Ahmet Büke: 'Yazmasaydım ardımda anlatılmamış bir sürü insan hikayesi kalırdı'

Bazı şehirler kimi yazarlara, kimi yazarlar ise belli şehirlere aittir. Borges'in Buenos Aires'inden, Pessoa'nın Lizbon'undan, Joyce'un Dublin'inden, Dickens'ın Londra'sından ilhamla İzmir'in Ahmet Büke'sine ulaşıyoruz. Çağdaş Türk edebiyatının önemli isimlerinden Ahmet Büke ile Ege ve İzmirliliğine özel bir vurgu yaparak yöneltiyoruz sorularımızı.
Ahmet Büke: 'Yazmasaydım ardımda anlatılmamış bir sürü insan hikayesi kalırdı'

Fernando Pessoa, 1888'de Lizbon'da doğmuş; 11 yaşındayken gittiği Güney Afrika'dan 1905'te 17 yaşındayken dönmüştü. Sonrası 30 yıllık tam bir aidiyet.

Asaf Halet, Lizbonlu Maria Barbas’a adadığı Mariyya'sında şöyle yazmıştı:

lizboa
ben bir şarkıyım
atlas denizlerinden geldim
önümde dalgalar vardı
arkamda dalgalar
dalgalar bitince
ben de biterim

Pessoa öyküsünü, Atlas Okyanusu'nun dalgalarıyla dövdüğü yerde, Lizbon'da başlatıp sonlandırdı. Meşhur sandıklarından, yıllar boyunca yaratıp büyütüp beslediği yaratıkların yanı sıra ciltler dolusu kitaplar çıktı. Buram buram Lizbon koktu hep sandıkları.

Sonsuzluğun, aynaların, kaplanların ve rüyaların yazarı Arjantin edebiyatının dev ismi Jorge Luis Borges, yıllarca İsviçre ve İspanya'da yaşamış; ilerleyen yıllarda konferanslar ve turistik gezileri nedeniyle farklı ülkelere gitmişse de doğduğu ve hayatını noktaladığı Buenos Aires'i rüyalarında bile ayrılamadığı bir şehir olarak nitelendirmişti.

1882'de İrlanda'nın başkenti Dublin'de doğan ve birkaç kez ziyaret etmesini saymazsak ömrü Trieste, Zürih ve Paris gibi kıta Avrupası şehirlerinde geçen James Joyce, Dublinliler, Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi, Ulysses ve Finnegan Uyanması ile okurlarını daima Dublin'in kasvetli ve rutubetli sokaklarında yaşatmıştır. Şöyle söylemişliği de vâkidir:

"Kendi adıma her zaman Dublin hakkında yazarım, çünkü Dublin'in kalbine inebilirsem dünyanın tüm şehirlerinin kalbine inebilirim..."

Her ne kadar Portsmouth'da doğmuş olsa da babasını borçları yüzünden hapse düşünce ekmek parası için Londra'ya gelmişti. Geliş o geliş. Arşınlamadığı sokak, gözlemciliğinden kurtulmuş bir Londra köşeciği kalmış mıdır sanmıyorum. Zamanda yolculuk yapma imkanımız olsa Londra sokaklarında gözlemler yapmak, notlar almak ve tasvirlerine son biçimini vermek adına uzun yürüyüşlere çıkan Charles Dickens'a o gün rastlamasak ertesi gün muhakkak rastlarız. Büyük Umutlar romanındaki demirci çırağı Pip de Londralı olabilmek, büyük bedeller ödeme pahasına da olsa o göz alıcı şehre ait olmak için can atmamış mıydı hep?

Hasılı şehirler yazara, yazarlar şehire can verir. Adı artık Ege ile İzmir ile birlikte anılan Ahmet Büke de öyle. 

Manisa’nın Gördes'inden İzmir'in adıyla müsemma Atatürk Lisesi'ne okumak üzere gelen Ahmet Büke, bir ara yüksek öğrenim için Ankara'ya gitse de geri dönmüş. Dönüş, o dönüş. 

Ahmet Büke

30'larının başlarında ilk öyküleriyle adını duyurdu. Ardından birbirinden güzel öyküleri, Deli İbram'ıyla toplamda 11 öykü ve romanı yayımlandı. Ödüller kazandı ve birçok eserinde İzmir bir kurgu kahramanı olarak boy gösterdi. Basmane'den Mektupçu'ya Asansör'den Karataş'a, Akhisar İstasyonu'ndan Kösten Adası'na mekanlar, Büke öykü ve romancılığına farklı bir boyut ve tat kattı.

Ahmet Büke ile yaptığımız söyleşi ile onun yazı ustalığının ilk belirdiği noktayı ve erişmek istediği hedefleri anlamaya çalıştık.

Önce iyi bir okur oldum!

Daha çocukluğumda tanışmıştım hikayelerle ve hikaye anlatıcılarıyla. Çok sevdim onları. Aile büyüklerim de masal ve hikaye anlatıcılarıydı. Doğduğum Gördes, Ege taşrasında kendini kültürel olarak korumuş ve hikaye malzemesi bol bir taşra köşesiydi. Biraz büyüyünce sözle anlatılanlardan daha çok ve çok daha güzel başka hikayelerin olduğunu keşfettim: Kitaplar. Böylece iyi bir okur oldum. Kitaplara ulaşmak, kitap okumak benim için hayatın zevklerinden biri hâline geldi. Benim hikayelerim ise otuzlu yaşlarıma doğru belirmeye başladı.

Yendim... yenildim ve büyüdüm!

Okumak ve yazarak anlatmak hayatımı daha anlamlı hâle getirdi. Merak edip bilmediğim çok şeyi onların hikayelerini yazarak öğrendim. Yani edebiyatla kahramanın yolculuğunda olduğu gibi evimden ayrılarak bir yolculuğa çıktım, erginleştim, yendim, yenildim ve büyüdüm. Artık yavaş yavaş eve dönme zamanım geliyor. Ama yola çıkan ile eve dönen artık aynı insan değildir. Bu nedenle edebiyat ve kitaplara ve hikayelere müteşekkirim.

Yazdıklarımın toplumsal karşılığı yok

Yazmak beni ünlü birisi yapmadı ve geçimimi yazarak sağlayamadım. Gerçi bu işten zengin olmayı zaten hiç düşünmemiştim. Elbette yeteneğimin ve yazdığım metinlerin gücünün farkındayım ama bunların toplumsal bir karşılığının olmadığını ve olmayacağını da biliyorum. Meseleye böyle bakarsanız yola devam edemezsiniz. Hayat siyah ve beyaz değil. Yazmak ve edebiyat yaşadığım hayatı anlamlı kıldı. Yazmasaydım hiç anlatılmayacak bir sürü insan hikayesini arkamda bırakacağım. Bu yolculuk boyunca bir dolu iyi dost edindim. Bana verilen yaşam kredisini boşa harcamadım. 

Okuma sevgisini babam kazandırdı

Özellikle erkek çocukları hayata babayla olan mücadelesiyle adım atıyor. Ama büyümenin ve olgunlaşmanın bir sonraki adımı babanızla duygusal olarak sulh olmaktan geçiyor. Bunu becerdikten sonra kararlarınızın sorumluluğunu üstlenmeyi ve onların sonuçlarıyla yüzleşmeyi öğreniyorsunuz. Ben babamdan razıyım. Beni yurt sevgisiyle büyüttü, iyisiyle kötüsüyle insanını kabul edip memleketine bağlılığı öğretti. Namuslu ve çalışkan bir adamdı. Kitap sevgimi de ona borçluyum. Umarım büyüdüğünde kızım da beni benzer şekilde anar.

İzmir deryadan habersiz balıklar gibi

İzmir'i derya içinde ama deryadan habersiz balıklara benzetirim hep. Kendinde akan ama kendini bilmeyen bir su gibidir. Dolayısıyla onu sevenlere de ilgisiz bir şehirdir. Ama kendine özgü ruhu vardır. Artık şimdi epey hırpalansa da onu kısmen korumayı başarmış bir şehirdir. İzmir hem devasa sorunları olan hem de büyük imkanlar sunan bir şehir. Hikayelerimde okurlarımın Basmane'den Kemeraltı ve İkiçeşmelik'e, Agora'dan Mektupçu, Asansör ve Karataş'a kadar İzmir'in pek çok otantik köşesinde dolaşmışlığı vardır. Kendim de oralarda yaşadım uzun süre. Mektupçu durağında rahmetli dedemin iki oda bir evi vardı. 

Köklerimden beslenirim

Benim için kökler çok önemlidir çünkü oradan beslenirim. Türkçe içinde aktığımız en büyük ve bitimsiz kaynağımızdır örneğin. Beslenmek kadar onu güçlendirmek de vazifemiz. Memleketiniz işgal edilirse kurtarmak mümkündür ama dilinizi yitirmenizin geri dönüşü olmaz. Benzer şekilde kültürel devamlılık bizi zenginleştirir; tarihin fırtınalarında deniz feneri görevi görür. Örneğin Altay'ların Pazırık bölgesinde bulunan ve MÖ 3. yüzyıla tarihlenen meşhur Pazırık halısındaki düğümlerin adı Gördes düğümüdür ve o düğümlerin aynısını benim ninem de atarak halı dokurdu. 

Ödüllere büyük önem atfetmemek lazım

Her yazar gibi bende de birçok büyük yazarın etkisi ve emeği vardır. Ancak beni en çok etkileyen yazarları, en sevdiklerimi saymaya kalkarsam sanırım bir hayli uzun bir liste yapmam lazım. Ama sanki üç Kemaller'in; Orhan Kemal, Kemal Tahir ve Yaşar Kemal'in çocuğuyum ben. Yazdıklarınızın onaylaması ve ödüllendirilmesi elbette güzel şey. Ama özellikle de bizde çok sorunlu bir alan ödüller. En iyisi yolculuğunuzda onlara büyük önem atfetmemek sanırım. Almazsanız mesele edilecek bir şey değil ama ödüllendiriliyorsanız da ertesi gün unutup işinize odaklanmanız en iyisidir.

Deli İbram'da büyük emek var

Yazdığım hikayeler için çalışırım ve hangi zamana aitse onun ruhunu anlamaya çalışırım. Örneğin Deli İbram Divanı'nda binlerce yıllık, bu topraklara ait denizcilik geleneği var. Denizci değilim, deniz kültürüyle de ek bağım olmadı aslında. Ama hikaye için buna uzun uzun çalıştım ve hazırlandım. Bu açıdan yazarlar ile aktörler biraz birbirlerine benzerler. Bizim hamurumuz çok çalışmakla karılır.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto KitapAposto Kitap

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

✏️ Ahmet Büke'nin İzmir'i, Baldwin'in İstanbul'u

Bu hafta şehirlerle yazarların iç içe geçmiş hikayeleri var bültende. Ahmet Büke'nin İzmir'i, 100. yaşını kutladığımız James Baldwin'in İstanbul'u...

23 Ağu 2024

James Baldwin, İstanbul'da.

YAZARLAR

Soner Can

Gazetelerin hafta sonu eklerinde, kültür-sanat servislerinde uzun yıllar haberci, yönetici ve yazar olarak çalıştı. Halen sanat edebiyat dergileri için yazarlarla söyleşiler yapıyor, okunmaya değer kitaplara dair yazılar yazıyor.

Aposto Kitap

Kitap incelemeleri, edebiyat haberleri, editörden okuma önerileri.

İLGİLİ OKUMALAR