
Zappa Zamanlar“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla: Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…
Geçtiğimiz günlerde "Suriyeli ve Türkiyeli Genç Kadınlar ve Erkeklerin Gündelik Yaşamları" başlıklı bir araştırma raporu yayımlandı. Türkiye Sosyal Ekonomik Siyasal Araştırmalar Vakfı ve Heinrich Böll Stiftung Derneği’nin desteklediği araştırmanın yürütücüleri ve raporun yazarları Deniz Yükseker, Neşe Şahin Taşğın ve Uğur Tekin. Rapor, içerdiği zengin niteliksel bulgularla göç meselesini özellikle gençlerin perspektifinden değerlendirmeye açarak bu alanda oluşmuş bilimsel külliyata önemli bir katkı yapıyor.

İstanbul’un göçten en çok etkilenen ilçelerinin başında gelen Sultanbeyli ve Küçükçekmece’de yaşayan gençlerin gündelik hayatlarına, eğitim ve çalışma deneyimlerine odaklanan araştırmanın sonuçları maalesef oldukça karamsar:
Suriyeli ve Türkiyeli genç katılımcıların hayatlarında aile ve akrabalarla dayanışma ile göç (ve Suriyeliler için savaştan kaçış) geçmişi önemli bir yer tutuyor. Ancak, aile ve akrabalarla ilişkiler, genç kadınlar ve özellikle Suriyeliler için bir toplumsal baskı unsuru da oluşturuyor. Kamusal alanlarda erkeklerin tacizkar davranışları ile aile ve akrabaların korumacı yaklaşımları kadınları baskılayan olgular arasındadır. Katılımcıların birçoğu eğitimine devam ederken, özellikle erkekler için kimi zaman okulla bağların zayıfladığını veya okulu terkle sonuçlandığını görüyoruz. Suriyelilerin okul deneyimi, Türkçe becerilerinin yetersizliği ve mevzuatla ilgili sorunların yanı sıra kendilerine yönelen önyargılı tutumlar ve ayrımcı davranışlar çerçevesinde şekilleniyor. Birçok katılımcının düzensiz, geçici ve düşük ücretli işlerde çalışma deneyimi bulunuyor. Özellikle Suriyeli erkekler arasında, çalışmanın ailelerine yardım için bir zorunluluk haline geldiği ve okulu terk etmeye de sebep olduğu görülüyor. (8)
Raporun araştırmanın ana gövdesini oluşturan mülakatlardan yapılan alıntılarla örülmüş olmasının yazarların yöntemsel bir tercihi olduğunu düşündük. Böylece bu rapor (bu alıntılar) sayesinde toplumun en kırılgan kesimlerinden gelen, genellikle sessizleştirilmiş, içine kapatılmış gençlerin seslerini, çığlıklarını duymak mümkün olabiliyor. Örneğin, Suriyeli gençlerin en çok yakındıkları konular arasında olan okullarda maruz kalınan önyargılı tutumları ve ayrımcılığı bir öğrenci şöyle aktarmış:
Hatta okulda öğrenciler bizi sevmiyorlarsa öğretmenler de sevmiyor. (...) Mesela öğrenciler bizi sevmediği için öğretmenler bizim sınıfa katılmamıza izin vermiyor. (...) Ellerimizi kaldırsak da hala daha katılmamıza izin vermiyorlar ve bazı öğretmenler bizi sevmiyorlar. (Sadece Suriyeli olduğunuz için mi?) Evet. (Peki öğretmeninle konuşmayı hiç denedin mi?) Evet, çok denedim, sordum, çok konuştum. "Biz size çok soruyoruz, sen de cevap vermiyorsun ve katılmak istemiyorsun" dedi (KçSK1). (26)
Biri 15 diğeri 17 yaşında iki Suriyeli genç kızın söyledikleri ise göçmenlerin sosyal hayatlarında karşılaştıkları tüm güçlüklere rağmen "arkadaşlığa" duydukları özlemi çok yalın bir şekilde yansıtıyor.
Arkadaşlarım olsun istiyorum. Hep beraber çıkıp bir şeyler yapalım istiyorum. (Ağlamaya başlar). (Tekstil atölyesinde tanıştıklarınla arkadaş olup dışarı çıkmadınız mı?) Söylediğim gibi çıktık ama pek samimi değildik (KçSK5).
İçime kapanık olduğum doğru, sessiz de birisiyim ama evde kalmayı hiç sevmiyorum. Yeni şeyler keşfetmek istiyorum. Birisi gelip bana nasihat verirse, onun yerine her şeyi kendi gözlerimle görmek istiyorum. Bu yüzden rahat değilim. Özellikle koronadan beri hiç çıkmıyorum evden, arkadaşlarım yok. O yüzden çok çıkmak istiyorum, her şeyi görmek istiyorum. Tamam, şu an 17 yaşındayım ve birkaç yıl sonra şu anki hayatımı hatırlayacağım zaman evde oturup telefona baktığım zamanı hatırlayacağım. (...) Eğer arkadaşlarım olsaydı onlarla çıkabilirdik, zaten ailem de izin veriyor. Bu da en zor şey. Ailem izin veriyor, çıkabilirim ama arkadaşlarım yok (KçSK3). (36)
İkitelli’de yaşayan bir erkek katılımcının söyledikleri de gençlerin geleceğe dair hayallerinin sınırlarını ve çıkışsızlıklarını çok net gösteriyor. Gelecek için düşledikleri yerler ya dijital dünyada bir köşe ya da başka ülkeler, ama kesinlikle buralar değil...
Mesela Tiktok çekiyor ya bana kalırsa ben yine imkânım olsa Tiktok işine girerim. İzleyen birçok kişi var, onların üstünden ben her türlü para kazanmak isterim mesela. Öyle sonuçta boş olarak değil de nasıl diyeyim krizi fırsata çevirmek isterdim (KçTE1).
Ondan sonra bu ülkeden gitmek isterdim. (öyle mi, nereye gitmek isterdin?) Kendimi daha çok geliştirebileceğim bir yere. (Mesela?) Almanya’ya gitmek isterdim (KçTE1). (91)
Başkasının memleketinde mi yoksa kendi vatanında mı göçmen hayatı sürmek? Hangisi daha zor sizce?
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Zappa Zamanlar“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla: Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
"Tırabzansız düşünmek" metaforuna hızlı bir bakış; Suriyeli ve Türkiyeli gençlerle göç üzerine bir araştırma, palmiye yağı ve ekmeğin dününe ve bugününe dair notlarımız
26 Haz 2022

YAZARLAR

Zappa Zamanlar
“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla: Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…
İLGİLİ OKUMALAR
Kaybın ismini koymamıza rağmen gelecekten vazgeçmemek ve geleceği kurmak konusunda ısrarcı olmak. “Israr etmeliyiz” çünkü çocuklara ve gençlere hikâyelerini yazabilecekleri bir dünya borçluyuz.
26 Nis 2026

21. yüzyıl kültürü biçimsel bir nostaljiye hapsolmuş durumda. Geçmiş biçimleri yeniden paketlemek, zaten bilinen formülleri rafine ederek tekrar dolaşıma sokmak, tanıdık olandan şaşmamak... Mark Fisher'ın "geleceğin usulca yitişi" dediği olgu, “kültürün bugünü kavrayıp ifade etme kapasitesini yitirdiğine dair artan bir hisse” işaret ediyor.
12 Nis 2026

Bugün çoğu film, dünyayı anlamaya değil, onunla baş etmeye çalışan bireylerin duygusal evrenine çekiliyor. Bu yüzden de politik olan, sistemsel olan, yapısal olan arka plana itiliyor.
29 Mar 2026

Gastronomi, üretim zincirindeki eşitsizlikleri örten şık bir örtü yerine, bu eşitsizlikleri çözen bir kaldıraç olarak kullanılırsa; şehirler sadece bir "lezzet durağı" değil, belirsizlikler çağında "toplumsal direnç ve adalet merkezleri" haline gelebilir.
08 Mar 2026

“Bitti” dediğimiz o eski dünya düzeni, sadece askeri anlaşmalarla değil; bu tür “kalkınma” anlatılarıyla, mühendislerin hatıralarıyla ve hatta şairlerin sesleriyle örülmüştü.
15 Şub 2026



