Adaleti beklerken: 53 bin ölümün sorumlusu kim?

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Felaket geliyorum demişti. 2011 yılında Hatay’da yapılan bir deprem çalıştayından çıkan manşet, 7.2’lik bir depremde yalnızca Hatay’da 35-40 bin insanın ölebileceğine dair uyarı niteliğindeydi. Yine aynı yıl Ahmet Mete Işıkara, bölgenin 7 büyüklüğünde bir depreme gebe olduğunu söylüyordu. Naci Görür, birçok platformda sesini duyurmaya çalıştı ancak maalesef duyulmadılar.
14 milyon insan için gerçekle kabusun buluştuğu o karanlık gecenin üzerinden neredeyse iki sene geçti. 11 ilde devasa bir yıkıma sebep olan 6 Şubat depremleri sonucunda resmî açıklamalara göre 53 bin 725 insanımızı kaybettik, 107 bin 213 kişi de yaralandı. Hayatlar, hayaller ve güvenli barınma hakkı illüzyonumuz 110 saniyede çürümüş bir sistemin altında kaldı.

Hatay'da yıkım | Fotoğraf: Can Erok
28 yaşındaki doktora öğrencisi Döne Kaya, Hatay’daki yedi yıllık Fuat Koku Sitesi’nde annesini, ablasını, abisini ve dokuz aylık yeğenini kaybetti. Sitenin bloklarının 04.17’deki birinci depremin ilk anlarında yıkıldığını söyleyen Kaya, 6 Mayıs’tan bu yana, yani 28 haftadır “başka dokuz aylık bebekler ölmesin diye” adalet nöbeti tutuyor.
Eline yakınlarının fotoğrafların alarak Ankara ve Hatay’ın farklı noktalarında tüm depremzedeler için adalet talebinde bulunan Kaya, deprem sonrasında oluşturulan, 37 ailenin parçası olduğu Adalet Peşinde Aileler Platformu’nun da üyesi. Depremin üzerinden neredeyse iki yıl geçmiş olmasına rağmen, kendi ailesinin dosyasında neredeyse hiçbir ilerleme olmadığını söyleyen Kaya, an itibarıyla sitenin dosyasından tutuklu yargılanan kimse kalmadığını, dosyanın üçüncü savcıya geçtiğini ve soruşturmanın bir türlü tamamlanmadığını ifade ediyor.

Adıyaman mezarlığında | Fotoğraf: Can Erok
Kaya’ya göre, AFAD’ın 2021 tarihli İl Afet Risk Azaltma Raporu’nun “en kötü senaryo” olarak ele aldığı, beklenen ve hakkında her türlü uyarı yapılmış olan depremde ölen ve yaralananlardan sorumlu tutulması gerekenler müteahhit ve yapı denetimcilerden çok, kamu görevlileri. “O izinler verilmeseydi o müteahhitler oraya çivi bile çakamazdı” diyor. Öncelikle, Fuat Koku Sitesi özelinde zemin etüdü olmayan bir binaya yapı kullanım iznini vermiş olan belediyenin her kademesinde yargılanması gerektiğini düşünüyor.
- Kamu görevlilerinin soruşturmaya dahil edilmesi için İçişleri Bakanlığı’ndan her dosya için ayrı izin alınması gerekiyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye’nin bu prosedürünü siyasi iktidarın etkisinde kalmaya eşdeğer görerek eleştiriyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch), insanın yaşam hakkını tehdit eden durumlarda bu prosedürün uygulanmasının özellikle problematik olduğunu söylüyor.
Kaya, takip ettiği farklı apartman dosyalarına kamu görevlilerini dahil etmek için valiliklere başvurduklarını ancak bu başvuruların ekseriyetle bekletildiğini ve Hatay özelinde reddedilerek cevaplandığını belirtiyor. “Bu durumda başka şehirlerin valiliklerine başvuruyoruz” diyen Kaya, sürecin zamana yayıldıkça cezasızlığı destekler hâle geldiğine dikkat çekiyor.
Platformun Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’yle beraber 2 Kasım’da düzenlediği Deprem Yargılamaları Çalıştayı’ndan şu ana kadar yalnızca 42 kamu görevlisinin soruşturmalara dahil ediliğini öğreniyoruz. Almanya’nın yüzölçümüne yakın bir alanda milyonlarca insanı etkileyen, on binlerin canını alan, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı verilerine göre deprem anında 40 bine yakın binanın yıkıldığı bir afetin felakete dönüşmesi karşılığında, yalnızca 42 kamu görevlisi yargılanıyor.
Bilirkişi fabrikaları, rant meclisleri
Deprem yargılamaları sürecini daha iyi anlayabilmek adına, hem inşaat mühendisi hem de avukat olan Dr. Levent Mazılıgüney ile konuşuyorum. Mazılıgüney, öncelikle ölüm sayılarındaki garipliğe dikkat çekiyor.
“Kahramanmaraş depremlerinde yıkılan bina sayısını ölen kişi sayısına bölünce 1.37 çıkıyor” diyen Mazılıgüney, Türkiye’de 1999 depreminden bu yana resmî ölüm sayılarını topladığımızda günde 12, yani iki saatte bir kişinin deprem nedeniyle hayatını kaybettiğini ifade ediyor ve ekliyor: “Bizim çok ciddi bir deprem problemimiz var.”

Adıyaman'da yas | Fotoğraf: Can Erok
Peki deprem problemi olan bir ülkenin nasıl bir yargılama sistemi var? Mazılıgüney, elimizdeki yasal sistemin uzmanlaşma gerektiren konularda yetersiz kaldığına dikkat çekiyor. Hakimlerin “bugün deprem davasına, yarın boşanma davasına” baktıklarını belirten avukat, yaşam hakkını direkt olarak ilgilendiren bir konu olan depreme özel mevzuat olması gerektiği görüşünde.
İdari birimlerin yargılama sürecinin neredeyse tamamen dışında bırakılmasını eleştiren Mazılıgüney, “Ağır Ceza Mahkemelerini gladyatör arenasına çevirdiler. Yurttaşı yurttaşla karşı karşıya getirdiler” diyor. Deprem davalarında yargılananların ekseriyetle müteahhit, proje müellifi ve yapı denetimciler olduğunu söyleyen Mazılıgüney, bilirkişi raporlarının başsavcıların talimatlarıyla hazırlandığını, depremden sonraki ilk aylarda raporların yalnızca bir üniversiteye yazdırıldığını ve raporlarda asli sorumlulara neredeyse hiç değinilmediğini söylüyor.
Mesailerinin çoğunu imar çalışmalarına ayıran belediye meclislerinde imar kararlarının ihtisassız kişilerce verildiğine dikkat çeken Mazılıgüney, “Belediye meclislerinden imar konusunda yetkiyi alırsanız meclise aday bulamayabillirsiniz çünkü bu bir rant sistemi. Muhalefeti ve iktidar imar konularında çoğunlukla ortak karar alıyor” diyor.
İçinde bulunduğumuz sistemin siyasi parti fark etmeksizin yoz olduğunu muhalif bir belediye başkanı tarafından idare edilen Hatay’da da gördük. CHP’li Lütfü Savaş, Güçlü Bahçe Sitesi için Hatayspor’a bağışlanacak 200 bin dolar karşılığında imar tadili sağlamıştı. Yalnızca o sitede 60’dan fazla kişi hayatını kaybetti. CHP, kamuoyunun taze acısına ve tepkisine rağmen depremden aylar sonraki seçimlerde yeniden Savaş’ı aday gösterdi ve kaybetti. Savaş, daha geçen haftalarda ancak ihraç istemiyle partinin disiplin kuruluna sevk edildi
Mazılıgüney, yaşanan yıkımın Malatya için de, Adıyaman için de, Hatay için de, diğer şehirlerimiz için de aynı mekanizmadan kaynaklandığını ve iktidar ve muhalefetin el ele “insanların saatli bomba içine” koyduğunu söylüyor.
Ölmek için bedel ödemek
Bu saatli bomba üreten sistemi koruyan bir de imar affı meselemiz var.
- Bugünün parasıyla 155 milyar lira: 2018’de ilan edilen imar affından devletin kasasına giren meblağ.
Af kapsamında 6 milyona yakın konut için başvuruda bulunulmuştu. Her dairede dört kişi yaşasa yaklaşık 24 milyon insanın, yani ülkenin üçte birinin göz göre göre tehlike içinde, standart altı yaşaması için yapılmış bir çağrıydı. Oysa ki devletin görevi standart yaratmak ve bunu muhafaza edici mekanizmayı sağlamaktı.

Adıyaman'da matem evi | Fotoğraf: Can Erok
Adıyaman’da yıkılan ve enkazında 15 kişinin vefat ettiği Akgül Apartmanı’nın yapım yılı, kim tarafından yapıldığı bile bilinmiyordu. İmar affı, seçim öncesinde en tepeden verilmişti. Ancak deprem davalarında da işin siyasi ayağına dokunan olmadı. Şimdi bu çifte standarda alışamayan ve sindirmekte zorlanan milyonlar, bu durumu kanıksamış milyonlarla beraber, sismik bir hatta bir sonraki tufanı bekliyorlar.
Döne Kaya'nın umudu
Döne Kaya’nın umudu, bir uyanış. Toplumun gerçek sorumlulardan hesap sorma cesaretini toplayabilmesi, ona ve tüm depremzedelere adalet mücadelelerinde omuz vermesi, bir daha dokuz aylık bebeklerin enkaz altında kalarak ölmemesi için.
Depremde anne ve babasını kaybeden avukat Eren Can da bu mücadelenin peşini bırakmayacağını, bunun uzun soluklu bir maraton olduğunu söylüyor. Dosyaların bekletilmesi, sürecin uzaması, kamuoyunun ilgisinin azalması, kısa sürede binlercesi üretilen “kopyala-yapıştır” bilirkişi raporları, uzmanlıksız ve siyaset etkisi altında yargı ve çok az sayıda kamu görevlisine soruşturma izni verilmesi, sürecin zorluklarından başlıcaları.
Geçen iki senede deprem ülkesi olduğumuz gerçeği değişmedi, nitekim depremleri kıyamete çeviren akıl dışı, bilim karşıtı, rant odaklı sistemimiz de. Umuyoruz ki gelmesin şimdi o deprem; umuyoruz, umuyoruz…
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
NEREDE YAYIMLANDI?
Yenidoğan çetesi. Bakan Yerlikaya'ya kayyum tepkileri. Yeni çözüm sürecinde Ufuk Aras arabuluculuğu. Cumhur'dan birlik mesajları. Belediyelere haciz tehdidi. Nasuh Mahruki'ye tutuklama.
21 Kas 2024

YAZARLAR

Nimet Kıraç
Bağımsız gazeteci. Türkiye’nin dört bir yanından ve Afganistan, Filistin, İsrail, Lübnan, Ukrayna, Rusya, Pakistan, Polonya, Yunanistan gibi dünyanın çok sayıda sıcak noktasından Gazete Oksijen için bildirdi. New York Times gazetesi için Türkiye’de aylarca süren araştırma haberlerinde, dosyalarda ve sıcak haberlerde muhabirlik yaptı. Haber yazıları, fotoğrafları ve videoları, Financial Times, CNN International, Al Monitor ve Euronews gibi uluslararası mecralarda yer aldı. İnsan, hayvan ve çevre hakları konularında sosyopolitik perspektifli yazılar yazıyor ve belgeseller hazırlıyor. George Washington Üniversitesi mezunu. Adanalı.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




