İsrail-Türkiye gerginliği ve İslami cemaat içindeki 'hicret-cihat' tartışmaları
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 11 Nisan'daki 4. Antalya Diplomasi Forumu açılış töreninde bir kez daha Filistin ve Hamas örgütüne desteğini açıklayıp İsrail terörünü kınadı. Öte yandan İsrail-Türkiye ilişkilerinin gerildiği bir dönemde iktidara yakın medya kuruluşlarında yayımlanan "Gazze ve hicret" konulu tartışmalar da dikkate değer.
Yazı: Faik Bulut
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 11 Nisan'daki 4. Antalya Diplomasi Forumu resmî açılış töreninde yaptığı açıklamanın satır başları şöyleydi:
- "Biz bu coğrafyanın sadece sakinleri değil, aynı zamanda sahipleriyiz.
- İsrail terör devletidir.
- Filistin halkının işgal karşısındaki kahramanca mücadelesini kimse ‘terörizm’ yaftası vurarak karalayamaz. Filistinli kardeşlerimiz, 7 Ekim 2023’ten beri topraklarını savunarak insanların iftiharı olmuşlardır.
- Barış, başkenti Doğu Kudüs olan özgür Filistin devletinin kurulmasına bağlıdır.
- Suriye’nin yeni bir istikrarsızlık girdabına sürüklenmesine göz yummayız. Komşumuz Suriye’nin toprak bütünlüğünü, istikrarını ve güvenliğini kendimizden ayrı görmediğimizi özellikle dile getirmek isterim.
- Soğukkanlılığımızı, sabrımızı, meseleleri diyalog yoluyla çözme tavrımızı kimse yanlış yorumlamamalı; sükûnetimiz birilerini çok hatalı heveslere sürüklememeli."
Aynı tarihte MHP lideri Devlet Bahçeli de benzer bir hususta konuştu:
“İsrail’in bölgedeki faaliyetleri provokatiftir ve Netanyahu hükümeti ateşle oynadığını ağır bedeller ödemeden idrak etmek zorundadır.”
İsrail ile Türkiye: Söz düellosundan nüfuz kavgasına
Sözü edilen her iki konuşma da Türkiye ile İsrail arasında nüfuz ve hâkimiyet alanı için verilen kavganın kanıtları sayılabilir. Bölgedeki bu jeopolitik oyun ve kapışmalar, hem siyasi hem de ideolojik açıdan birbirine zıt iki tarihî arka plan üzerinden gerekçelendiriliyor.
İsrail’e göre “Rabb (Tanrı), İsrail kavmine Nil’den Fırat nehri arasındaki topraklara kadar olan bölgeyi vermeyi vadetmiştir.” Başbakan Binyamin Netanyahu ile onu destekleyen ırkçı/fanatik radikal Siyonistler, bu hedefe ulaşmak için ülke içinde ikna turları ve kampanyalar düzenliyorlar. Bilhassa Netanyahu, çeşitli nedenlerle, daha ziyade “İsrail’in kendini savunma hakkı ve millî güvenliğinin teminatı” bahanesiyle yayılmacı bir politikayı savaş yoluyla hayata geçiriyor.
İsrail ordusu, “Melekler (Batı dünyası) adına şeytanlar (İran, Hamas, Hizbullah, başta Colani olmak üzere Suriye’deki HTŞ cihatçıları vs.)" ile savaşın vurucu gücü olarak devreye girip Esat sonrası Suriye topraklarını sürekli bombalıyor ve işgal ediyor.
Türkiye’ye gelince… O da tarihteki İslam imparatorluğu ile Nizam-ı Âlem ideolojisiyle hareket eden Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasçısı sıfatıyla kendine bir meşruluk atfederek Yeni Osmanlıcılık politikası doğrultusunda Irak, Suriye ve Filistin üzerindeki tarihî haklarından söz ediyor.
- Gelecek Partisi Başkanı, eski Başbakan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Stratejik Derinlik kitabında bunun teorisi ve gerekçelerini yazmıştı. İktidar erbabının Hamas ve Filistin meselesini sahiplenişi de bundandır.
Esat rejiminin devrilmesinden sonra Ankara’daki yönetimin, “yavru vatan” dediği Kıbrıs’ı ihmal edip yeni Suriye yönetimine arka çıkmasının arka planını böyle okuyabiliriz. “Osmanlı” mirasçısı olmakla sıkça övünen yetkililer, “Türkiye, Misak-ı Milli sınırlarıyla belirlenmiş Türkiye’den büyüktür. Bir zamanlar İdlib, Musul ve Halep de bizimdi…” demek suretiyle bölgesel yayılmacılık ve Osmanlı fetihçiliği politikası gütmekteler.
Temel gerekçeleri ise şu: “Türkiye’nin millî güvenliği Misak-ı Milli sınırlarında başlayıp bitmez. Tersine, bu sınırların ötesinde bir veya daha fazla güvenlik kuşağı oluşturmak zorundayız.”
Bu tezi en fazla işleyenlerden biri de iktidar yanlısı Yeni Şafak gazetesinin eski yayın yönetmeni İbrahim Karagül idi. Şimdilerde Suriye ve Irak topraklarının bir kısmını askerî denetimine alan Türkiye, Karagül’ün tezlerini fiilen uygulamış oldu.
Bu zihniyet, sırtını Türkiye’ye dayayarak Şam’daki iktidar koltuğuna oturan HTŞ (cihatçı Heyetu Tahriri Şam örgütü) lideri Ahmed El Şara’nın denetimine giren Suriye topraklarını yayılmacı Siyonist İsrail’in açık hedefi hâline getirdi. İsrail savaş uçakları, Türkiye’nin faaliyete geçirmek istediği bazı kara, deniz ile hava askerî üslerini bombaladı. Esat döneminden kalma kışlalarla uçakların da dahil olduğu ağır silahlarını imha etti. Dürzi, Kürt, Hıristiyan ve Alevi azınlıkları menfaati icabı destekleyen demeçler verdikten sonra Suriye’nin güneyinde Suveyda ve Dera gibi bölgelere asker ve tank gönderen İsrail, çekilecekmiş gibi görünmüyor.
Türkiye ise Amman’da Ürdün, Suriye, Lübnan ve Irak ile ortak operasyon odası kurup üstü kapalı biçimde İsrail yayılmacılığına karşı ortak bir blok oluşturdu. Suriye yönetiminin desteklenmesi kararını da aldırdı.
Anlaşılan o ki ne Türkiye ne de İsrail, bölge ölçeğinde yayılmacı ve vesayetçi politikalarının sonucu olarak günün birinde Suriye topraklarında birbirine rakip komşu olacaklarını hesaplayabilmişlerdi.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Uzman kalemler yazdı: Türkiye-İsrail ilişkileri ve "hicret" meselesi, dünyayı saran gençlik hareketleri, Türkiye'nin adalet duygusu, AB'nin güvenlik paradigmasında Türkiye'nin yeri, Levent Dölek ile söyleşi, çözüm sürecinin gidişatı.
17 Nis 2025

İLGİLİ OKUMALAR



