Hamas-İsrail Savaşı anlatımları ve stratejiler

Ülkelerinin genel yapısı ve medyanın özgürlük seviyesine göre başarıları değişkenlik gösterse de Hamas-İsrail savaşı konusundaki stratejik bakış açılarını anlamak, gelişmeleri takip etmek açısından önemli.
Hamas-İsrail Savaşı anlatımları ve stratejiler

Sahada sıcak çatışmalar devam ederken, uluslararası gündemde de yerini koruyan Hamas-İsrail savaşı konusunda keskin görüş ayrılıklarını bir önceki yazımda vurgulamıştım. Bu yazımda, bireysel bazda farklı anlayış ve yorumlamalara rağmen, Erdoğan hükümetinin gündemin ana anlatımını elinde tutmaya çalıştığı gözleminden yola çıkarak, ana akım medyada yer almayan bölgesel sayılabilecek güçlerin Hamas-İsrail savaşını ele alış biçimlerine, öne çıkan stratejik kaygılarına yer vereceğim. 

Hükümetler, bazı uluslararası gündemlerle ilgili toplum algısını kontrol etmek için bu gelişmelerin anlatımlarını kontrol edip hem kendi tabanlarından destek alırken karşıt anlatım ve fikirlerin de yaygınlaşmasını engellemeyi amaçlarlar. Terör, savaş suçu, din, siyasi kimlik, egemenlik hakkı gibi farklı seviyelerde insanların duygusal, devletlerin de stratejik olarak yakından takip ettiği bu savaş, bu yönüyle çok dikkat çekiyor. Yazıda ele aldığım Türkiye, İran, Suudi Arabistan farklı sebeplerden dolayı benzer bir kontrolü amaçlıyor. Ülkelerinin genel yapısı ve medyanın özgürlük seviyesine göre başarıları değişkenlik gösterse de Hamas-İsrail savaşı konusundaki stratejik bakış açılarını anlamak, gelişmeleri takip etmek açısından önemli.

Erdoğan'ın ani tavır değişimi

Öncelikle geçtiğimiz haftalarda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendi tavrındaki keskin değişimi ele almak gerekiyor; çünkü bu tavır değişikliğiyle beraber hükümetin duruşu ve dolayısıyla anlatımı da değişti. 7 Ekim Hamas saldırılarını takip eden ilk günlerde daha tarafsız bir çizgi takip eden Erdoğan, 25 Ekim günü Hamas için "Terör örgütü değildir, topraklarını savunan bir mücahit örgütüdür" çıkışından sonra 28 Ekim günü Filistin Mitingi düzenledi ve 25 Ekim’den beri konu hakkında yaptığı bütün konuşmalarda Batı ülkelerinin, özellikle ABD’nin İsrail desteğini daha sert bir şekilde kınamaya, Başbakan Netanyahu ile arasına kişisel mesafe koymaya ve Türkiye-İsrail arasında planlanan doğal gaz boru hattı projesinin de şimdilik rafa kalktığı yönünde açıklamalar yaptı. 

İsrail devletinin Gazze politikalarını kınamak yanlış olmamakla birlikte, Filistin halkını desteklemenin ötesinde Hamas’ı desteklemeye giden bu tavır dikkat çekici. Erdoğan bu konuda, Batı ülkelerinin Hamas’ı terör örgütü olarak sayarak iletişime geçmediklerini ve dolayısıyla İsrail’i desteklemek dışında Hamas’la temas içeren bir planları olmadığını hesaba katarak, savaşın devamında Hamas’la iletişim kurabilecek bir güç, savaş sonrası anlaşmalarda ise oyun kurucu rol oynamak için böyle bir hamlede bulunmuş olabilir. Daha uzun vadeli bir strateji ise Hamas’ı sadece İran kontrolüne bırakmak istemediği için örgüte tamamen sırtını çevirmemesi olabilir.

İran ve bölgesel dengeler

Hamas’ın saldırılarını kontrol etmek veya yönetmek kadar kapsamlı bir rolü muhtemelen olmasa da örgütün 7 Ekim saldırılarını ve devam eden çatışmaları İran yönetiminin bilgisi ve desteği olmadan bu kadar etkili olamayacağı tahmin ediliyor. İran’ın böyle bir savaştan aldığı stratejik fayda, bölgedeki Arap ülkelerinin yakın zaman içinde İsrail’le girdikleri normalleşme diplomasisini bozarak, bölgedeki güç dengesinin değişmesini engellemek olabilir. Örneğin, 2020 yılında İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn tarafından imzalanan Abraham Anlaşmaları, ABD öncülüğünde Körfez ülkeleri ve İsrail’in diplomatik ilişkilerinde önemli bir adım olmuş, ekonomik bağların da güçlenmesi hedefleri belirtilmişti. Saldırılardan yaklaşık bir ay önce Suudi Arabistan Kralı, Filistin meselesiyle hâlâ görüşmeler sürse de İsrail’le normalleşmeye ‘her gün daha da yaklaşıldığı’ mesajlarını veriyordu. Bölgedeki Arap ülkelerinin Filistin meselesi hassasiyeti, bu savaşın gelişen normalleşmeyi bıçak gibi kesmesi açısından İran’ın avantajına olduğunu gösteriyor. Fas, Bahreyn, Mısır başta olmak üzere normalleşme süreci başlamış olan ülkelerde İsrail karşıtı protestolar da bu diplomasinin devam ettirilmesinde oluşacak zorluklara işaret ediyor. 

Suudi Arabistan 

İsrail, İran ve Suudi Arabistan’ı bölgedeki üç farklı güç odağı olarak düşünmek mümkün. Bu sebeple Filistin meselesini sahiplenmek konusunda İran ve Suudi Arabistan İsrail politikaları karşıtı olmakla beraber birbirleri arasında da rekabet hâlinde görüyoruz. 16 Ekim’de Suudi Kralı’nın, kendisini ziyarete gelen ABD Dışişleri Bakanı Blinken’ı saatlerce beklettiği kaydedilmişti. Planlanan toplantının son dakikada ertelenmesini ve Blinken’ın bekletilmesini gelişmelerin doğal bir yansıması olarak görebiliriz. Suudi Arabistan’a, Kral’ın Hamas’ı kınaması için ikna etmeye gelen Blinken, amacına ulaşamadı ve Suudi pozisyonu İsrail karşıtlığını sürdürüyor, çünkü Suudi Arabistan için bölgedeki ülkeler arasında öne çıkan bir güç olarak Filistin meselesinin temsilcisi konumundan vazgeçmeyi avantajlı bulmuyor. Öte yandan, Foreign Policy yazarı Steven Cook’un analizine göre, Suudi Arabistan güvenlik anlamında hâlâ ABD’ye bağlı olduğundan, Hamas-İsrail anlatımında İsrail karşıtı olmakla beraber, aktif olarak çok fazla aksiyon alamıyor.

Mısır, Gazze’nin İsrail dışındaki tek sınır kapısı 

Refah Kapısı olması Mısır’ı önemli bir aktör hâline getiriyor. Saldırıdan günler sonra açılan sınır kapısı, özellikle yardımların Gazze’ye girmesi ve bazı yaralıların Mısır’a geçmesi için çok önemliydi. Sınır kapısının açılması konusuna, sınırdaki askerlerin güvenliği ve yaşanacak göç krizinden dolayı şüpheli bakan Mısır, yine de Hamas-İsrail konusunda ‘sadece konuşanlardan’ değil, ama tamamen İsrail karşıtı da değil. Hatırlamak lazım, Mısır’ın şimdiki Cumhurbaşkanı Sisi, Müslüman Kardeşler’in 2011’de göreve gelmesini sağladıkları Mursi’yi darbeyle devirerek göreve gelmişti. Hamas ise, Müslüman Kardeşler’in Filistinli üyeleri tarafından kurulmuştu. Dolayısıyla Mısır Cumhurbaşkanı Sisi’nin Hamas yanlısı olmaması çok doğal

Bir önceki hafta, Mısır ve Katar’ın arabuluculuğu sayesinde Hamas’ın teslim ettiği iki İsrailli kadın esir, savaş gündeminde dikkatleri çekti. Savaş gündeminin güç merkezlerinden biri olan Katar’ın Dışişleri Bakanı Sözcüsü, ‘günler süren iletişimin’ sonunda Hamas örgütünün biri 79 diğeri 85 yaşında olan iki kadını sağlık sebepleriyle teslim etmelerine ikna olduklarını belirtti. Refah Sınır Kapısının açılması ve yabancı pasaportluların ve bazı yaralıların Mısır’a geçmesi için yapılan anlaşma da gene Katar’ın arabuluculuğuyla yapıldı. 

Savaşın iki tarafının da ağır hak ihlalleriyle savunma ve saldırılarını devam ettirmelerine rağmen, bölge ülkelerinin farklı stratejik hesaplamalarından dolayı insan hayatına etki eden bu hak ihlallerine tepki verilmiyor. Böylece iki taraf da bazıları tarafından suçlansa da başkaları tarafından savunulunca aynı ihlalleri devam ettirerek yaşanan insanlık dramını gün geçtikçe artırıyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

👥 Yabancılaşma hâli

CHP'nin 38. Olağan Kurultayı'nın ardından değerlendirmeler, "İki Seçim Arası Seçmen ve Duygular Araştırması, Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan gibi ülkelerin İsrail-Hamas savaşına yaklaşımlarının bir değerlendirmesi

10 Kas 2023

Fotoğraf: Gazete Oksijen

YAZARLAR

Deniz Kaptan

Yazar @ Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR