ayrıcalık ve sözde mağduriyet

Olağan durumları, ayrıcalıkları sebebiyle adaletsizlik sanıp mağdur taklidi yapanların gözyaşlarının bir adı bile var: timsah gözyaşları - timsahları rahat bırakıp buna acilen bir alternatif geliştirebilir miyiz? 🐊❤️
Bu aynı zamanda, kendinden daha az ayrıcalığı olanlara karşı sahte bir duyarlılık gösterme hali için de kullanılan bir tabir. Göstermelik insanlıklar ülkece fazla maruz bırakıldığımız hallerden…
Belli grupların maruz bırakıldığı sistematik şiddete dikkat çekilmesini, herkesin maruz bırakıldığı bir şeyden odak çalmak olarak görmek belki de ayrıcalığın en belirgin göstergelerinden. Toplum, ilişkiler, kamu kurumları, adalet ve eğitim sistemi herkese eşit muamele göstermiyor; gösterdiğini düşünenlerin de ayrıcalığı gün yüzüne çıkıveriyor. Gerek yasalar, gerek yasaklar, bireysel ve grup özelliklerimize bağlı olarak erişimin önünde engel oluşturuyor. Sistematik adaletsizlik karşısında adalet arayışlarını birilerinin şımarıklığı olarak görmek de, özellikle o adaletsizliklere maruz bırakılanlar için aynı adaletsizlikleri körüklüyor.
Şiddetin toplumsal ve özel hayatın her dokusuna bu denli sindiği bir coğrafyada, şiddetin anatomisini incelemek, alt kategorilerine isim vermek kime fayda sağlıyor? Kim olursa olsun, neden şiddete sadece şiddet demek yetmiyor? Neden flört şiddeti, ev içi şiddet, toplumsal cinsiyet temelli şiddet, nefret suçu gibi kavramlara ihtiyaç duyuyoruz? Kavramların çeşitliliği ve odaklılığı, şiddete maruz bırakılan bazı grupları yok saymıyor; sistematik ve köklü şekilde şiddete maruz bırakılma hallerine bir isim veriyor, dikkat çekiyor ve hak mücadelesi için alan açılmasına destek veriyor. Çünkü şiddetin toplumsal faktörlerden bağımsız var olduğunu düşünmek en iyi ihtimalle saflık, en kötü ihtimalle ayrımcılıktır. Şiddet, bir-iki kendini bilmezin, “anasından babasından saygı öğrenmeyen” üç-beşin ya da “fazla tutkulu” birinin meselesi mi? Şiddeti tek başına, başka hiçbir toplumsal faktörden etkilenmeyen bir dışavurum olarak algıladığımızda, bu böyle gözükebilir. Fakat şiddet, tek başına şiddet olarak var olmuyor; toplumsal faktörlerden katman katman besleniyor, onlardan faydalanıyor.
Toplumsal ve sistematik şekilde şiddete maruz bırakanların, şiddete maruz bıraktıklarını güçsüzleştirme taktiklerinden biri de, şiddeti birkaç “kendini bilmezin” meselesi haline getirmek. Biz “kaza değil, cinayet” dedikçe, öldürülenin özel hayatını didikleyen mağdur suçlayıcı zihin de, kadın cinayetlerini kadınların öldürülmesi değil, birbirinden bağımsız ölümler olarak değerlendiren mantık da buna hizmet ediyor: Şiddetin bir toplumsal meseleden ziyade bireyin sorunu ve en tehlikelisi de, öldürülenin kabahati olduğunu ima ediyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

Rayka Kumru
Seksolog, Kapsamlı Cinsellik Eğitmeni ve Cinsel Sağlık iletişimci

müstehcen mecmua
ayıpsız, tarafsız, tuzaksız, bilime dayalı, yeni nesil cinsellik rehberiniz.
İLGİLİ OKUMALAR




