Genç seçmen demokrasinin anahtarı mı?

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
14 Mayıs’ta düzenlenecek seçimde yaklaşık 6 milyon kişi ilk defa oy kullanacak. 1997 sonrasında doğan yaklaşık 13 milyon genç seçmen toplam seçmenin %20’sini oluşturuyor. Birçok siyaset bilimci ve kamuoyu araştırmacısının seçimlerin kaderini belirleyecek büyüklükte gördüğü genç seçmen grubu, sahip oldukları oy potansiyeliyle tüm siyasi partilerin radarında.
Bir yandan AK Parti teşkilatları gençlik örgütlerini mobilize ederek genç seçmenlere ulaşmaya çalışırken diğer yandan Millet İttifakı partileri gençlerin demokrasi, refah ve özgürlük taleplerini dikkate alarak bu doğrultuda söylem ve politika önerileri oluşturuyor. Peki, genç seçmen dediğimiz grubu monolitik bir yapı olarak görebilir miyiz? Bir başka ifadeyle, aynı ideolojiye, taleplere ve gelecek tasavvuruna sahip yekpare bir gençlikten mi söz ediyoruz?
Yekpare bir gençlik mi?
Benim de demografik olarak içinde bulunduğum genç seçmen grubu 14 Mayıs’ta düzenlenecek genel seçimlerin kaderini belirleyecek gibi duruyor. Genç seçmenler hangi ittifakın seçimi kazanacağı konusunda bir fark yaratma potansiyeline sahip olsa da Türkiye’de siyasi, ekonomik ve sosyal bir dönüşümün öncüsü olabilir mi?
Bu soruya kesin bir cevap vermek zor olsa da Babala TV'nin Mevzular Açık Mikrofon ve Halk TV'nin Halk Meydanı programlarına katılan gençlerin siyasete bakışını inceleyerek bir çıkarımda bulunmak mümkün. Bu iki program tabii ki Türkiye’deki her ideolojiden, kimlikten, inançtan ve sınıftan genci temsil etmiyor. Her iki programda da belirli ideolojik kamplar etrafında kümelenmiş gruplar görüyoruz.
Mevzular Açık Mikrofon'da kendini gösteren öfke
Mevzular Açık Mikrofon programına şimdiye dek HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, TİP Milletvekili Barış Atay, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, AK Parti MKYK üyesi Metin Külünk ve Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ gibi isimler katıldı. Bu programlara katılan ve siyasetçilere zaman zaman sorularını yönelten, sıklıkla da kendi görüşlerini ve çıkarımlarını dayatmaya çalışan genç vatandaşların hepsinde görülen ortak özellik “öfke”. Programda katılımcılar çoğunlukla Gergerlioğlu ve Atay’a Türklük-Türkiyelilik, Kürt sorunu, PKK ve Atatürk’e yaklaşımları üzerinden, Davutoğlu ve Külünk’e de Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi-ekonomik krizdeki ve sığınmacı sorunundaki rolleri nedeniyle öfke kustu.
Özdağ'ın ise Türklük vurgusu ve sığınmacıların geri gönderilmesi vaadiyle genç seçmenler arasında güçlü bir popülariteye sahip olduğu görüldü. Yani, genç seçmenlerin hem iktidara hem de ana akım muhalefete büyük bir öfkeyle yaklaştığını söylemek mümkün.
Halk Meydanı programına katılan gençlerin ideoloji ve kimlik yelpazesi daha geniş. Genelde muhalif siyasetçilerin ve konukların katıldığı programda, Babala TV’dekinin aksine hem Kürt sorununu daha objektif şekilde tartışan hem de siyasetçilere daha objektif sorular soran bir kitlenin yer aldığını söylemek mümkün.
Toparlamak gerekirse, kendisini Türk milliyetçisi olarak tanımlayan gençler özellikle HDP ve TİP milletvekillerine vatandaşlığın Türklük temelinde yorumlanmasını eleştirmeleri, Türkiye’de bir Kürt sorununun olduğunu dile getirmeleri, devleti, orduyu ve polisi kutsamamaları ve PKK’ya açık şekilde "terör örgütü" diyememeleri nedeniyle öfkeliler ve onları dinlemek yerine aforoz etmeyi tercih ediyorlar. Kürt milliyetçisi gençler ise iktidara HDP’ye uyguladığı siyasi baskı, aşırı milliyetçi söylemleri ve Kürt sorununu inkar eden yaklaşımları; muhalefete ise bu konularda doğrudan ve güçlü bir söylem üretememeleri nedeniyle öfke duyuyor.
"Siyaset konuşmak ağırıma gidiyor"
Her iki programda da gözlemlediğim bir diğer önemli olgu da genç vatandaşların “Türkiye gündemiyle çok fazla meşgul olmalarından” ve “sürekli siyaset konuşmalarından” rahatsız olmaları ve bunu hak etmediklerini düşünmeleri. Mevzular Açık Mikrofon programına katılan genç bir seçmen “19 yaşında siyaset konuşmak benim ağırıma gidiyor. Marmaray’la gelip burada soru sormaktansa kendi arabamla gezmeyi yeğlerim.” diyor ve salondan büyük bir alkış kopuyor. Bu bireysel serzeniş aslında genç kuşakların önemli bir bölümünün siyasete yaklaşımını temsil ediyor.
Genç vatandaşlar Avrupa veya ABD’deki yaşıtlarının hayatlarına bakarak içinde bulunduğumuz ekonomik kriz ve refah kaybı nedeniyle siyaset kurumuna öfke duyuyor ve siyasetle ilgilenmeyi normalde tercih etmeyecekleri bir zorunluluk olarak görüyor. Kendilerini bu kadar siyasete boğan nedenin ise iktidar partisinin kötü politikaları ve muhalefetin beceriksizliği olduğunu düşünüyorlar.
Genç seçmendeki bu algı aslında demokrasinin toplum nezdinde yeterince içselleştirilememesiyle yakından ilişkili. Söylemde toplumun büyük bir kesimi demokratik bir sistemle yönetilmeyi istese de siyasete bu denli dahil olmak, siyasi kararları takip etmek istememek bir çelişki oluşturuyor. 21 yıllık AK Parti iktidarının sonucunda bugün içinde bulunduğumuz otoriter rejimin vatandaşların siyasete yeterince angaje olamamasından ve muhalefet yapmanın tamamen siyasi partilere bırakılmasından kaynaklandığını göz ardı ettiğimizi düşünüyorum.
Toplumsal muhalefeti sadece protestolara indirgemek de bu yanılgının bir sonucu. TBMM’de onaylanan bütçenin nasıl harcandığını, hangi projeye ne kadar kaynak aktarıldığını veya mülki idare amirlerinin görev ve yetkilerinin nerede bittiğini bilmeyen, bunları öğrenmek istemeyen bir toplumda demokratik bir rejimin kurulabilmesi neredeyse imkansız. Kurulsa bile sürdürülebilir olması mümkün değil. TİP Milletvekili Barış Atay, kamu bütçesinden yandaş şirketlere ayrılan payla ilgili bir katılımcıyla konuşurken “Asıl siz niye bilmiyorsunuz bütçenin nerelere harcandığını?” diye serzenişte bulunuyordu. Bu durumun, Türkiye’deki yolsuzlukların, yasal ihlallerin ve otoriterleşmenin temel unsurlarından biri olduğuna inanıyorum.
Kuşak genç ama zihinler yaşlı
Türkiye’deki genç seçmenleri tektipleştirerek milyonlarca insanı aynı ideolojiyi benimseyen, aynı gelecek tasavvuruna sahip ve aynı talepleri dile getiren bir yapı olarak görmek doğru değil. Genç kuşağın farklı talepleri ve kimlikleri var.
Öte yandan, bazı konularda aynı düşünce kalıplarına hapsolunduğu da bir gerçek. HDP ve TİP gibi birçok insan tarafından marjinal olarak görülen siyasi parti temsilcilerinin vaatlerini ve ideolojik duruşlarını anlamak yerine onları aforoz etmeye çalışmanın Türkiye’nin geleceğine hiçbir yararı olmayacağı kanaatindeyim. Yüzyıllardır devam eden Kürt sorununun 2023 'te bile hala açık ve objektif bir şekilde tartışılamaması, genç kuşakların bu konuyu 40 yıl öncesinin ideolojik kodlarıyla tartışmaya çalışması, bir siyasetçinin Atatürk’e ilişkin görüşleri veya vatandaşlık tanımına olan eleştirisi nedeniyle öfkeyle dışlanması Türkiye toplumunun hala 1970-80’lerin ideolojik kodlarıyla hareket ettiğini gösteriyor.
Bu sebeple, genç seçmenleri oy deposu monolitik bir kitle olarak görmektense otoriter rejimin çizdiği siyasi sınırların dışına çıkarak genç kuşaklar arasında objektif tartışma ve ortak bir gelecek tasavvurunun nasıl oluşturulabileceğini düşünmenin daha doğru olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de demokratik bir rejimin yeniden inşası ve devamlılığı için gençlerin geçmişin ideolojik kodlarından sıyrılarak tartışılmayanı tartışması, konuşulmayanı konuşması ve siyasetin sınırlarını genişletmesi gerekiyor. Son olarak da siyasetle ilgilenmeyi kaçınılması gereken bir yük değil, bir vatandaşlık görevi olarak benimsemek gerekiyor. Çünkü “hak verilmiyor, alınıyor."
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Fransa'da grev dalgası, ABD'de artan polis şiddeti
01 Şub 2023

YAZARLAR

Abdullah Esin
Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü mezunudur. Dış politika, diplomasi ve politik ekonomi alanlarında araştırmalar yapmaktadır.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR



