

Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle yayınlanmaktadır. BMWi sürdürülebilir mobilite için kapsamlı çözümler sunar .
Daha fazlasını öğren →
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
Dünya dolu dizgin bir uçuruma doğru giderken biz hala kavramları tartışıyoruz. Nereye doğru gittiğimiz rahatça anlaşılmasın diye de bu anlamların içi boşaltılıyor, başka şeylerle dolduruluyor ya da içi doldurulamayacak kadar saçma kavramlar ortaya atılıyor. Aslında bizim açımızdan önemli bir tek kavram var: İnsanlığın kendisine ve yeryüzündeki yaşama zarar vermeden varlığını uzun vadede huzurlu ve sağlıklı bir biçimde devam ettirebilmesi.
İsterseniz bu kavrama sürdürülebilirlik diyebiliriz. Sürdürülebilirliğin içinde biz varız, gelecek nesiller var, diğer canlılar var ve doğanın bize sağladığı kaynaklar var. Bunların tamamını bir dengede tutmaya sürdürülebilirlik adını veriyoruz. Biz dediğimizde bunun içine ekonomi de giriyor, toplumsal cinsiyet eşitliği de giriyor, adalet de giriyor, üretim de giriyor, tüketim de. Huzurlu ve sağlıklı bir toplum olabilmek için doğaya ve kaynaklara dikkat etmemiz gerektiği kadar kendi aramızdaki ilişkilere de dikkat etmek zorundayız.
Bu kavramın yakınındaki sürdürülebilir kalkınmaya geçtiğimiz zaman, ekonomi biraz daha ağır basmaya başlıyor. Büyüyen insan nüfusunun aynı zamanda da ekonomik refahının artmasını öne çıkartıyoruz. Ancak ne yazık ki konuya böyle yaklaştığımızda çözülmesi oldukça zor bir paradoks çıkıyor karşımıza. Yeryüzü kapalı bir sistem ve kaynakları da sınırlı. Bu kapalı sistem içerisinde bir yandan nüfusu artırırken diğer yandan da bu nüfusun ihtiyaç duyacağı şeyleri sonsuza kadar sağlamanın imkanı bulunmuyor. Dolayısıyla sürdürülebilir kalkınmaya ekonomik ağırlıklı baktığımızda, bu kavram pek de sürdürülebilir değil. Ayrıca, bu kavram merkeze bugünü ve bizi koyuyor. Gelecek nesiller ve diğer canlılar hep ikinci planda durmak zorunda. Önce bizim ekonomik refahımız, sonra gelecek nesilleri ve diğer canlıları düşünürüz, eğer onlara yer kalırsa.
Aslında sürdürülebilir kalkınma biraz da bizim ürettiğimiz bir kavram. Bu kavramı İngilizceden tercüme edecek olursak karşılığı daha çok “sürdürülebilir gelişme” oluyor. Sürdürülebilir gelişme dediğimiz zaman ise ekonomi birden öncelikli konumunu yitiriyor. Daha az kazanıp, daha az şeye sahip olup, daha huzurlu ve daha sağlıklı yaşamak sürdürülebilir gelişme ile mümkün, ama sürdürülebilir kalkınma burada bizim yanımızda değil karşımızda duruyor. Kalkınma dediğimiz zaman gayri safi yurtiçi hasılanın her sene nüfus artış oranının üzerinde artması gerekiyor ki kalkınıyor olabilelim. Bu arada daha huzurlu ve sağlıklı mıyız? Orası meçhul ve önemli de değil. Önemli olan daha fazla kazanıp daha çok şeye sahip olmamız.
Tüm bunların arasına bir de döngüsel ekonomi sıkıştırdık mı kavram kargaşamız bir kat daha genişlemiş oluyor. Döngüsel ekonomi de aynı sürdürülebilir kalkınma gibi ekonomi ailesinin bir ferdi gibi duruyor hemen. Adında bile ekonomi var. O zaman bu kavram da para ile alakalı bir şey içermeli. Aslında değil. Bu kavrama döngüsel ekonomi diyeceğimiz yerde döngüsel yaşam biçimi desek ya da kısaca döngüsellik, içini doldurmak biraz daha kolay olabilir. Döngüselliği kabaca bundan 50 sene önceki nesillerin yaşam biçimi olarak tanımlayabiliriz. Elbette konu bu kadar basit değil, ama başlangıç olarak geriye dönüp 1972’de insanların nasıl bir yaşam sürdüklerine bakacak olursak neler yapmamız gerektiği de ortaya çıkmaya başlar. En önemlisi, az şeyle yaşıyorduk ama daha mutluyduk. İçecek şişelerini bakkal amcaya verip depozitosuyla şeker alıyorduk. Giydiğimiz kazak küçüldüğünde ya küçük kardeşe ya da bir akrabanın çocuğuna transfer oluyordu. Evde yemek günlük pişiyordu ve bozulduğu için çöpe dökülmesine sıkça rastlanmıyordu. Ağızımızı musluğa dayayıp su içiyorduk. Radyo bozulduğunda tamirciye götürüyorduk. Evdeki insanlar sökük dikebiliyorlardı ve temiz ama söküğü dikilmiş giysi giymek garip karşılanmıyordu. Yoğurdu çokça kapıdan geçen yoğurtçudan alıyorduk. Bakkaldan yoğurt aldığımızda da o yoğurt kapları sonradan saksı olarak kullanılıyordu.
İşte döngüsellik böylesi bir yaşama geri dönmek anlamına geliyor aslında. Her şeyi olabildiğince dayanıklı üretip, olabildiğince uzun süre kullanıp, mümkünse tamir ettirip, artık kesin kullanılamayacak hale geldiğinde de başka bir amaca hizmet eder hale getirmek. Bugün buna bir de başka amaca hizmet eder hale getiremiyorsak da geri dönüştürmek eklendi. Ama ana fikir aynı. Ne yazık ki bu yapı ekonominin pek de hoşuna gitmiyor çünkü son elli yılda gelişen sistemlerde tamircilere ya da terzilere yer yok. O zaman da kullandıktan sonra hemen geri dönüşüme gönderme şekline dönüşüyor. Buna da sıfır atık diyoruz. Oysa sıfır atığın adı üzerinde, sıfır atık, yani hiçbir şeyi atmayacağız, olabildiğince uzun süre kullanacağız, yapacak bir şey kalmadığında geri dönüşüme gidecek. Ama tüm bu çaba zor iş. Hatta kullanma kısmını da geçin, biz ürünlerin ambalajını geri dönüşüme yollayarak döngüsel ekonomiye katkı sağladığımızı ve sıfır atıklı yaşadığımızı düşünelim. İşte bugün bulunduğumuz nokta bu.
Gerçekten değişmek istemiyoruz aslında. Gerçekten değişmek zor iş. Daha kolayı “mış” gibi yapmak. “Mış” gibi yaptığımızda gelecek nesillerin kaynaklarını tüketiyormuşuz, diğer canlılar yok oluyormuş, sürdürülebilir değilmiş, umurumuzda değil. O nedenle de bu kavram kargaşası işimize geliyor. Bu karanlığın içinde yolumuzu açıkça görebilecek olsak, çocuklarımızın yüzüne bakamaz hale gelebiliriz çünkü onlar bizim sahip olduğumuz imkanlara sahip bir dünyada yaşayamayacaklar. Bunu biliyoruz ama bilmemezlikten geliyoruz, ne yazık ki.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Dünyahali
Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ OKUMALAR
Warner Bros. Discovery Pazarlama Direktörü Beste Toksoy Balcı ile Röportaj
01 Tem 2026








