İronik, politik ve romantik dilin şakacısı: Milan Kundera

Ölümünün ardından bir yıl geçen Milan Kundera; tartışılmaya, konuşulmaya devam ediyor. “Rehin Alınmış Bir Batı - Ya Da Orta Avrupa’nın Trajedisi" başlıklı kitabı ilk kez Türkçeye çevrilen yazarı geride bıraktıklarıyla anıyoruz.
İronik, politik ve romantik dilin şakacısı: Milan Kundera

20. yüzyılın en önemli yazarlarından kabul edilen Milan Kundera geçen yılın 11 Temmuz'unda hayatını kaybetmişti. Dünya, Milan Kundera'sız bir yıl geçirirken, onun ölümüyle 20. yüzyıl bitti diyen takipçileri için bıraktıkları, fikirleri ve eserleri tartışılmaya devam ediyor. Kundera'nın daha önce Türkçeye çevrilmemiş olan Rehin Alınmış Bir Batı - Ya Da Orta Avrupa’nın Trajedisi başlıklı kitabı Can Yayınları etiketiyle bu hafta okuyucularla buluştu. Ebru Erbaş çevirisiyle yayımlanan kitap genç Milan Kundera’nın 1967’de Prag Baharı’nın ortasında, Çek yazarlar Birliği’ne verdiği “Edebiyat ve Küçük Uluslar” başlıklı konferans ile 1983 yılında Le Débat dergisi için yazdığı Rehin Alınmış Bir Batı ya da Orta Avrupa’nın Trajedisi makalesini biraraya getiriyor.

Yakın dönem Avrupa tarihine ayna tutan Rehin Alınmış Bir Batı, Çekoslovakya ve Ukrayna gibi Orta Avrupa’daki "küçük uluslar"ın Batı kültürüyle ilişkilerine odaklanıyor. Kitap bu yönüyle Kundera'nın her zaman tartıştığı kültürel kimliklerinin giderek daha fazla tehdit altında olduğu savını ortaya koyuyor. 

Eserlerinde totalitarizm ve ideolojilere karşı eleştirel duruşuyla bilinen ve Avrupa'nın felsefi kodlamalarını bireysel özgürlük çerçevesinden ele alan Milan Kundera gerek yaşamındaki siyasi dönüşümler gerekse edebi dünyasında yarattığı tarihsel yorumlamalar sebebiyle Soğuk Savaş döneminin en akılda kalıcı isimlerinden oldu. Yazarın hem ölüm yıldönümü hem de yeni yayımlanan kitabı vesilesiyle edebiyat ve düşünce dünyasında yarattığı izleri yeniden gözden geçirmek istedik. 

Roman sanatının kurallarını yeniden yarattı

Kundera'nın kuşkusuz en önemli özelliklerinden biri roman sanatında geleneksel roman kurgusunu ve karakterizasyonu reddederek, karmaşık ve çok katmanlı anlatılar yaratmasıyla başladı. Yazarın tanık olduğu ve içinden geçtiği tarihsel süreci; doğrusal bir şekilde aktarmak yerine zaman ve mekan arasında geçişler yaparak çok katmanlı bir anlatı tarzı kurması onu dil açısından ayrıksı kılan en önemli tavırlardandı. Tek bir bakış açısına veya gerçeğe bağlı kalma amacı gütmeden farklı karakterlerin bakış açıları ve deneyimleri aracılığıyla olayları ve temaları çok boyutlu bir şekilde ele alan metinleri, kendi kurduğu roman evreninin yapı taşlarındandı. Kundera roman sanatının doğuşu ve özüyle ilgili şunları söylemişti: 

“Harika bir Yahudi atasözü var: İnsan düşünür, Tanrı güler. Ben Rabelais’nin, bu atasözünden esinlenerek bir gün Tanrı’nın gülüşünü duyduğunu ve ilk büyük Avrupa romanının böyle doğduğunu hayal etmeyi seviyorum.”

Cervantes’in mirasından yola çıkarak roman tanımını ortaya koyan Kundera, çağa tanıklık etme fikrinin postmodern edebiyattaki en tartışmalı karşılıklarını ortaya koydu. Sosyalist Çekoslovakya’nın alaycı bir eleştirisi olan Şaka, en ciddi sorunları inanılmaz bir “hafiflik”le ortaya koyan Ayrılık Valsi, Çek hükümeti tarafından yurttaşlıktan çıkarılmasına neden olan ve devletin insan belleğini yok etme eğilimi üstüne ironik gözlemlerden oluşan Gülüşün ve Unutuşun Kitabı, Sovyetler’in Çekoslovakya’yı işgal günlerini de arka plana alarak anlattığı en ünlü eseri Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği Kundera romancılığının; varoluşun anlamı, özgürlük, sevgi, ölüm gibi temel felsefi sorgulamaları en ironik bir dille ele aldığı karşılıklarıydı. 

"Bir roman bir şeyleri iddia etmez, roman sorular sorar. İnsanların aptallığı, her şey için bir yanıtları olduğunu sanmalarından gelir. Don Quixote dünyayı gezerken, dünya gözlerinin önünde bir gizeme dönüştü. Bu ilk Avrupalı romanın, tüm dünya roman tarihine bıraktığı özel bir mirastır. Yazar, okuyucusuna dünyayı bir soru olarak görmesini öğretir. Bu tavır bilgelik ve hoşgörü içerir." 

Bu sözlerin sahibi Kundera'nın roman sanatına bıraktığı izlek, postmodernizmin getirdiği yenilikçi yaklaşımların da rüzgarıyla çağından bugüne ulaşmayı başardı. 

İroni, dünyanın saçmalığına karşı bulduğu oyundu

Kundera romancılığının en dikkat çeken unsuru ise şüphesiz en ciddi konulara bile getirdiği mizahi bakış açısıydı. Kundera'nın belki de göbek adıydı ironi. Mizahi abartının doruğa ulaştığı Şaka romanı tüm 68'lilerin elinde dolaşırken, çağdaşı Kosinsky ile beraber Prag Baharı'na tanıklık etmiş çocuklar olarak otoriter rejimlerin işlemeyeceğini dünya kamuoyunun gözleri önüne serdiler. 

Bulgakov'un açtığı mizahi izleğe benzer bir temada iz süren Kundera romanlarının otoriter rejimlere karşı koyabildiği yegâne itiraz ironi dilinde kendine oyun alanı kurmuştu. 

“İyimserlik, insanlığın afyonudur! Sağlıklı ruh, hıyarlıktan başka bir şey değil. Yaşasın Troçki!” yazan karakterin şaka amaçlı karaladığı küçük bir notun; toplumdan dışlanmasına yol açtığı Şaka romanı yasaklandığı gibi çok garip bir şekilde yazarın da vatandaşlıktan çıkarılma yollarına taş döşeyecekti. Bu ve buna benzer şekilde kendi çizdiği roman karakterlerini anımsatacak derecede dramatik bir hayat süren Kundera'nın siyasal savruluşları tarihsel olarak hep göz önünde oldu. 

Kimileri için Soğuk Savaş döneminde Batı'dan yana tavır koyan bir propagandist, kimilerine göreyse özgürlük sorunlarını bireysel bir bakışla ele alan bir liberteryendi

Komünist bir rejimde doğup büyümüş olmasına ve ilk gençliğinde Çekoslovakya Komünist Partisi'ne üye olmasına rağmen 1968'de Sovyet tanklarının Prag'a girdiği o bahar onda ve üretimlerinde büyük kırılma yarattı. Tarihe Prag Baharı olarak geçen Sovyetler Birliği’nin Çekoslovakya’yı işgali tüm dünya kamuoyunu sarsarken Kundera’yı da çoğu yurttaşı gibi Batı’ya göçe zorladı. 1975’ten itibaren Fransa vatandaşlığına geçen Kundera, eserlerinin birçoğu Fransızcaya çevrildikten sonra dünya çapında büyük bir üne kavuştu ve sayısız ödülle mükafatlandırıldı.

Kundera olmanın dayanılmaz hafifliği

20. yüzyılın en önemli edebiyatçılarından biri olarak kabul edilse de, Kundera da eserleri ve siyasi görüşleri nedeniyle birçok eleştiriye maruz kaldı. Özellikle Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği romanı, 1968 Prag Baharı'nı ve Sovyet işgalini tasvir etme biçimi nedeniyle özellikle sosyalistler tarafından yoğun bir şekilde eleştirildi ve bir propaganda malzemesi olarak kullanıldığı öne sürüldü. 

Dolaylı olarak doğu bloku ve Varşova Paktı’nın dünya kamuoyu önünde tenkit edildiği bu romanda bazı eleştirmenler Kundera'nın olayları doğru şekilde yansıtmadığını ve Çek halkının yaşadığı travmayı küçümsediğini savundular. "Kundera'nın romanları, varoluşsal kaygıların maskesi altında siyasi tepkisizliği savunuyor." diyen Slavoj Zizek yazarın Şaka romanından sonra düşüşe geçtiğini ve ondan sonra bir daha nitelikli eser veremediğini ileri sürdü. 

Kundera'nın romanlarındaki bazı kadın karakterlerin tasviri de eleştiri konusu olageldi. Edebiyat eleştirmenleri tarafından, Kundera'nın kadın karakterleri klişe ve yüzeysel olarak betimlediğini ve onlara gerçek bir ses vermediğini öne süren kimi yazarlar Kundera'nın eserlerinde, sadakatsizlik, ihanet ve aldatma gibi tartışmalı konulara etik açıdan değinilme biçimini de eleştirdiler. “Kundera'nın eserleri, entelektüel zevk ve estetik güzellik sunuyor, ancak ahlaki açıdan sığ ve duyarsız" diyen Susan Sontag bu konuda dikkat çekerken bazı eleştirmenler, Kundera'nın bu tür konuları yücelttiğini ve ahlaki değerleri zedelediğini iddia ettiler. 

Bazıları için kendini Batı’nın kucağına atmış ve bulunduğu yerden dünyanın geri kalanına tepeden bir bakış sunmuş bir propaganda yazarı bazılarına göre ise içinden geldiği totaliter rejimlere sağlam bir eleştiri getirmiş bir düşünür olarak tarihe geçen Kundera, hiç kuşkusuz hem mensubu olduğu 20. yüzyılı hem de geçmişe bakarak hatalardan ders çıkaran milenyumu etkiledi. 

Siyasi görüşlerini savunurken, eserlerindeki karakterlerin ve olayların kurgusal olduğunu ve gerçek bir tarihsel yorum olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan ve roman sanatını romanın içinde tartışmaya kapatan yazar “Büyük romanlar daima yazarlarından biraz daha zekidir” diyerek yine ironisini konuşturmuştu. Sağlığında da ölümünden de sonra da tüm dünyadaki sosyo-politik olayların ve üzerine dram düşen insanalrın var olacağını düşünürsek Kundera ve eserleri her zaman konuşulmaya ve tartışılmaya devam edecek.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto GünsonuAposto Günsonu

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

📬 Ara karar, çeyrek final

Sinan Ateş davasında ara karar açıklandı, 10 sanık tahliye edildi. EURO 2024'te Merih Demiral'a verilen cezanın gölgesindeki çeyrek finaller bu akşam 19.00'da İspanya ile Almanya arasında oynanacak maç ile başlıyor.

05 Tem 2024

Kölnische Rundschau

YAZARLAR

Uğur Ugan

Editör ve içerik üreticisi. Gazetecilik eğitiminin ardından habercilik ile başlayan profesyonel kariyeri görsel, işitsel ve dijital medyada editörlük, kültür-sanat muhabirliği, web editörlüğü ile devam etti. Ayrıca kültür-sanat organizasyonları, yayıncılık dünyası, üniversitelerarası işbirliği, doğa, iklim ve çevre temalı etkinliklere basın danışmanlığı ve proje yöneticiliği yapıyor.

Aposto Kitap

Kitap incelemeleri, edebiyat haberleri, editörden okuma önerileri.

İLGİLİ OKUMALAR