Körfez yanarken

Şam yönetimi, İran savaşının yarattığı krizi kullanarak yatırım olanaklarını ülkesine çekmeyi amaçlıyor; savaşta Batılı devletlerin yanındaki safını da açıkça belli ediyor. Öte yandan Suriye’deki rejim sorunu ciddi bir ideolojik, siyasi ve jeopolitik mesele olarak kısa sürede gündemden düşecek gibi görünmüyor.

Yazı: Faik Bulut

ABD ile İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının neden olduğu kızılca kıyametin ortasında “Suriye ne halde? Rojavalı Kürtler ne yapıyor?” sorularının geri planda kaldığı görülüyor. Biz de bu hengâme içinde Suriye merkezine odaklanarak siyasi, ekonomik ve jeopolitik gelişmeleri mercek altına almak istedik.

Güler Yıldız imzasıyla 1 Şubat 2026’da Nûmedya gazetesinde yayımlanan “Suriye’ye Ekonomik Fetih Uyarısı: Yeni Suriye’nizi Nasıl Alırdınız?” başlıklı değerlendirmenin özetini vermekle başlıyoruz:

“Suriye bugün, klasik sömürgecilikten farklı ama sonuçları benzer bir sürece girmiş durumda. ‘Yatırımla yeniden inşa’ modeli; fosil enerji projeleri, liman genişletmeleri ve kontrolsüz betonlaşmayla savaşın ardından yeni bir ekolojik yıkım dalgasını beraberinde getiriyor. Ülkenin kaderi Şam değil; Riyad, Ankara, Paris ve Washington’daki şirketlerce yazılıyor.

2025 yılı itibarıyla ABD ve AB’nin Suriye’ye yönelik yaptırımları kademeli olarak kaldırması, sürecin kırılma noktası oldu. Bankacılık, enerji, ulaştırma ve altyapı alanlarında yıllardır kapalı olan kapılar, bu kez çokuluslu şirketler için ardına kadar açıldı.

  • 4 milyar dolar-Katar’ın UCC Holding ile Yeni Havalimanı projesi.
  • 2 milyar dolar-BAE’nin altyapı/metro projeleri.
  • Suudi Arabistan’ın imzaladığı enerji, altyapı ve iletişim alanlarında, toplam tutarı yaklaşık 6-6,5 milyar dolar olan 44’ten fazla anlaşma.
  • Türkiye ve ABD ortaklığında yürütülen 7 milyar dolarlık enerji projesinin merkezinde yer alan Katar’ın doğalgaz santralleri ve güneş enerjisi çiftlikleriyle Suriye’nin enerji sistemi yeniden tasarlaması.
  • BAE merkezli DP World’ün, Tartus Limanında 800 milyon dolarlık işletme ve modernizasyon anlaşmasıyla Akdeniz ticaretinin kilit noktalarından birini kontrol altına alması.
  • En büyük ithalat kalemi zeytin ve zeytinyağı ile bağlı ürünler olmaya devam eden Türkiye’nin 2025 yılında Suriye ile ihracatının 3 milyar dolara yaklaşması.
  • Kalyon, Cengiz ve TAV’ın yer aldığı konsorsiyumun, Şam Uluslararası Havalimanı’nın yenilenmesi için 4 milyar dolarlık anlaşmaya imza atması.

Ancak on yıldır süregelen savaşın doğaya verdiği zararın giderilmesi içinse herhangi bir proje sunulmuş değil. Kara alanında olduğu gibi deniz ekosistemi de yıkıcı bir tehditle karşı karşıya.

Ayrıca bu kararlar, insan hakları, siyasi uzlaşı ya da toplumsal barış şartlarına da bağlanmadı. Aksine, iktidara meşruiyet karşılığında yatırım esas alındı; yeni Suriye yönetimi uluslararası tanınırlık kazanırken sermaye sınırsız bir hareket alanı elde etti.”

Nevşin Mengü’nün Şam izlenimleri

Gazeteci Nevşin Mengü’nün 1 ve 5 Nisan 2026 tarihleri arasında yazılı (Nefes gazetesi) ve görsel yayınlarda aktardığı Suriye’nin başkenti Şam’daki izlenimleri de yukarıdaki tespitleri doğrular nitelikte:

“Suriye Sosyal Güvenlik ve Çalışma Bakanı Hind Kabawat’ın (Geçici hükümetteki tek kadın ve Hıristiyan inançlı bakan) önce Münih Güvenlik Zirvesi'nden, sonra da Cenevre’deki başka bir toplantıdan dönmesini bekledim. Ben Şam’dayken Cumhurbaşkanı Ahmed el Şara da Almanya’daydı. Suriye yönetimi kendisini dünyaya anlatmaya, dostlar edinmeye ve en önemlisi (mali-ekonomik) kaynak bulmaya çalışıyor.

İş insanı mimar Mervan Şahrur, güzel bir benzetme yaptı: ‘Şu anda Suriye, Kristof Kolomb’un Yeni Kıta’ya ayak bastığı yerde. Sıfırdan yeniden kurulacak ve hep beraber biz kuracağız!’ Şahrur, ‘Yeni Suriye vizyonunu çizerken ‘Türkiye’deki gibi olsun, referansını çok duyuyorum; Hürmüz Boğazı kapandığı için Suudi Arabistan, Körfez, Suriye, Türkiye hattının ana lojistik hattı olacağını öngörüyoruz, o nedenle bir ayağı Körfez’de bir ayağı da Türkiye’de olan bir lojistik firması üzerine çalışıyoruz’ diyor.”

Demek ki sermayenin gözüyle Suriye böyle görünüyor; önemli olan yatırımların güvenliği ve sermayenin rahatça kazanmasıdır. Mengü’nün söyleştiği kadın ressam da bir yanıyla sanatçı, diğer yanıyla ürününü pazarlamayı esas alan bir anlayışa sahip olduğundan Esad dönemindeki haraç alma ve mala el koyma düzenine kıyasla Şara rejiminin "daha hoşgörülü ve liberal" olduğunu söylüyor. Unuttukları bir şey var: Şimdiki zamanlar bir geçiş dönemi. Rejim, iktidarını tahkim ettikten sonra tabiatı icabı daha yasakçı ve baskıcı olabilir.

Şu andaki politikaların liberal olmasının ana nedeni, biraz da Batılı ülkelerin Suriye’ye yönelik yardımları “azınlıkların haklarını verme ve herkese eşit muamele etme” şartına bağlamasıdır.


YAZININ DEVAMI


NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

🔐 Hürmüz'de kilit, Lübnan'sız ateşkes

İki haftalık ateşkes, Lübnan krizi, Suriye cephesi, ABD'nin seçenekleri, Fransa'da Jospin'in vedası, süreçte uzun bekleyiş.

10 Nis 2026

🔐 Hürmüz'de kilit, Lübnan'sız ateşkes

İLGİLİ OKUMALAR