Biriktiriyorum öyleyse varım: Kişisel koleksiyonlar nasıl değişiyor?

Doğduğu evde yaşamını sürdüremeyen, yalnızca evini değil semtini, şehrini, hatta bazen ülkesini de değiştirmek zorunda kalan, kök salmaya hasret çoğunluk, ilk oyuncağını ya da ilk okuduğu kitabı saklayamaz belki. Ancak çoktan bir taşınmada yitip gitse ya da bir akraba çocuğuna verilmiş olsa da bu ilkler, belleğimizde kendisine ayrılan güneşli bir odada yaşamaya, onunla geçirdiğimiz keyifli vakitleri hatırlatmaya devam eder.
Çocukluğun ilk dönemlerinde eğlenmek, oyalanmak ve eğitim vermek amacıyla kullanılan oyuncaklar, daha sonraki dönemlerde araştırma ve inceleme nesnesi olarak kuşaktan kuşağa aktarılan tarihsel malzemeye dahil olur. Yaşamımızda sahip olduğumuz bu ilk nesneler, bize bir hafıza inşa etmeyi, bağlılık duygusunu ve sahip olma dürtüsünü öğretir.
Hoş geldin! Aposto Premium üyelerine özel bu içeriği okumak için Premium üye olabilir ya da Premium hesabına giriş yapabilirsin.
Aposto Premium
Ayda
- Aposto'nun tüm arşivine ve güncel yayınlara sınırsız erişim.
- Yükselen endüstrilerden gelişme ve içgörüleri aktaran, entelektüel dünyanı besleyecek Premium üyelere özel makale ve bültenler.
- Gündemdeki gelişmeleri küresel bir perspektifle aktaran analizler.
- Aposto Radyo için hazırladığımız podcast ve sesli belgesellere websitemiz ve mobil uygulamamızdan erişim imkanı.

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
YAZARLAR

Gözde Akyüz
1980 yılında İstanbul’da doğdu. 2002 yılında İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu, ardından Yıldız Teknik Üniversitesi Müzecilik Yüksek Lisans Programı’na devam etti. 2009 yılında Marmara Üniversitesi Tarih Eğitimi Yüksek Lisans Programı’ndan mezun oldu. 23 yıl, Rahmi M. Koç Müzesi’nde küratör ve koleksiyon yöneticisi olarak görev yaptı. Pek çok sergi projesinde yer aldı, müze ve sergi kataloglarında editör olarak çalıştı. Amatör bir botanik ressamıdır. Evli ve iki çocuk annesidir.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
OKUMAYA DEVAM EDİN
DC’nin yeni filmi "Clayface", bir süper kötünün hikayesinden yola çıkarak beden, kimlik ve bilinç arasındaki sınırları sorguluyor. DC'nin daha karanlık sularda yüzdüğü "Joker" ve "The Batman" ile aynı damarda ilerleyen film, Matt Hagen isimli bir aktörün yüzü parçalandıktan sonra dönüştüğü "Kil Adam"ın izini sürüyor.

Ramize Erer’in "Séparation" sergisi, Paris’in tarihî atmosferini günümüze taşıyan Hôtel Langlois’nın 44 numaralı odasında sanatseverlerle buluştu. Ramize Erer ve küratör Nazlı Pektaş’la resimlerdeki hüznü, geçiciliği ve mekanın sergiye kattıklarını konuştuk.

1961’den itibaren Almanya’ya giden işçiler, oy kullanmak için beklediler ama siyaset yapmak için sandığı beklemediler. Nermin Abadan-Unat, Gündüz Vassaf, Ayhan Kaya, Fatma Aydemir ve Ece Temelkuran’ın kitaplarının izinde, Ford grevinden Cem Özdemir’in eyalet başbakanlığına, vatandaşlık reformlarından AfD’nin yükselişine uzanan altmış beş yılı okuyoruz. Aynı sorular hâlâ gündemde: Kim “Alman”? Neresi “vatan”?

Zamanın sevgi ve acının mekanı olduğunu söylüyor Ursula K. Le Guin. Bilge Karasu ise o ölümün adını anmadan yazdığı değiniler, öyküler ve masallardan oluşan tuhaflıklar kitabı "Göçmüş Kediler Bahçesi"nde birkaç kez kaçınılmaz olana dair uyarıyor bizi: "Kedinizi bir insanı sever gibi sevmeye çalışmayın!" Benimse diyeceğim şu: Kaç insan kendisini bir kedi gibi sevdirmeyi başarabilmiş ki!

İlkay Şencan, yeni EP’si “Origin”de çocukluğunun müzikal hafızasını elektronik müzikle buluşturuyor. Şencan ile biraraya geldik ve kariyerinin başlangıcından uluslararası başarıya, DJ kabinindeki seyirci beklentilerinden müzik sektöründeki network ilişkilerine uzanan pek çok konuyu konuştuk.




