Asla yalnız yürümeyeceksin: Kadınlar sağ kalma hikayelerini anlatıyor

Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Bu yazı, kendini öldürsün diye başucuna ip bırakılan, katilinden şehir şehir kaçan, artık anmayı dahi istemediğimiz kadar canice sonlara layık görülen pırıl pırıl kadınlar için yazıldı. Hayat giderek zorlaşsa da biz geride kalanlar, isimlerinizi ve hikayelerinizi unutmuyoruz. Bunu siz göremezsiniz ama katilleriniz daima hatırlasın.
Türkiye’de kadına yönelik şiddetle ilgili bir yazı yazmak çok zor. Evvel ezel zor bir mesai olan kadınlık, son yıllarda iyiden iyiye bakımı yapılmamış hız trenine emniyet kemeri takmadan binmek gibi oldu. Düşmek, kafanızı parçalamak, felç kalmak arasında en az akla gelen senaryo yaşamak. İçinde doğduğumuz, büyüdüğümüz ve çoğunlukla kendimizi ait hissettiğimiz ülkede açık hedef olarak yaşıyoruz. Bindiğimiz otobüs, metro, iş görüşmesine gittiğimiz ofis, güvenerek severek evlendiğimiz insan, beraber büyüdüğümüz kardeş ölümün ta kendisi olabilir diye huzursuz olmadan edemiyoruz.
- Dile kolay, Eylül ayında Türkiye’de 34 kadın öldürüldü, 20 kadının ölümünde cinayet şüphesi var. Son yedi yıl için bu rakam 5.696. Şiddet, cinayetlerle de sınırlı değil. Ev içi şiddetten aile içinde yok sayılmaya, işyerinde zorbalıktan sokakta güvenlik kaygısı yaşamaya uzanan pek çok yüze sahip.
Şikayetler ciddiye alınmıyor, katiller kollanıyor, tecavüzcüler affediliyor. Üstelik bu döngüden çocuklar da kurtulamıyor. Hâl böyle olunca, bu topraklarda yaşayan kadınlar olarak hayatlarımızı sağ ve sağlıklı bir şekilde sürdürebilmek için artık sıradan önlemlerden fazlasına ihtiyaç duyuyoruz.
Gündelik hayatın her alanına yayılan şiddeti, toplumun farklı kesimlerinden kadınlarla konuşmak ve aşağıda okuyacağınız gibi önce yaşadığımız derdi ortaya koymak, atılacak ilk adımlardan biri. Konu gereği isimleri anonim tutarak tabii ki...
Kadınlar, bütün eşitsizliklere rağmen, var olma umudunu korumayı müdanasızlıklarına da borçlu. Yazının ara başlıkları bu yüzden her yıl 8 Mart’ta bütün engellemelere rağmen sokakları dolduran, korkusunu cebine koyup, sesini daha da gür çıkartan kadınların sloganlarından seçildi.
Bizden önce yakalarında mor iğne taşıyan, ilmek ilmek kadın mücadelesini örenlerin tamamı, o sloganların sahibi...
Karanlıktan korkarsan bu kenti ateşe veririz | ‘Yıllarca gözüm açık dayak yedim’
Ev içi şiddet çoğunlukla kapalı kapıların arkasında yaşanıyor, görmezden geliniyor. 44 yaşındaki turizm danışmanı Nilgün’ün hikayesi çok ağır. Yıllarca sistematik şiddete maruz kalmasına rağmen evinden ayrılabileceği duruma gelmesi yıllarını almış:
“Bazen gözümü kapattığımda aniden ürküyorum. Aklıma şiddet görürken darbenin nereden geldiğini kestiremediğim o günler geliyor. O yüzden yıllarca gözüm açık dayak yedim ben.”
Bugün her şeyi tek tek ince ince işleyerek planladığı, özenle yarattığı bir hayatı var. 19 yaşında, kendi isteğiyle üniversitede tanıştığı çocukla evlenmiş. Büyük bir aşk ve güzel bir geleceğe duyulan inanç. Ailesinin bir sevgiliyi kabul etmeyeceğini bildiğinden “Nasılsa birlikte yaşamak istiyoruz, nikah yapsak ne olur ki?” diye düşünmüş. Evlenir evlenmez hamile kalmış. Üniversite günlerine denk gelen o zamanları uzak ve tatlı bir hayal gibi hatırlıyor. Şiddetle ilk karşılaşması evliliklerinin ikinci yılında. Akşamları çalışan eşi eve döndüğünde oğlunun ağlamasına sinirlenmiş, önce onu odaya kilitlemiş, sonra “Ya olur mu, ben sustururum şimdi” diyen Nilgün’ü itmiş:
“Önce yorgunluğa, sonra içkiye, sonra maddi sorunlara yordum. Aklıma hiç bana zarar vermek isteyebileceği gelmedi. Sonra bir gün konuşurken ‘Komik mi’ diye sandalyemi itip beni de yere düşürdüğünde, artık bunun başka bir şeyle açıklanamayacağını, onun doğrudan bana yönelmiş bir öfkesi olduğunu farkettim, ama o evden çıkmam çok uzun zaman aldı.”
Okulu bitirdikten sonra iş bulamayınca, başka bir okula yönelmiş. Önce arkadaşının kafesinde çalışmış. O günlerde yaşanan bir kıskançlık krizinde gözü kör olma noktasına gelmiş. Kulağı bugün bile tam duymuyor:
“İkimizin de ailesi demokrat değerlere sahip insanlar. Buna karşılık babamların feodal bir yapısı da var. O yüzden gidip de onlara ‘Ben şiddet görüyorum’ dediğimde inanmak istemediler. Benim gerçekten şiddet gördüğümü, evliliğimin 8. yılında artık yarı kör ve sağır kaldığımda, kırık kolumu ve ciğerime batan kaburgamı gördüklerinde anladılar. Hiç unutmuyorum oğlum o zaman dedesini görünce ‘Dede, annem çok kötü oluyor, bizi al’ demişti.”
İstanbul Barosu aracılığıyla bulduğu avukat, yaptığı şikayetler durumu daha da karmaşık hâle getirmekten başka bir işe yaramamış. Şiddet durmadığı gibi, tehditler de artmış. Nihayet boşandıklarında, bu kez ölüm tehditleri başlamış. Bir gün işyeri çıkışına gelen eski eşi insanların ortasında onu kaçırmaya kalktığında patronu ve yanındakiler müdahale etmiş:
“Şiddet hiç bitmeyecek gibiydi. Her gün cinayet haberlerini gördüğümde, bu ben de olabilirim diyordum. Ailem erken evlendiğim için beni suçladı ama düşünüyorum da evlenmemek gibi bir ihtimal dahi yoktu. Eski eşimin başı derde girince şiddet bitti ve beni unuttu. Bir gün yeniden hatırlayabilir.”
Evrim, 27 yaşında. Aile içi şiddet mağduru. Üniversiteye giden, hayatını kazanan, buna karşılık ailesiyle çatışan genç kadın, çok kere ağabeylerinden tehdit aldığını anlatıyor:
“Ortaokul yıllarımda başladı. Kendimi ve çevremi keşfetmemle birlikte özgürleşmeye başladığım dönem, aslında şiddetin en belirgin ve vurucu hâllerinden olan fiziksel şiddetle karşılaşmama sebep oldu. Abim, fiziksel şiddet uygulayarak üzerimde tahakküm kurmaya çalıştı.
Yaklaşık 2 sene sistematik aralıklarla süren bu şiddet, bugün hâlâ kendisinden çok korkmama, dövmelerimi gizlemek için yaz ortasında uzun kollu giymeme sebep oluyor. Aradığında anksiyetem tutuyor. ‘Elini kana bulayacaksın çocuğun’ sözlerinden ‘Ben solcu arkadaşlarınla korkuttuklarınıza benzemem, seni öldürürüm’ diyen ağza, dört tarafı şiddetle sarılı bir genç kızlık hikayesi.”
Beyaz atlı prens boşuna gelme… | ‘Annen dırdırıyla babanı yurt dışına mı kaçırdı’
Sosyal medya zorbalığı ve ısrarlı takip kadınların baş etmesi gereken dertlerden bir başkası. Yazdıklarınız küçümseniyor, fotoğraflarınızla dalga geçiliyor, aşağılanıyorsunuz. Bunun ötesine geçenler de var. 31 yaşındaki öğretmen Aynur’un Instagram'ına şöyle bir mesaj düşmüş: “Sabah sizi metroda gördüm, ya öğretmen ya deli olduğunuzu düşündüm. Öğretmenmişsiniz.”
- Düşünsenize, sabah 7’de metroya binmişsiniz, henüz belki kendinize bile gelmemişiniz, telefona bakıyorsunuz. Yanınızda oturan adam çoktan telefonunuzu dikizlemiş, kimlik bilgilerinizi öğrenmiş, Instagram hesabınızı bulmuş ve iki saat sonra size yazıyor.
Defne’nin hikayesi, Aynur’unkine benziyor. Bir bankada üst düzey yönetici ve 42 yaşında. Onu taciz etmeye başlayan erkek, 11 yaşındaki kızının sınıfındaki velilerden biri. Veli toplantısında karşılaşmalarının ardından sosyal medya hesaplarından eklemeye çalışma, başarısız olunca Whatsapp grupları üzerinden telefonuna ulaşma, özel mesajlarla kahveye davet etme, başarısız olunca dedikodu sarmalı yaratma. İşler şu anda öyle bir noktaya varmış ki, toplantılara Defne’nin babası girmeye başlamış:
“Eski eşim yurtdışında yaşıyor ve bizimle neredeyse hiç ilgisi yok. Biraz bunun rahatlığıyla bana ve oğluma bunları yapma cesareti buldu. Birkaç kez kızıma arkadaşlarının yanında ‘Annen dırdırıyla babanı yurt dışına mı kaçırdı’ demiş. Okul yönetimine söyledim. Buldukları çözüm, veli olarak başka birini tayin etmem oldu. Babamı toplantılara gönderdim ama okula da hesap sordum. Sonuçta bir sürü para verdiğimiz özel bir okul burası ve veliler arasındaki böyle bir mesele karşısında tavırları beni görmezden gelmek oldu.
Polise şikayet ettim, ‘Cevap vermemişsiniz suç yok ortada’ diye geçiştirdiler. Kızım hayatında ilk kez ‘Siz niye boşandınız’ diye sorgulamaya başladı, ki boşanırken bile böyle bir şey sormamıştı. Kızımın büyüyeceği ortam için de endişelendim. Yıl sonunda biz de yurt dışına taşınacağız.”
Patriyarkanın belasıyız | ‘Feminen bir tarz bekliyoruz’
Kadınlar iş hayatında ayrımcılığa uğruyor, hak ettikleri terfileri alamıyor, eşit işe eşit ücret kazanmıyor. Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre 2022 yılında 15 ve daha yukarı yaştaki nüfusun istihdam oranının %47,5. Bu oran kadınlarda %30,4, erkeklerde %65,0.
Gökçe, ulusal bir televizyon kanalının iş görüşmesine gittiğinde yaşadığı olayı anlatıyor:
“Haber müdürü benden pencereyi kapatmamı istedi. Kalktım pencereye yöneldim ve aslında bina plaza olduğu için pencerenin sabit olduğunu gördüm. Arkamdan, ‘Fiziğin iyiymiş, seni habere de göndeririz’ deyince bunun bir oyun olduğunu anladım. Çok aşağılanmış hissettim. Orada çalışmadım sonrasında, yeni başlayan kadınları yalnızca sağlık ve magazin haberlerine yönlendiriyorlardı.”
Mütercim tercüman Ayşe ünlü bir firmada doğrudan firma sahibiyle çalışırken yaşadıklarını şöyle anlatıyor:
“Doğrudan şirketin sahibine bağlı yönetici asistanı olarak çalışıyordum. İki kişiydik. Yurt dışında toplantılarımız oluyordu. Bir seyahat öncesinde diğer asistan beni aradı ve ‘Falan bey daha dar giyinmeni istiyor, vücut hatların belli olsun, daha feminen bir tarz bekliyor’ dedi. Ben de ona işimin tercüme olduğunu, giyim kurallarına uygun giyindiğimi, bunun ötesindeki tüm isteklerin tacize girdiğini söyledim.
Bu mesele kapandı, iki gün sonra bana fular aldılar, ‘Bunu takmanı istiyoruz’ dediler. Bunu da kabul etmeyince, mobbing başladı. Normalde her sabah şirket arabası beni ve bir sokak üstümde oturan arkadaşımı alıyordu. Sadece onu almaya başladılar. İki dilde mütercim tercümanlık yapabilirken, benim pozisyonumu ön büro elemanlığına düşürdüler. En sonunda çıldırdım ve istifa ettim.”
Pelvin, mücevher tasarımcısı olarak bir süre Kapalıçarşı’da çalışmış. Bu süre zarfında yaşadıkları yüzünden işi bırakma noktasına gelmiş:
“Model çalayım diye vitrin gezdirip sana bundan alayım mı diyenler, stajda penceresiz bir bölmede bir masanın kenarına beni sıkıştırıp ayak tırnaklarını keserken iş öğretenler, hangi arabaları sevdiğimi öğrenmeye çalışıp ‘Alsak ya’ diye soranlar, ‘Seninle çalışamayız’ dedikten sonra tüm tasarımlarımı çalıp, tamamını yapıp vitrine koyanlar, fuarda hostes kızlarla aynı parlak ve dar kıyafetleri giydirip kendi okutmuş gibi ‘İtalya'da eğitim alan tasarımcımız’ diye sunanlar…”
Umutsuzluğa kapılırsan, bu kalabalığı hatırla | ‘Sen güzel değilsin ki’
Aldatılmak, ilişki içinde aşağılanmak ve manipüle edilmek kadınların sıklıkla karşılaştığı, özgüven kaybıyla sonuçlanan olaylar arasında. İllüstrator Sema, 12 yılını bu acabalarla geçirmiş:
“Ben ne zaman bir konuda fikrimi söylesem ya da bir bilgi paylaşsam ‘Kaynağı ne, nereden okudun?’ sorusuyla karşılaşıyordum. Benim de bir konu hakkında araştırma yapabileceğim, bilgi toplayıp, entellektüel, hatta ondan geçtim temel bir birikim elde edebileceğim konusundaki inancı o kadar zayıftı ki ayrılmadan önceki son zamanlarda ‘Nereden duydun?’ sorusuna, ‘Sabah programlarından...’ cevabını veriyordum.”
Bahar, ilişkisinde uzun süre "o kadar özel ve güzel olmadığı"nı dinledikten sonra aldatıldığını öğrenenlerden:
“Eğitim seviyesi yüksek, ekonomik olarak iyi koşullara sahip ailelerde büyümüş erkekler de sokakta görseler eleştirecekleri adamlara dönüşüyorlar. Beni sürekli aşağılayan sevgilim deccal gibi biriydi. İnsanlar kızıl saçlarımdan ötürü bana övgüde bulunduğunda, sürekli ‘Sen güzel değilsin, biliyorsun değil mi’ derdi.
Beni herkesin ilişkisinin böyle olduğuna, aslında onu benim kötü hâle getirdiğime, o kadar güzel ve özel biri olmadığıma inandırmıştı. Bir başka erkekle konuştuğumda onu baştan çıkarmaya çalıştığımı düşünüyordu. Beni suçladığı için ben de artık arkadaşlarıma bile mesafe koymaya başlamıştım. Ve beni bütün bir ilişki boyunca manipüle eden, aşağılamaya çalışan insan, sonunda aldattı.”
Ailesinin uygun bulduğu bir evlilik yapan 38 yaşındaki Merve de evliliğinin ilk ayında bu işin yürümeyeceğini anlamış ama boşanamamış:
“Evliliğimizin ilk haftası bana halının altındaki ipi gösterdi. ‘Dikkat ediyorum, üç gündür burada bu, sen ne kadar pis bir insansın ki, bunu süpürmedin’ dedi. ‘Üç gün boyunca bunu gördün sen niye almadın?’ deyince hakaret etti, temizliğimi ölçtüğünü söyledi.
Bütün bir evlilik hayatım boyunca aşağılamasın diye kitap okumadım, sevdiğim şeyleri yapmadım, sadece çalıştım ve kendimi beğendirmeye uğraştım. En nihayet beni ‘Senin kadınlığın da yok, caziben de’ diyerek terk etti. Sonradan mutlu bir ilişki yaşadım, yaşıyorum ama o zamandan kalma sağlık sorunları bugün de peşimi bırakmıyor.”
Öfkeliyiz, yastayız, feminist isyandayız | 'Sadece dayanışmayla güçlü hissediyorum'
Türkiye’de kadınlara yönelik açıktan bir savaş yürütülüyor sanki. Biz bu karmaşa altında kendi dayanışma ağlarımızı koruyup, Hansel ve Gretel masalındaki gibi, arkamızdan gelenler yollarını şaşırmasın diye ekmekler serpiyor, hayatta ve güvende kalmaya çalışıyoruz.
- Edirnekapı’da İkbal Uzuner’in öldürüldüğü yere olayın üzerinden haftalar geçmesine rağmen pankart bırakılmaya devam ediliyor. Sosyal medyada yapılan yardım çağrılarına birbirini tanısın tanımasın farklı kesimlerden kadınlar karşılık veriyor, “Yanındayım” diyor.
Sadece kuzeninin arkadaşını eve aldığı için onun korkunç saldırısıyla daha gencecik bir yaşta öldürülen sınıf arkadaşım Nemit Arslan’ı, kaldırıldığı hastanede bile törenin kararından kurtulamayan Güldünya Tören’i, evine gitmek için bindiği minibüsten kaçırılan ve yakılarak öldürülen Özgecan Aslan’ı, “Ölmek istemiyorum” demesine rağmen alınmayan tedbirler yüzünden öldürülen Emine Bulut’u ve nicelerini hatırlayarak, yineleyerek, sakince taleplerimizi sıralayarak. Yüzümüze kapanan kapıları yeniden ve yeniden çalarak…
Evrim, söylesin son sözü:
“Sokakta, okulda, işyerinde, barda, kafede, güvende hissettiğim tek bir gün yok. Ve sanıyorum ülkemizde ve dünyada birçok kadın için de yok. Kendi güvenli alanlarımızı yaratarak yaşamaya çalışıyoruz, birbirimizden güç bularak.
Kimi zaman dolmuşta iki kadın olduğumuzda, kimi zaman sokakta gece yürürken arkamızdakinin kadın olduğunu fark ettiğimizde… Birlikte güçlü olduğumuzu bilerek, sadece dayanışma ile güçlü hissediyorum.”
Ve ben de ekleyeyim: Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Ayça Örer
Editör ve yazar. 1998'den itibaren çeşitli dergi ve gazetelerde yazdıktan sonra 2003 yılından itibaren profesyonel gazeteciliğe geçiş yapan Örer; Kanal D, Anka Haber Ajansı, bianet, Taraf, Radikal, Ot Dergi ve Tuhaf Dergi’de röportajlar, izlenim haberler ve özel haberler hazırladı.

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
İspanya, Arjantin'i tarihin en tek taraflı finallerinden birinde Ferran Torres'in golüyle yendi ve ikinci kez dünya şampiyonu oldu.

“Ama” bağlacı, dilimizde temel olarak karşıt anlamlı iki cümleyi veya sözcük grubunu birbirine bağlama görevini yapar. Tek başına bir anlamı olmayan bu sözcük, cümleler arasında kurduğu köprüler sayesinde cümleye çok çeşitli anlam ve işlev kazandırır. “Ama” bağlacını karşıtlık ve zıtlık ilişkisi kurmak, koşul (şart) anlamı kazandırmak, anlamı pekiştirmek ve güçlendirmek, dikkati çekmek, uyarı ve ikazda bulunmak, beklenmeyen bir durumu / istisnayı belirtmek için kullanırız.





