
Bu kısımda psikoloji, sosyoloji gibi alanlardan çeşitli konulara ilişkin, Nedir? sorusunu soruyoruz. Bu sayıda Anksiyete Nedir? sorusuna cevap arayacağız.
Ara sıra kaygı yaşamak, yaşamımızın normal bir parçası. Bununla birlikte, anksiyete bozukluğu olan kişilerin, günlük durumlara ilişkin olarak yoğun ve kalıcı endişe ile korkuya sahip olduğunu biliyouz. Sıklıkla, anksiyete bozuklukları, dakikalar içinde zirveye ulaşan (panik ataklar) ani yoğun endişe ve korku duygularının tekrarını içerebiliyor. Uzun sürebilen bu ataklar, günlük aktivitelere müdahale edebiliyor, kontrol edilmesi güç olabiliyor. Anksiyete bozukluklarının örnekleri arasında yaygın anksiyete bozukluğu, sosyal anksiyete bozukluğu (sosyal fobi), spesifik fobiler ve ayrılık anksiyetesi bozukluğunun yer aldığı belirtiliyor.
Peki anksiyetenin nasıl olduğundan, nasıl hissettirdiğinden ziyade “ne” olduğuna bakabilir miyiz?
Çok basitçe, anksiyete bozukluğu, bir tür zihinsel sağlık durumudur. Yani kabul etmek gerekir ki, zihin halimizin, anksiyete ile yakın bir ilişkisi var. Zayıf veya yorgun hissetmek, mevcut endişe dışında herhangi bir şey hakkında konsantre olmakta güçlük çekmek, uyuyamamak, midesel problemler yaşamak ve endişemizi kontrol etmekte güçlük çekmek hem anksiyeteye yol açan, hem de anksiyete bozukluğu yaşadığımızda gittikçe artan sıkıntılar olarak değerlendiriliyor. Anksiyete atakları büyük ölçüde değişebiliyor ve semptomlar bireyler arasında farklılık gösteriyor. Bunun nedeni, kaygının birçok belirtisinin herkesin başına gelmemesi ve zamanla değişebilmeleri. Yaygın olarak ise, baygınlık veya baş dönmesi, nefes darlığı, ağız kuurluğu, terleme, titreme veya sıcak basması, endişe, huzursuzluk, sıkıntı, korku, uyuşma ve karıncalanma (okurken bile sıkıntı bastığını hisseder gibiyim) belirtileri görülebiliyor.
Anksiyete bozukluklarının kesin nedenleri ise tam olarak anlaşılamamış. Travmatik olaylar gibi yaşam deneyimleri, zaten kaygıya yatkın olan kişilerde kaygı bozukluklarını tetikliyor gibi görünmekte. Kalıtsal özellikler de bir faktör olarak değerlendirilebilir. Bazen de kalp, şeker hastalıkları, astım bozuklukları, uyuşturucu kullanımları veya kullanılan uyuşturucunun bırakılması, aynı şekilde alkol veya depresyon ilaçlarının kullanımı veya bunların bırakılması, kronik ağrılar gibi tıbbi nedenlerin de anksiyete ile ilişkilendirildiği görülmekte.
Harvard Business Review’da yer alan bir makaleye göre, Harvard Tıp Okulu psikiyatri doçenti ve Amerika Anksiyete ve Depresyon Derneği başkanı Luana Marques şunları söylemiş: "Anksiyete rahatsız edici olsa da, bir şeylerin yolunda gitmediğinin işareti olabilir. [Hayal edin] Eğer ağrı reseptörleriniz olmasaydı ve sıcak bir yüzeye dokunsaydınız - yanardınız. Anksiyete, size 'farklı bir şey yapmamız gerektiğini' söyleyen aynı koruyucu faktöre sahiptir.
Endişemizi susturmak yerine dinlersek, kendimize kısır döngüyü kırmak için bir fırsat veririz. Sor: "Burada neler oluyor? Böyle hissetmemin bir nedeni var mı ve bu konuda ne yapabilirim?”
Tabii bunu yapması, söylemesi kadar kolay değil. Makalenin sahibi Charlotte Lieberman’a göre, kaygı (ve hatta stres) anında, genellikle bilişsel kontrolden sorumlu olan beynimizin ön lobu devre dışı kalıyor - bu, eleştirel düşünemeyeceğimiz ve planlama, organize etme, düşünme gibi şeyleri daha az yapabileceğimiz anlamına geliyor. Bunun yerine, beynimizin daha ilkel kısmı (amigdala) kontrolü ele alıyor. Uzmanlar buna “amigdala gaspı” diyor.
Charlotte Lieberman devam ediyor:
“Bunlar kendi içinizde ortaya çıktıklarında farkına varma seçimini yapın. Nasıl hissettirdiğini, bedeninizin neresinde yaşadıklarını, onları neyin tetiklediğini vb. Bunu yaptığınızda, kendinizi meraka açıyorsunuz. Meraklı olmak, kaygının enerjik karşıtına olabildiğince yakındır. Geniştir, cömerttir, alçakgönüllüdür. Merak ettiğinizde, dışarıda koca bir dünya var. İhtiyacınız olduğunda destek istemek de dahil olmak üzere, bunun yerine alabileceğiniz sonsuz sayıda yol var.”
Size de bir yerden sonra, farkındalığa ve zihin sağlığına ilişkin her kapı, aynı yere çıkıyor gibi geliyor mu? Merak ve hissetmek, hissetmek, hissetmek.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

İçimdeki Dünya
İçimizdeki dünyaya yakınlaşabilir miyiz? Onu merakla keşfedebilir miyiz? Pratikler, ilhamlar, motivasyonlar ve şifa dünyasından haberler iki haftada bir posta kutunda!
İLGİLİ OKUMALAR



