İBB operasyonunda bir yılın ardından

Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının üzerinden bir yıl geçti. Aposto’ya konuşan Galatasaray, İstanbul, Ankara ve Gazi Üniversitesi hukuk fakültesi öğrencileri, bir yıldır yaşananların, fakültede öğrendikleri hukuk devleti, adil yargılanma ve yargı bağımsızlığı ilkeleriyle uyuşmadığını, bunun da mesleklerinin geleceğine dair kaygılarını artırdığını söylüyorlar.
Yazı: Melisa Gülbaş
Kapak çizimi: Tarık Tolunay
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildiği 2019’dan bu yana hakkında birçok dava açılan, siyasi yasak istenen ve diploması iptal edilen Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alındığı 19 Mart operasyonlarının üzerinden tam bir yıl geçti. İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 407 sanıklı İBB davası 9 Mart’ta başladı.
Bir yıl önce, İstanbul Üniversitesi’nin 18 Mart 2025’te İmamoğlu’nun diplomasını iptal etmesinin ardından, 19 Mart sabahı başlatılan operasyonda İmamoğlu ve çok sayıda belediye çalışanı hakkında gözaltı kararı verildi. İmamoğlu 23 Mart’ta tutuklandı.
Aradan geçen bir yılda, Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu hakkında yöneltilen suçlamalar, istenen 2.430 yıl hapis ve soruşturma sürecine ilişkin tartışmalar kamuoyunda geniş yankı buldu.
Bu süreç yalnızca siyasi değil, hukuki çevrelerde de tartışmalara yol açtı. Pek çok saygın hukukçu, sürecin yerleşmiş hukuk uygulamalarıyla çelişen yanlarını eleştirdi. Öte yandan bir grup için yaşananlar daha da kafa karıştırıcıydı. Operasyonlar başladığında Türkiye'nin farklı üniversitelerinde hukuk bölümlerinde okuyan öğrenciler, sürecin fakültede öğrendikleri hukuk devleti, adil yargılanma ve yargı bağımsızlığı ilkeleriyle hangi noktalarda çeliştiğini daha farklı bir açıdan gördüler.
‘Bize okulda ‘hukuk’ diye anlatılanlar ayaklar altına alındı’
Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi 3. sınıf öğrencisi Nisa*, 19 Mart’tan beri yaşananları ve İBB davasını takip ederken büyük bir hayal kırıklığı yaşadığını söylüyor:
“Tüm eğitimimiz, bize okulda ‘hukuk’ diye anlatılan kurallar bütünü ve tüm sistem ayaklar altına alınmış geliyor. 3 yıllık hukuk fakültesi hayatımda gördüğüm en büyük hukuk facialarından, hayal kırıklıklarından biriydi.”
Nisa, davayla bağlantılı gelişmelerin aksine 19 Mart sürecinin kendisi için umut verici olduğunu söylüyor. Üniversitesindeki öğrenci dayanışmasının kendisini etkilediğini söyleyen Nisa, okulunun politik kimliğiyle öne çıkmamasına rağmen bu süreçte güçlü bir öğrenci hareketi ortaya çıktığını belirtiyor:
“Galatasaray Üniversitesi, 19 Mart’ta en büyük direnişi gösteren okullardan biriydi. Boykotu en uzun süre sürdüren okul oldu. Böyle bir dayanışmayı daha önce hiç görmemiştim. 19 Mart ve öğrenci hareketi uzun zamandır biriken bir öfkenin patlamasıydı.”
Nisa, davanın hukuk devleti ilkeleri açısından ciddi sorunlar yarattığını düşünüyor:
“Galatasaray’ın Anayasa ve İdare Hukuku eğitimleri çok iyidir. Davaya bakan savcının kısa süre sonra Adalet Bakanı olarak atanabildiği bir ülkede hukuk devletinden, adil yargılanma hakkından ve kuvvetler ayrılığından söz edilemez.”
Diploma davasının da idare hukuku açısından ciddi sorunlar barındırdığını söyleyen Nisa’ya göre, idarenin kendi hatasını sonradan geri alması, hukuk öğretisinde kabul edilen birçok ilkeyle çelişiyor:
“İdarenin tamamen kendi hatasına dayanan diploma davasının iddianamesi içler acısı bir idare hukuku bilgisi içeriyor. 2. sınıf bir hukuk öğrencisinin çözmek için yaklaşık 2 saati olan bir sınavda yazsa dersten kalacağı cümleleri gerçek bir iddianamede görüyoruz. Öğrendiğimiz her şey temelden sarsılıyor.”
Nisa’ya göre Türkiye’de yargının bağımsızlığı konusundaki tartışmalar yeni değil. Ancak son dönemde yaşananlar bu tartışmaları daha görünür hâle getirdi:
“Bir yargılama sürecinden çok istenilen sonuca ulaşmak için hukuki kılıf uydurmaya çalışan yargı görüntüsü beni umutsuzluğa sürüklüyor ve öfkelendiriyor.
Biz okulda yargının sembolik olarak tarafsız olması gerektiğini öğreniyoruz ama şu an Türkiye’de hiç kimse buna inanmıyor. Arkadaşlarım ne hâkim ne savcı olmak istiyor çünkü kimsenin bu sisteme inancı yok. Böyle bir sistemde adalet nasıl aranır bilmiyorum ve bu beni büyük bir gelecek kaygısına sürüklüyor.”
Nisa’ya göre üniversitelerde bu tür davaların konuşulması çoğu zaman akademisyenlerin tutumuna bağlı:
“Bazı hocalar politik konulara girmek istemiyor ama 19 Mart sürecinde pek çok hocamız boykotumuza destek verdi ve açık dersler yaparak süreç hakkında hukuki değerlendirmeler anlattı.”
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Hürmüz'de kilitlenen ekonomi, sofraları vuran savaş, İsrail'in sorgulanmayan nükleer silahları, ABD sağında savaş anlaşmazlığı, Türkiye'de gazeteciliğin riskleri, hukuk öğrencilerinin 19 Mart yaklaşımı, boşanma düzenlemesi.
27 Mar 2026

İLGİLİ OKUMALAR


