
Lostra kelimesi İtalyanca lustra’dan gelmekte olup ayakkabı boyama anlamı taşır. Lostra salonunda çalışan kişilere, yani ayakkabı boyacılarına da lostracı denirdi. Kelimenin kendisi gibi lostra kültürü de İtalya’dan geldi.
Günümüzün kaybolmaya yüz tutmuş mesleklerinden olan lostracılık Osmanlı’da önemli meslek kollarından birisiydi. Osmanlı’nın büyük şehirlerinde, özellikle de İstanbul’da insanların uğrak yerlerinden biri olan lostra salonlarında gazete okunur, ayaküstü sohbet edilir, soluklanılırdı. Örneğin, 19. yüzyıl sonlarında ortaya çıkan kolera salgını nedeniyle Osmanlı coğrafyasında seyahat eden Doktor Şerafettin Mağmumi’nin anılarından öğrendiğimize göre Bursa’da modası geçmeyen iki sanattan biri lostracılıktı.
Yazımını Ali Özdamar'ın yaptığı, fotoğraflarını Selahattin Giz'in çektiği Beyoğlu 1930 isimli kitaba göre ise İstiklal Caddesi’ndeki 273 numaralı dükkanın hemen yanındaki yer Beyoğlu’nun en ünlü berberi ve lostracısı olan Hristo’ya aitti. Üstte berber, altta lostra salonu vardı.
1934 yılına gelindiğinde Vakit gazetesine göre günde üç kez lostracıya uğrayan eski müşteriler artık kalmamıştı. Ancak aynı haberde lostracılar insan sarrafı olarak tanımlanır. Anında müşterisinin nasıl biri olduğunu anlar. Vilayet Caddesi’nin Sirkeci bitimindeki bir lostra salonunda “bir cigara içimi” lostracılarla konuşan muhabir onların nostalji dolu serzenişlerine aracılık eder:
“Ah efendi ah işler aynasızlaştı. Eski günleri öyle bir arıyoruz ki! Bizde günde üç kere gelen meraklı müşterilerimizin sayısı saymakla bitmezdi… Günde üç kere boyacıya giden meraklı efendi, şimdi haftada bir ancak geliyor. Sebebi mi? Sebebini sormaya lüzum var mı? Ortalıkta para yok. Para yok demek gam, kasavet çok demektir. Neş’eli olmayan adamın aklına ayakkabı boyatmak haftada bir ancak gelir elbet…”
Muhabir soruyor: “Kadın müşterileriniz mi daha titizdir, erkek müşterileriniz mi?”
“...Bizi en çok oyalayan kadınlardır. Kadının iskarpinini saatlerce boya, bıkmaz usanmaz. Saatlerce kanepende oturur kalır. Kadın müşteri bizi kendi halimize bırakmaz. Her saniye emir verir… Bazı kadınlar salona arkadaşlarıyla birlikte gelirler. Bu da bizim için bir işkence olur. Çünkü hepsi de boyanan iskarpine bir kusur bulur... Bir kısım kadınlar da mutaassıptırlar. Bacaklarını göstermek istemezler. Etekleriyle örtünmeye uğraşırlar…”
O tarihlerde İstanbul’da üç bin ayakkabı boyacısı olduğunu öğrendiğimiz bu yazı bize daha o tarihlerde lostracılığın geçirdiği dönüşümü anlatması bakımından önemlidir. Refik Halid’in 1940’ların İstanbulundaki bir aşkı konu edinen Bugünün Saraylısı isimli kitabındaki hikaye anlatıcısının da lostracı dükkanlarının bugünkü boyacı dükkanlarına benzemediğini söylemesi bu değişim ve dönüşümün giderek hız kazandığını gösterir.
Gelelim 2000’li yıllara... Lostracılık günümüzde kaybolmaya yüz tuttu demiştik. Ancak sadece ülkemizde değil dünyada da hala bu mesleği yapmaya devam edenler var. Bunu nereden mi biliyoruz? Stacey Tenenbaum, dünyanın farklı yerlerinde zamana direnen lostracıları Shiners isimli belgesinde anlatıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
1930'larda, eski adıyla Cadde-i Kebir, yeni adıyla İstiklal Caddesi'ndeki bir birahanedeyiz...
23 Kas 2021

YAZARLAR

Göktuğ İpek
https://aposto.com

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?
1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.
İLGİLİ OKUMALAR



