AK Parti'nin 20 yıllık karşılaştırmalı karnesi

Siyasi, toplumsal ve ekonomik göstergelerle Türkiye'nin son 20 yılı
AK Parti'nin 20 yıllık karşılaştırmalı karnesi

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

2011 yılında, dönemin başbakanı olan Recep Tayyip Erdoğan tarafından Cumhuriyet’in 100'üncü yılı olan 2023 yılına dair hedeflerin belirlendiği 37 maddelik bir vaatler bildirisi açıklandı. 2023'te ulaşılması hedeflenen vaatler arasında en göze çarpanlar gayri safi yurt içi hasılayı 2 trilyon dolara çıkararak dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girmek, kişi başına düşen milli geliri 20 bin doların üzerine çıkarmak ve ihracat hacmini 500 milyar dolara ulaştırmak olarak sıralanabilir. Ekonomiye dair vaatlerin yanında “güvenlik için özgürlükten taviz verilmemesi” veya yeni bir kamu personeli alım sistemi oluşturulması gibi siyasi reformların da hayata geçirileceği vaat ediliyordu. 

Günümüze baktığımızda ise 2023 yılına girmemize sadece 4 ay kalmışken tarihinin en büyük ekonomik krizlerinden biriyle mücadele eden, milyonlarca kayıtsız göçmenin yarattığı toplumsal huzursuzluğun zirveye ulaştığı ve artık demokratik ülkeler kategorisinde yer almayan bir Türkiye tablosu var.

Siyasi karne: Artık özgür bir ülke değiliz

ABD merkezli sivil toplum kuruluşu Freedom House tarafından her yıl düzenli olarak hazırlanan “Küresel Demokrasi Endeksi” verilerinde ülkeler “özgür”, “kısmen özgür” ya da “özgür olmayan” şeklinde 3 farklı kategoride inceleniyor. Bu incelemeler de temelde siyasi haklar ve sivil özgürlükler olmak üzere demokratik bir rejimin en temel iki özelliği üzerinde yapılan analizler etrafında şekilleniyor.

Freedom House verilerinde Türkiye, AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılında “kısmen özgür” ülkeler kategorisinde yer alırken Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilen 2018 yılı itibarıyla “özgür olmayan ülkeler” kategorisinde yer almaya başladı.

Birleşik Krallık merkezli The Economist dergisi tarafından hazırlanan “Demokrasi Endeksi” raporunda da Türkiye “hibrit rejimler” kategorisinde yer alarak demokrasi skorunun 2012 yılından beri düzenli olarak azaldığı bir ülke konumunda bulunuyor.

The Economist

Batı Avrupa ülkeleri kategorisinde değerlendirilen Türkiye, tamamı tam demokrasi veya kusurlu demokrasi kategorisinde yer alan Avrupa ülkelerinden çok uzakta, bölgesinde hibrit rejime sahip tek ülke olarak kalmış durumda. Ülkelerin demokrasi skorlarını belirleyen temel etkenlere göz attığımızda, Türkiye’nin basın özgürlüğü, akademik özgürlük, ifade özgürlüğü ve siyasi kutuplaşma konularında da 20 yıllık AK Parti iktidarı döneminde nereden nereye geldiğini görmek önem arz ediyor.

Akademik özgürlükler

Uluslararası bir araştırma kuruluşu olan V-DEM Enstitüsü'nün verilerinden yola çıkarak aşağıdaki görselde Türkiye’nin dünyanın geri kalanına oranla akademik özgürlükler konusunda nasıl bir performans izlediği ve ortalamanın altına indiği görülüyor.

V-DEM

Peki AK Parti döneminde üniversitelere ne oranda yatırım yapıldı? Türkiye’de 131 devlet ve 78 vakıf olmak üzere toplamda 209 üniversite, 170 bin 561 akademisyen ve 8 milyonun üzerinde lisans öğrencisi bulunuyor. Eurostat verilerine göre, Almanya ve Fransa’da her 1000 kişiden 40’ı üniversite öğrencisiyken Türkiye’de bu sayı 95’i buluyor. Avrupa Birliği ortalamasının 38 olduğu göz önünde bulundurulduğunda Türkiye’deki öğrenci sayısının fazlalığı daha net göze çarpıyor. Sayısal olarak bakıldığında, AK Parti iktidarı döneminde hem üniversite sayısında hem de üniversite öğrencisi sayısında büyük bir sıçrama yaşandığını görüyoruz.

Öte yandan, açılan üniversitelerin dünya standartlarının çok gerisinde kalan nitelikleri ve ifade özgürlüğü ile akademik özerkliğin 20 yıllık iktidar süresince sistematik olarak tahrip edilmesi üniversiteleri akademik bilginin üretildiği ve özgür tartışma ortamlarının yaratıldığı kurumlar olmaktan çıkarıp Anadolu şehirlerine ekonomik canlılık katan ticarethanelere dönüştürdü. Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Prof. Dr. Mine Eder, geçtiğimiz aylarda kendisiyle yaptığımız bir söyleşide konuya ilişkin şu ifadeleri kullanmıştı:

“Ülkedeki insan sermayesi probleminin bu şekilde çözülebileceğini düşünmek büyük bir hata. Binalar yapıp öğrenci getiriyorsunuz ancak insan sermayesi ve araştırma kültürü olmayınca ortaya üniversite mezunu genç işsizler çıkıyorKaliteli insan sermayesi bir gecede oluşturulmuyor. Kalite, akademik özerklik ve bağımsız araştırma ortamının kurulması ile yaratılır, sürekli kalite parametrelerini değiştirerek akademide kalite artırılamaz.”

Basın özgürlüğü

Demokratik ve çoğulcu bir siyasal sistemin yapıtaşlarından biri olan basın özgürlüğü de AK Parti döneminde sistematik olarak tahrip edilen alanların başında geliyor. İktidarın medya organları üzerinde tekel kurma amacı Türkiye’deki basın özgürlüğünü yüksek oranda yok ederken çeşitli baskı ve el koyma yöntemleriyle ana akım medya kanalları kısa bir süre içerisinde iktidara yakın iş insanlarına devredildi. Medyada tekelleşmeyi de beraberinde getiren bu politikalar sonucunda iktidar partisinin manipülatif söylemleri kendisine yakın medya kanalları üzerinden sürekli olarak kamuoyuna servis edilirken muhalefetin sesini duyurması da büyük ölçüde engellenmiş oldu.

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü tarafından hazırlanan “2022 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksinde” Türkiye 180 ülke arasında 149. sıraya yerleşti ve dünyada en çok gazetecinin tutuklandığı ülkeler listesinde de en üst sıralarda yer aldı. 

RSF - BBC

İfade özgürlüğü

Demokratik sistemin erozyona uğramasıyla vatandaşların anayasa ile güvence altına alınmış ifade hürriyeti hakkı da hükümet tarafından sistematik olarak saldırıya uğruyor. Siyasetin milli güvenlik ve beka söylemine hapsedildiği, tüm muhalif seslerin “hain” olarak damgalandığı bir siyasi atmosferde ve yürütme erkinin yargı bağımsızlığını ortadan kaldırarak yargı sistemini tamamen ele geçirdiği bir siyasi sistemde vatandaşların ifade özgürlüğü hakkını koruyacak bir kurum da bulunmuyor.

Aşağıdaki grafikte, AK Parti döneminde Türkiye’nin ifade özgürlüğü skorunda dünya ortalamasının altına düşüşünü görüyoruz.

V-DEM

Toplumsal karne: Kutuplaşıyoruz

AK Parti hükümetinin en belirgin örneklerinden birini temsil ettiği otoriter-popülist iktidarlar için toplumun nefret söylemleri veya etnik kimlikler üzerinden kutuplaştırılması hem de otoriter bir rejimin kurulmasına olanak sağlıyor hem de toplumun farklı kesimlerinin ortak bir demokrasi talebiyle bir araya gelmesini engelliyor.

Bu anlamda, siyasi kutuplaşmanın hem demokratik gerilemenin bir nedeni olduğu hem de bu trendi sürekli hale getirdiğini söyleyebiliriz. AK Parti iktidarı döneminde siyasi ve ekonomik krizlerin toplumsal muhalefeti artırdığı dönemlerde siyasi kutuplaşmanın bilinçli olarak artırıldığına da şahit oluyoruz. Aşağıdaki grafik, 2002-2021 yılları arasında akademik metotlarla Türkiye’deki siyasi kutuplaşmanın artış trendini ve dünya ortalamasının çok üzerine çıkışını gösteriyor.

V-DEM

Ekonomik karne: Yoksullaşıyoruz

2023 seçimleri için son düzlüğe girilirken Türkiye, demokrasi ve temel haklar konusunda dünyanın çok gerisinde kaldığı gibi hemen hemen bütün ekonomik göstergelerde de yarış içinde olduğu ülkelerin çok arkasında bulunuyor. 

Büyüme

Ekonomik açıdan daha doğru bir karşılaştırma yapabilmek adına Türkiye ekonomisini aşağı yukarı benzer ölçütlerde olan OECD ülkeleri ile karşılaştıracağız.

Temelden başlamak gerekirse, Türkiye 2003 yılında dünyanın en büyük 21'inci ekonomisiydi. 2023 yılında 2 trilyon dolar GSYH ile dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına gireceğimizi vaat eden AK Parti iktidarı döneminde Türkiye, dünya ülkelerine kıyasla bir ilerleme kaydedemeyerek 2021 yılında da dünyanın en büyük 21'inci ekonomisi konumunda kaldı. 2 trilyon dolar olarak hedeflenen GSYH ise 807 milyar doları aşamadı. 

Üstelik IMF tarafından yapılan tahminlerde, Türkiye ekonomisinin 2022 yılında küçülerek 23. sıraya düşeceği öngörülüyor.

Enflasyon

OECD tarafından yapılan 2022 sonu enflasyon tahminlerinde, Türkiye %72 enflasyon oranıyla açık ara zirvede (!) yer alıyor. Temmuz ayı enflasyonunun %80 olduğu ve kışın artan enerji maliyetleri nedeniyle enflasyon oranının daha da artacağı göz önünde bulundurulduğunda diğer gelişmekte olan ülkelerle aramızdaki uçurumun büyüyeceği aşikâr.

Gelir eşitsizliği

Neoliberal politikaların en büyük savunucusu ve uygulayıcılarından biri olan AK Parti hükümeti, iktidara geldiği 2002 yılından beri işverenlerin lehine birçok yasal düzenleme ve regülasyonu hayata geçirirken alt gelir grubundaki vatandaşları sosyal yardımlara muhtaç hale getiren bir ekonomik sistem yarattı. 

Son bir yılda ekonomik krizin şiddetini artırmasıyla birlikte sabit gelire bağımlı alt ve orta sınıflar istikrarlı bir şekilde yoksullaşırken Kur Korumalı Mevduat (KKM) başta olmak üzere çeşitli servet transferi mekanizmalarıyla iktidara yakın sermaye grupları kamu kaynakları kullanılarak zenginleştirilmeye devam ediyor. Türkiye’nin 20 yıldaki gelir eşitsizliği karnesini görmek siyasi olduğu kadar ekonomik olarak da eşit bir toplum yaratma idealinden ne kadar uzakta olduğumuzu gözler önüne seriyor.

0 ile 1 arasında ölçülen ve 1'e yaklaştıkça toplumdaki gelir eşitsizliğinin arttığını gösteren gini katsayısı Türkiye'de 0,4 olarak ölçülüyor. Gelir eşitsizliğinin Türkiye'den daha büyük olduğu OECD ülkeleriyse sadece Bulgaristan, Şili, Meksika, Kosta Rika ve Güney Afrika olarak dikkat çekiyor.


Kişi başına düşen milli gelir

Kişi başına düşen milli gelir, birçok akademisyen tarafından bir ülkenin refah seviyesini belirlemek için toplam GSYH'dan daha açıklayıcı bir veri olarak kabul ediliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2023 yılında Türkiye'de kişi başına düşen milli geliri 20 bin doların üzerine çıkarma vaati 2010'lı yılların başına ulaşılabilir bir hedef olarak görülse de 2018 yılında başlayan ekonomik krizin gün geçtikçe kontrolden çıkmasıyla bu hedefin çok uzağında olduğumuzu söyleyebiliriz. 2021 yılı verilerine göre Türkiye'de kişi başına düşen milli gelir 9.500 dolar seviyesinde. Bu rakam, iktidarın 2023 hedeflerinden çok uzakta olduğu gibi OECD ortalamasının da oldukça altında yer alıyor.

Barınma

Ekonomik krizin en önemli sonuçlarından biri olan barınma krizi Türkiye’de büyük bir toplumsal soruna dönüşmüş durumda. Yabancılara vatandaşlık karşılığında konut satışı, döviz krizi nedeniyle artan inşaat maliyetleri ve yüksek enflasyon sabit gelirliler için ev sahibi olmanın yanında kiralık ev bulabilmeyi bile imkânsız hale getirmiş durumda.

Aşağıdaki grafikte en sağdaki kırmızı noktalar, Türkiye'deki ev ve kira fiyatlarının OECD ülkelerine kıyasla açık ara farkla ne kadar yüksek olduğunu gözler önüne seriyor.

Yolsuzluk

Türkiye'de siyasi rejimin otoriterleşmesi ve yönetimin merkezileşmesi kamu kurumlarında işlevsizliği ve yolsuzluğu da beraberinde getiriyor.  Uluslararası Şeffaflık Örgütü'nün hazırladığı 2021 Yolsuzluk Algı Endeksi’nde Türkiye, Tanzanya, Surinam, Vietnam, Fas, Etiyopya gibi ülkelerin gerisinde kalarak 38 puanla 96. sırada yer alıyor. 

Demokratik bir rejimin yapıtaşı olan yargı, yasama ve yürütme erklerinin birbirinden ayrılması ve denge-denetleme mekanizmalarının işlevselliği AK Parti döneminde sistematik olarak ortadan kaldırıldı. Bugün bulunduğumuz noktada ise yargı, yasama ve yürütmenin tek elde toplandığı ve tüm kamu kaynaklarının otoriter rejimin devamı için yandaş gruplara dağıtıldığı bir yolsuzluk rejiminin içerisinde yaşıyoruz.

Yolsuzluğun devletin tüm kurumlarında büyük boyutlara ulaşması hem kamu hizmetlerinin aksamasına hem de kamu kaynaklarının liyakat değil rejime sadakat ölçüsü baz alınarak belirli kesimlere aktarılmasına zemin hazırlıyor. Kamu-ihale yasasının AK Parti döneminde 191 kez değiştirilmiş olması ve 500 milyar dolar değerinde kamu ihalesinin yandaş sermaye sahiplerine aktarılması Türkiye'de yolsuzluğun ulaştığı boyuta somut bir örnek oluşturuyor.

Bu dönemde inşaat sektörü üzerinden yaratılan rant mekanizmasına ek olarak temel kamu hizmetleri arasında yer alan ve neoliberal politikalar sonucunda özelleştirilen elektrik ve doğal gaz dağıtım ihaleleri de bir başka rant kaynağı olarak kullanıldı. AK Parti döneminde yapılan 20 elektrik dağıtım ihalesinden 16’sı iktidara yakınlığıyla bilinen Kolin, Limak, Çalık, Kazancı ve Cengiz Holdinge dağıtıldı. AK Parti döneminde yaratılan rant mekanizmasının en büyük kaynağını, kamuya ait arsaların TOKİ tarafından özelleştirilerek ihale yoluyla yandaş inşaat şirketlerine aktarılması oluşturuyor. 2003-2022 yılları arasında 980 binden fazla konut üreten TOKİ’nin ihalelerinin %60’ının iktidara yakın şirketlere verildiği biliniyor. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Eşitsizlikler Türkiyesi #1: AK Parti'nin 20 yıllık karnesi

Siyasi, toplumsal ve ekonomik göstergelerle Türkiye'nin son 20 yılı

11 Ağu 2022

Tolga Adanalı

YAZARLAR

Abdullah Esin

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü mezunudur. Dış politika, diplomasi ve politik ekonomi alanlarında araştırmalar yapmaktadır.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?

Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.

16 Tem 2026

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak