı öne sürülür ve birkaç gün sonra da ölür**


“Mesih” “Tanrı” “Oğul” “Kurtarıcı” kelimelerinin baş harfleridir (Iesous Christos, Theou Huios, Soter / Jesus Christ, Son of God, Savior: Tanrının Oğlu, Kurtarıcı İsa). Balık kelimesine karşılık gelen bu sembolden dolayı en erken Hristiyan resimlerinden başlayarak tek başına bir balık İsa’yı betimlemek için kullanılmıştır. Ayrıca balıklarla konuşan ve onları neşelendiren Padualı Antonio,(6) balıkçı olduğu bilinen Aziz Petrus(7) ve Aziz Zeno’nun(8) da görsel betimlemelerinde balıkla gösterilmeleri yaygındır. Aziz Petrus kendisini ruhların balıkçısı olarak görür. Orta Çağ’ın dini yorum yazılarına göre balık insan ruhunun da sembolüdür ve vaizler de bu ruhları yakalayacak olan balıkçılardır. Balık aynı zamanda vaftizin de sembolüdür. Nasıl ki balıklar suyun dışında yaşayamazsa, bir Hristiyan da vaftiz olmadan, gerçek anlamıyla Hristiyan olmuş sayılamaz.(9)

Kutsal Kitap’ta balıkla ilgili pek çok mesel vardır. Örneğin, Eski Ahit’te Küçük Peygamberler başlığı altında yer alan Yunus Peygamber bölümünde, Yunus’un Tanrı’nın kendisine verdiği, yoldan çıkmış Ninova kenti halkını uyarma görevinden kaçmak üzere bindiği gemi fırtınaya tutulduğunda gemiciler tarafından denize atıldığı ve büyük bir balık tarafından yutulup üç gün sonra kıyıya canlı olarak bırakıldığı anlatılır. Metinde büyük balık olarak adlandırılsa da sanatçılar konuyu resmederken bu büyük balığı, her ne kadar balık sınıfında sayılmasa da balina olarak düşünmüş olmalıdır. Hatta bu ustaların balina hakkında hiçbir fikirleri olmadığı bile düşünülebilir. Yunus’u yutan ve karnında barındıran bu deniz canlısı erken dönemlerde hippocampus(10) olarak da bilinen sınıfa ait deniz atı biçiminde ya da daha seyrek olarak da yunus biçiminde betimlenmiştir. Böylece, balığın şeklinin genellikle metni okuyanın muhayyilesine kalmış olduğunu söyleyebiliriz. Yunus, balığın karnından kurtulduktan sonra Ninova’ya gidip görevini yerine getirmiş, Tanrı’nınsa tövbe eden bu halkı kolayca affetmesine hayli içerlemiştir. Bu küskünlükle uykuya daldığında Tanrı ona gölgelik yapacak bir kene otu gönderir. Buna çok sevinen Yunus ertesi günü otun öldüğünü görünce de üzülür. Tanrı’nın yanıtıysa şöyle olur: “Kene otu bir gecede çıktı ve bir gecede yok oldu.”, “Sen emek vermediğin, büyütmediğin bir kene otuna acıyorsun da ben Ninova’ya,  o koca kente acımayayım mı? O kentte sağını solundan ayırt edemeyen yüz yirmi bini aşkın insan, çok sayıda hayvan var.” Bu meselin görsel anlatımı Tanrı’nın affediciliğini, kullarını nasıl koruyup kolladığını, en büyük günahlara karşı bile bağışlayıcılığını vurgulamak üzere sıklıkla kullanılmıştır. Yunus’un kaderi aynı zamanda, öldükten üç gün sonra dirilecek olan İsa’nın yeniden doğuşuna da delalettir.(11) İsa da zaten havarileriyle yaptığı bir konuşmada bundan açıkça bahseder.(12)

İsa’yı simgeleyen balık motifi ve balık anlamına gelen Ι Χ Θ Υ C (Σ) harfleri, İS 2. yüzyıl, mermer levha Domitilla Katakompu, Roma

Pieter Lastman, Yunus ve Balina, 1621, meşe panel üzerine yağlıboya, 336x52 cm Museum Kunstpalast, Düsseldorf

Yeni Ahit’te de balıkla ilgili pek çok öykü vardır. Bu öykülerde balık, ekmek gibi temel bir yiyecek olarak yer alır. Örneğin ekmek ve balıkların çoğaltılması mucizesine göre İsa kendisini takip ederek çöle gelen kalabalığı beş somun ekmek ve iki balığı çoğaltarak doyurmuştur. Bu olay dört İncil yazarı tarafından da anlatılmıştır ve neredeyse harfi harfine aynıdır: “İsa beş bin kişiyi doyuruyor.”(13)

Yeni Ahit’te balıkla ilişkili bir başka mesel, kendisi de bir vergi memuru olan Matta’nın yazdığı İncil’de anlatılan “Tapınak Vergisi” olayıyla ilgilidir. Ferisiler, Kefarnahum’da tapınakta ders veren İsa’nın iki dirhemlik vergisini ödeyip ödemediğini Petrus Simun’a sorarlar. İsa da bunun üzerine vergi için istenen paranın bir balığın ağzında olduğunu söyler ve Petrus Simun’u balık yakalaması için göl kenarına gönderir. Gerçekten de Petrus’un yakaladığı ilk balığın ağzında ikisinin vergisini ödemeye yetecek vergi için gereken dört dirhemlik bir akçe vardır.(14)

Yuhanna İncili’nin bir bölümünde anlatıldığına göre, İsa’nın dirildikten sonraki üçüncü görünümü gölde balık tutmaya çalışan öğrencilerine olmuştur. Petrus Simun’la birlikte balık tutmaya çıkanların ağları bomboş kalmış, İsa onlara görünüp ağı teknenin sağ tarafından atmalarını söylemiştir. İsa’nın dediği gibi yaptıklarında ağları o kadar dolmuş ki kıyıya çekmekte zorlanmışlar, buna rağmen ağları da yırtılmadan sağlam kalabilmiştir.(15) Teknede ağırlıklı olarak yılan balıkları, Aziz Petrus balığı ya da John Dory olarak da adlandırılan dülger, sardalye, tırpana, vatoz ve sinaritlerle, belki bir de küçük köpek balığı görülür.

Jacopo Tintoretto (1518/19-1594), Ekmek ve Balık Mucizesi, 1545-50, tuval üzerine yağlıboya, 154,9x407,7 cm
Metropolitan Museum of Art, New York


Dört İncil’de de İsa’nın havarileriyle yediği son akşam yemeğinden bahsedilir. Burada İsa ekmek ve şarapla ilgili olarak “benim etim ve kanım” ibaresini kullanır. Her ne kadar İncillerde bu yemekte masada olan yiyeceklerden hiç söz edilmese de görsel betimlemelerde masada, Fısıh yemeğinin gelenekseli olan kuzu ya da oğlak etinin yanında bazen balık da yer alır. Nasıl ki kuzu İsa’nın inananlar için kendini kurban etmesini simgeliyorsa, balık da İsa’nın bizatihi kendisini sembolize eder.(16) Bu resimlerde birden çok sembolün bir arada kullanılması, herhangi birinin gözden kaçması ihtimaline

karşı temsili güçlendirme çabası olarak değerlendirilebilir. İsa’nın dirildikten sonra göründüğü inananlarıyla yediği Emmaus’ta yemek(17) sahnelerinde de çok sık olmamakla birlikte masada balık vardır. Nihayetinde bu da İsa’nın kutsal sayılan yemeklerinden biridir. İsa masadadır ama varlığının bir başka kanıtı olarak bir de balık kullanmakta sakınca yoktur.

Balığın önemli bir yer tuttuğu, bu vesileyle de görsel malzemelere konu olarak alınan en güzel öykülerden biri de Tobit Kitabı’nda(18) anlatılan, Tobias ve baş melek Rafael’in yolculuğudur. Kitapta anlatılanlara göre Tobit İsrail’in kuzeyindeki Naftali kabilesine mensup, inançlı ama Yahudilere karşı uygulanan yasaklara karşı geldiği için yoksul düşmüş bir Yahudi’dir.(19) Üzüntü içinde, artık ölümünün yaklaştığını düşünen Tobit, Tanrı’dan yardım diler ve eski bir alacağı olan on gümüş talenti tahsil etmesi için oğlu Tobias’ı İran’daki Ekbatan kentine, uzaktan akrabası Raguel’e gönderir ve yol için yanına bir refakatçi bulmasını söyler. Sadık kulunun dualarını duyan ve karşılık veren Tanrı, baş melek Rafael’le(20) Tobias’ı karşılaştırır. İkili birlikte yola çıkarlar. Dicle Nehri kıyısına geldiklerinde Tobias suya girer ve ayaklarının dibine kadar gelen bir balık görür. Rafael bu balığı yakalamasını ister. Söylediğine göre, balığın yanmış kalbi ve karaciğeri şeytanı defeder, safra kesesinden çıkan ödse körlüğe karşı iyileştiricidir.(21) İkili balığı da yanlarına alarak yola devam ederler. Raguel’in evine geldiklerinde kızı Sara’yı bedbaht bir halde bulurlar. Çünkü genç kadına Asmodeus isimli bir iblis aşık olmuştur ve kadının evlenmek istediği

tüm erkeklerin ölümüne neden olmaktadır; yedi kez evlenen Sara her seferinde kocalarını düğün gecesi kaybetmiştir. Bu nedenle kendisine de lanetli muamelesi yapılır. Rafael, Tobias’a bu kadınla evlenmesini tavsiye eder. Hiçbir korkuya kapılmayan Tobias arkadaşının sözünü dinler ve evlenirler. Tobias düğün gecesi, Sara’ya yaklaşmaya çalışan şeytanı, yanında getirdiği balığın kalbini ve karaciğerini yakarak defeder. Böylece Asmodeus’tan kurtulurlar. Tobias kısa sürede zengin olur, baba evine dönmeye karar verir ve Ninova’ya vardıklarında aynı balığın safra kesesinden çıkan ödü babasının gözlerine sürerek körlüğünü iyileştirir.(22) Ancak bu sırada Rafael gerçek kimliğini belli eder ve onları Tanrı’ya dua etmeleri, oruç tutmaları ve zekat vermeleri konusunda uyararak Ninova’nın günahkarlık nedeniyle yıkılacağını söyler.(23) Böylece Tobit çocuklarıyla birlikte kentten ayrılır.

Mattia Preti, Vergi Parası, 1640, tuval üzerine yağlıboya, 193x143 cm 
Pinacoteca di Brera, Milano

Sanzio Raffaello, Mucizevi Balık Avı, 1515, tuvale monte edilmiş karton üzerine tempera, 360x400 cm. Victoria and Albert Museum, Londra

Andrea del Verrocchio, Tobias ve Rafael, 1470, kavak üzerine tempera, 84x66 cm
National Gallery, Londra


Tobias’ın yolculuğu görsel alanda hayli rağbet görmüş bir konudur. Sahnenin kolayca anlaşılabilmesi için kullanılan semboller hemen hemen hiç değişmez: Genç bir erkek olarak Tobias, büyük kanatlarıyla ve hemen her zaman gösterildiği sandaletleriyle kolayca tanınabilen Rafael,(24) Tobias’ın taşıdığı, çoğu zaman karnı yarılmış olarak gösterilen balık, Rafael’in taşıdığı, içine balığın safra kesesinden çıkan öd ve kalple karaciğerin konduğu küçük bir kutu ve yanlarında mutlaka bir köpek. Genellikle de çevrelerinde bir akarsu görülür ki bu da Dicle Nehri’ni ifade eder. Yol da bellidir, yolcular da. Kitap en genel anlamıyla Tanrı’nın gerçek inananlarının dualarını duyduğunu ve onların her zaman yanında olduğunu anlatır. Rafael ve Tobias’ın yolculuğu resimleme açısından popüler konulardandır. Hem öykü güzel bir ahlaki arka plana sahiptir hem de özellikle büyük kanatlı bir melek(25) tasviri sanatçılara çekici gelmiş olmalıdır.(26)

Bu genel anlatımlara da dayanarak Andrea del Verrocchio’nun (1435-1488) Tobias ve Rafael,(27) resmine daha ayrıntılı bakabiliriz. Resimde Tobias’ın elindeki balığın karnı yarılmış ve hem körlüğü tedavi edecek safra kesesinden çıkan öd hem de şeytanı defedecek kalbi ve karaciğeri Rafael’in elindeki küçük kutuya konmuştur. Öyküde anlatıldığı gibi Tobias’ın küçük köpeği de bu yolculukta ona eşlik etmektedir. Aslında köpek Yahudiler için murdar bir hayvandır. Yeni Ahit’te seyrek olarak insanın dostu olarak söz edilir. Yakın Doğu’daysa adeta kutsal kabul edilir. Tobias’ın yolculuğunun İran’a doğru olduğu bilindiğinde yanında köpeğin bulunması anlamlı olabilir.(28) Resmin bulunduğu müzenin ilgili sayfasında yer alan bilgiye göre, Tobias’ın elindeki balığı ve küçük köpeği, Verrocchio’nun o dönemde henüz öğrencisi olan Leonardo da Vinci (1452-1519) boyamış olmalıdır.(29) Tobias’ın balığı tutan elinde ayrıca bir de kâğıt rulosu görülür. Bunun ne olduğunu kesin olarak söylemek zor olsa da borçlusuna sunacağı bir senet olduğunu sanmak mümkündür. Rulonun üzerinde belli belirsiz görülen yazıda İtalyanca hatırla anlamına gelecek ricord kelimesi seçilir. Yazının devamını okumak mümkün değildir. Her ki figürün de oldukça şık giyindiği görülür. Rafael’in giysi kollarındaki işlemeler, her ikisinin de gömleklerinin kollarındaki ucu metal çivili bağcıklar, Rafael’in göğsündeki çapraz kuşak, Tobias’ın belindeki çok renkli dokuma kemer dikkat çekicidir ve bunlar da muhtemelen Rönesans döneminin moda giysileridir. Arka planda bir nehir üzerindeki köprüden ve yüksek kuleli bir kapıdan geçerek girilen kent görülür. Kıvrılarak akan nehirse öyküye göre Dicle olmalıdır.

Lucas van Valckenborch, Kış/Balık Pazarı, yak. 1595, tuval üzerine yağlıboya, boyutu bilinmiyor
Royal Museum of  Fine Arts, Anvers

Georg Flegel, Ringa Balıklı Natürmort, yak. 1629/1631, meşe panel üzerine yağlıboya, 25,5x 32,5 cm. Pomeranian State Museum. Greifswald


Balığın doğrudan dini bir anlatı bağlamında olmadan resmedildiği en yaygın tür günlük hayat resimleridir. Din dışı konuları içermekle birlikte bu türün özellikle Protestan Hollanda’da yapılanlarında arka planda bazı dini ve ahlaki referansları da barındırabilecekleri unutulmamalıdır. Lucas van Valckenborch tarafından (1535-1597) resmedilen bir balık pazarı sahnesine de bu gözle bakılabilir. Sanatçı, Leuven’li (Flaman bölgesi), dini ve politik nedenlerden dolayı Frankfurt’a yerleşmek zorunda kaldıkları bilinen, on dört üyesinin sanatçı olduğu bir aileden gelir. Malines’deki Aziz Luke loncasında kayıtlı olan van Valckenborch bir süre Aachen’da bulunmuş daha sonra Anvers’e giderek 1579 yılından itibaren Hollanda’nın İspanyol Eyaletleri’nin valisi olan Habsburg hanedanından Arşidük Matthias’ın saray ressamı olmuştur. 1592 yılında Frankfurt’a yerleşmiş ve hayatının sonuna kadar burada kalmıştır. Özellikle portreler ve hayali ya da gerçek manzara resimleriyle ünlenen sanatçı Hollanda resim geleneğinde çok sayıda örneği olan pazar sahneleri ve mevsim alegorileri de yapmıştır. Bu resimlerin bazılarında Georg Flegel’le (1566-1638) birlikte çalışmış ve Flegel bu sahnelerdeki natürmort kompozisyonlarını boyamıştır.

Hendrick van Balen, Peleus ve Thetis’in Düğünü, panel üzerine yağlıboya, 54x76 cm
Musées Royaux des Beaux-Arts, Brüksel

Sanzio Raffaello, Galateia’nın Yolculuğu, 1511, fresk, 295x225 cm Villa Farnesina, Roma


Kış ya da Balık Pazarı olarak adlandırılan resminde Flegel’le birlikte çalıştığı bilinir. Karlı kış gününde bir kent manzarasının görüldüğü resmin arka planında buz üzerinde kayanlar, yağan kar altında koşuşturanlar ve bir kasap dükkânı önünde et parçalamakla meşgul görülen figürler vardır. Ön plandaysa balık tezgahından alışveriş yapan iki kadın yer alır. Kadınlardan biri, içinde olasılıkla arkadaki kasaptan alınmış olan büyük bir parça etin olduğu bir sepet ve bir bağ soğan taşır. Kadınların her ikisinin de giyim kuşamı Flaman ülkelerinde benzerleri görülen tarzdadır; koyu renk elbiseler üzerindeki beyaz kırmalı yakalar (ruff) dikkat çeker. Öndekinin altın gibi görünen bilekliği ve kürklü paltosu evin hanımı olabileceğini düşündürür. Aslında buraya kadar gördüklerimiz bir pazar yerinin ya da işinin ehli bir satıcının tezgahında, işinin başında ve ondan alışveriş yapanların resmedildiği sıradan bir sahneyi anımsatır. 16. yüzyılın ortalarından itibaren İtalya ve Hollanda’da, özellikle de Antwerp ve Amsterdam’da günlük hayat resmi konusunda uzmanlaşmış sanatçıların betimlediği pazar yerleri, yemek ve resim ilişkisine bakılmak istendiğinde ilk sıralarda değerlendirilen örneklerdendir. Kimi zaman sadece bir pazar resmi olabildikleri gibi çoğu kez de arkada dini, ahlaki, alegorik başka anlamlar aramaya uygun olduklarını bildiğimiz bu resimlerden birine örnek olarak bu sahnede de bir şey dikkat çeker. Ön plandaki kadının varlıklı olmasına rağmen hizmetlisini alışverişe tek başına göndermeyerek et ve balığın seçimini bizzat üstlenmiş olması Hollanda resminde sık sık karşılaşılan kusursuz aile ve ev hayatını yansıtma konusuyla ilintili olmalıdır. Bu dizinin meyveler üzerine olan yazısında da belirtildiği gibi(30) Hollanda’da 17. yüzyılda yayımlanan kimi kılavuzlarda evin hanımına düşen görevler, israf etmeden alışveriş yapmak ve en kaliteli yiyecek maddelerinin seçimi gibi bilgiler yer almıştır. Bu görevlerle ilişkili olarak kadınları pazar tezgahlarının başında çoğunlukla da balık, meyve, sebze gibi tazelikleri önemli yiyecekleri satın alırken gösteren resimler bu dönemde çokça sipariş edilmiştir. Bu ayrıntının dışında resimde, tezgâh üzerinde, dikdörtgen ve yuvarlak formlu ahşap tekneler içinde ve asılı vaziyetteki balıkların çeşitliliği dikkat çeker. Balıkçı büyük boyutlu balıkları (somon olmalı) parçalara ayırırken karısı da tezgâhın arkasında, tütsülenmiş oldukları anlaşılan kancaya asılı balıkları muhtemelen müşteriye vermek üzere tutar. Her daim taze balığa ulaşılamayan zamanlar için balık tedarik etmenin en yaygın ve sağlıklı yöntemlerinden biri olarak özellikle Hollanda gibi kuzey bölgelerde ağırlıklı olarak ringa balıkları tütsülenerek ve tuzlanarak saklanmıştır. Tezgâhta duran pirinç kova, parlaklığı ve üzerine yansıyan balıklarla birlikte titiz bir detaycılıkla gösterilmiştir.

Sanzio Raffaello, Felsefe, 1509-11, fresk, (tavan tondosu) çap: 180 cm. Stanza della Segnatura, Palazzo Apostolico, Vatikan


Yiyeceklerin en sık boy gösterdiği resim türü olan natürmortlarda da balık çoğu kez başroldedir. Natürmort resminin ustalarından, çiçek ve kuşlu natürmortların yanı sıra masa üzerinde yiyeceklerin ve sofra takımlarının görüldüğü çalışmalarıyla bilinen Georg Flegel de çok sayıda balıklı kompozisyon yapmıştır. Resmin merkezinde madeni bir tabak için üç parça halinde kesilmiş olan balık kuzey ülkelerinde hem yemek olarak hem ticareti yapılan bir ürün olarak önemli olmuş, tazesinin yanı sıra tütsülenmiş ve tuzlanmış olan çeşitleri de kullanılmıştır.31 Resmin yapıldığı coğrafya için yaygın bir tür olarak balığın kompozisyondaki yeri olağandır. Öte yandan balığın üç parça olması, İsa’yı simgelemesi açısından değerlendirildiğinde kutsal üçlü kavramıyla ilişkili olabilir ki natürmortlardaki dünyevi olanla olmayan karşıtlığına işaret eder. İsa’nın bedeniyle ilişkilendirilen ekmeğin de kompozisyonda yer alması dini vurguyu güçlendirir. Masa üzerinde yiyeceklerin gösterildiği natürmortların adeta olmazsa olmazlarından şarap (İsa’nın kanı), şehadet simgesi bıçak, İsa’nın çektiği acılara karşı kabuklu ceviz, şeytani kötülükle ilişkilendirilen yusufçuk böceği, ilk günahın simgesi elma, tövbe etmeyi simgeleyen soğan resimdeki sembolizmin diğer unsurlarıdır. Genel olarak Hristiyan sembolizminde cevizin, üç parçalı yapısından dolayı Üçlü Birliği (Baba, Oğul ve Kutsal Ruh) işaret ettiği kabul edilir. Aziz Augustinus’un yorumuna göreyse cevizin dış kabuğu İsa’nın bedeni, sert kabuğu haçı, içteki yemiş bölümü de İsa’nın ilahi doğasını temsil eder.32 Şarap kadehinin yanında duran şişkin gövdeli metal kapaklı seramik sürahi, üzerindeki sakallı figür nedeniyle Bartmann sürahisi (Almanca sakallı adam anlamındadır) olarak adlandırılır; benzerleri Flegel’in diğer natürmortlarında da görülür.

Balık betimlemelerinin sıkça ve bolca görüldüğü betimlemeler arasında mitolojik konulu sahneleri de saymak elzemdir. Bu resimlerde balıklar çoğunlukla tanrıların ziyafet sahnelerinde ve özellikle de Thetis ve Peleus’un düğün yemeği betimlemelerinde, deniz kabukluları ve yumuşakçalarla birlikte karşımıza çıkar. Bunun en önemli nedenlerinden birisi, Thetis’in, Gaia’nın Pontos’la, yani toprağın denizle birleşmesinden doğan çocuklarından ilki olan ve deniz ihtiyarı olarak bilinen Nereus’la Okeanos’un kızı Doris’in çocuğu olmasıdır. Yani Thetis’in denizle doğrudan ilişkisi vardır. Ayrıca bir başka Nereus kızı olan Galateia’nın arabasını da yunuslar çeker.

Giuseppe Arcimboldo, Su Elementi Alegorisi, 1566, ahşap üzerine yağlıboya, 67x51 cm
Kunsthistorisches Museum, Viyana


Balık, Rönesans’la birlikte Özgür Sanatlar’ın(33) anası kabul edilen felsefe alegorisinin resimlenmesinde, sadece ayrıntılarda gizli olsa da bu alegoriyi temsil eden kadının giysilerinde görülür. Elbise üç renk olduğunda; en altta, etek kısımlarında toprağı simgeleyen çiçek, ortada suyu simgeleyen balık ve göğüs bölümünde havayı simgeleyen yıldız işlemeleri kumaşın üzerinde rahatlıkla görülür. Bunlar aynı zamanda felsefenin üç problemini, ahlak, doğa ve tasavvur/tahayyül alanlarını da ima eder. Sanzio Raffaello’nun (1483-1520) Vatikan’da bulunan İmza Odası’nda (Stanza della Signatura) yaptığı fresklerde, tavan süslemeleri arasında felsefe, teoloji, şiir ve adalet alegorileri yer alır. Buradaki felsefe alegorisini temsil eden kadın figürünün elbisesi aynı zamanda elementlere de karşılık gelecek şekilde tasarlanmıştır ve dört renklidir; yıldızlarla bezenmiş mavi renkli göğüs kısmı hava, alevlerle bezenmiş kırmızı bel bölgesi ateş, balıklarla bezenmiş yeşil etek kısmı su34 ve çiçeklerle bezenmiş, kahverengi etek uçlarıysa toprak elementini ifade eder. Felsefe alegorisi olarak gösterilen kadın elinde iki kitap tutar: Ahlak ve Doğa. Puttoların elindeki tabletlerdeyse Cicero’nun sözleri yazılıdır: Causarum Cognitio (Nedenleri Bil). Bu tondo odada bulunan ünlü Atina Okulu freskinin üst tarafındadır; filozofların gösterildiği bu sahnenin üstünde yer alması anlamlıdır.

Balık betimlemelerinin yer aldığı görsel malzemelerden söz ederken, 16. yüzyılın ünlü sanatçısı, fantastik kompozisyonların yaratıcısı Giuseppe Arcimboldo’nun (1526-1593) Su Elementi Alegorisi anılmaya değerdir. Sanatçının dört element serisinin35 parçası olan deniz hayvanları ve balıklardan kendi üslubuyla oluşturduğu resimde tanınabilen en az altmış farklı deniz canlısı türü vardır. Burada betimlenen deniz canlıları arasında yenebilir cins balıklar oldukça azdır. Onun yerine omurgasızlar, yılan balığı, yengeç, kurbağa, kaplumbağa ve hatta mercanlar görülür. Ayrıca bu canlıların boyutları konusunda da herhangi bir gerçekçilik gayesi güdülmemiştir. Örneğin bir fokla deniz atı aynı boyda resmedilmiştir. Böyle bir kompozisyonu oluşturmanın zorluğu düşünüldüğünde Arcimboldo’nun gerçekliği bu anlamda bir kenara koyması gayet makul görülebilir.

Sonuç olarak, balığın pek çok yiyeceğin aksine konusu doğrudan yemekle ilintili olan resimlerde değil dini konulu resimlerdeki kullanımının çok daha yaygın olduğu görülür. Avrupa resminin yüzyıllar boyunca en başat konusunun Hristiyanlık olduğu düşünüldüğünde bu çok da şaşırtıcı olmamalıdır.

Yazının dipnotlarına buradan ulaşabilirsiniz.

* Orhan Veli Kanık’a saygılarımızla.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Toplumsal TarihToplumsal Tarih

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Resimdeki Balık Olmak

Toplumsal Tarih'in 332. sayısından resimde balık imgesi, kitap incelemesi, Bilim Tarihi Güncesi

06 Oca 2023

Resimdeki Balık Olmak

YAZARLAR

Toplumsal Tarih

Tarih Vakfı'nın ülkemiz insanlarının tarihe bakışlarına yeni bir içerik, zenginlik kazandırmayı ve tarihi mirasın korunmasını köklü bir duyarlılıkla, geniş toplum kesimlerinin katılımıyla gerçekleştirmeyi amaçlayan dergisi Toplumsal Tarih'ten özel seçkiler her cuma 11.00'de Aposto'da.

İLGİLİ OKUMALAR