

Türkiye’nin hızlı ve güvenilir kripto para borsası: FTX TR Kripto ekosisteminin yakından tanıdığı ve sektörün kurtarıcısı olarak gördüğü bir ismin, dünyanın en büyük üçüncü kripto para borsası FTX’in sahibi Sam Bankman-Fried’ın (SBF) Kasım 2021’de bir “merhaba” mesajıyla müjdesini verdiği FTX TR , Türkiye’nin en hızlı ve güvenilir kripto para borsası mottosuyla büyümeyi sürdürüyor. FTX TR’de neler var? FTX’in Türkiye yatırımı ve Avrupa ve Ortadoğu'daki en güçlü uzantısı olan FTX TR, aşağıdaki özellikleriyle dikkat çekiyor: 7/24 ücretsiz Türk Lirası çekme olanağı Hızlı ve güvenilir kripto para alım satımı Bitcoin’den Avalanche’a, Ethereum’dan Dogecoin’e, listelemelerle genişleyen k apsamlı yatırım portföyü En düşük komisyon oranları Milyon TL değerinde ödül havuzları Tüm işlemlerde FTX altyapısı güvencesi ve son teknolojiler Türkiye'de yerleşik, yasal muhatap FTX Global ve FTX TR arasında tamamen ücretsiz işlemler FTX alt hesaplarında, ana hesaptan bağımsız işlem yapma olanağı FTX stake ile ERC-20 çekimlerinde stake miktarına göre ücretsiz işlem şansı FTX TR’de kripto para yatırımlarına başlamak için App Store ve Google Play ’de yer alan uygulamalarını indirerek veya internet sitesini ziyaret ederek dakikalar içinde hesap oluşturulabiliyor. " FTXusers " referans kodunu kullanan Aposto okurları , %10 indirimli işlemlerden faydalanabiliyor . SBF ve FTX: Etkili fedakârlık ( effective altruism ) hareketinin temsilcilerinden olan SBF’nin iyilikseverliği, FTX’in stratejisini de belirliyor. Hayır kuruluşlarına 10 milyon dolar bağışlayan FTX, işlem ücretlerinin %1'iyle iklim değişikliğiyle mücadeleye ve etkili fedakârlık hareketine fon sağlıyor.
Daha fazlasını öğren →
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Türkiye ekonomisi, TCMB’nin 2021 yılı Eylül ayında politika faizini 100 baz puan düşürmesiyle başlayan düşük faiz – yüksek kur politikasıyla tarihinin en büyük krizlerinden birini yaşıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Türkiye Ekonomi Modeli” olarak tanıttığı bu strateji ile birlikte TL’nin değersizleştirilmesiyle ihracat avantajı yaratılacağı ve üretimin artırılarak istihdam oranlarının yükseleceği vaat ediliyordu. Hazine ve Maliye Bakanı Nurettin Nebati de vatandaşlardan 6 ay süre istemiş ve bu sürecin sonunda “bambaşka bir noktaya gelineceğini” iddia etmişti.
Bugün gelinen noktada ise dış ticaret açığının bir önceki yıla göre %144 oranında, cari açığın da bir önceki yılın aynı dönemine göre %127 artmasıyla Türkiye ekonomisi büyük bir krize sürüklenmiş durumda. TÜİK tarafından açıklanan %80 enflasyon oranları da orta ve alt sınıfları her geçen gün yoksullaştırıyor ve vatandaşların temel ihtiyaçlara dâhi erişimini imkânsız bir hale getiriyor. Birçok ekonomist, Türkiye ekonomisinin tarihindeki en büyük krizlerden birini yaşadığını belirtiyor. İktidar ise artan döviz ihtiyacı ve yüksek enflasyona bir çözüm bulamadığı için 2023 seçimlerine kadar ekonomiyi kısa vadede rahatlatacak geçici çözümler arıyor.
Kısa vadeli sıcak para girişi için dış politikada açılım süreçleri başlatılarak Körfez sermayesi olarak adlandırılan Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan’a ziyaretler gerçekleştiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu ziyaretlerinde çok sayıda ekonomik ve ticari anlaşma imzaladı. BAE’ye yapılan ziyaretler sonucunda, Türkiye’ye 10 milyar dolar yatırım sözü alınmıştı.
Suudi Arabistan’la yaşanan diplomatik açılım sürecinde de Veliaht Prens Muhammed bin Selman Türkiye’yi ziyaret etmiş ve medyada Suudi sermayesinin Türkiye’ye büyük yatırımlar yapacağı dile getirilmişti. Öte yandan, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından AB ve NATO üyesi ülkelerin Rusya’ya uyguladığı yaptırımlara Türkiye katılmadı ve işgalin başlangıcından beri iki ülke arasında bir denge siyaseti yürüterek arabuluculuk rolü üstlenmeye çalıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptırımlara katılmayarak Rusya ile yakın ilişkilerini sürdürmesindeki temel amaçlardan birinin, Batılı ülkelerden çıkan Rus sermayesini Türkiye’ye çekmek ve Türkiye'yi yaptırımlarla köşeye sıkışan Rusya için Batıya açılan bir ticaret kapısı hâline getirmek olduğu öngörülüyor. Nitekim, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 5 Ağustos’ta Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le yaptığı görüşmede de iki ülke arasındaki ticaret hacminin 100 milyar dolara çıkarılması, doğal gaz ödemelerinin bir kısmının ruble cinsinden yapılması ve Rus kredi kartı sistemi Mir’in Türkiye’de de aktif hâle getirilmesi kararları alındı.
TCMB rezervlerindeki artışın sebebi kayıt dışı finansman
İktidarın düşük faiz – yüksek kur politikası nedeniyle döviz kurlarındaki artışın kontrolden çıkması, TCMB rezervlerinin döviz kurunu baskılamak için harcanmasını da beraberinde getirdi. Dolar/TL kurunun belirli bir seviyede tutulması için harcanan Merkez Bankası rezervleri ihracattan elde edilen dövizle kapatılamadığı için dış kaynak bulunması iktidarın elinde kalan tek seçenek durumunda. Son dönemde TCMB rezervlerinde yaşanan olağanın dışındaki yükselişler de Türkiye’ye aktarılan kayıt dışı paraların gündeme gelmesine neden oldu. Eski TCMB Başekonomisti Prof. Dr. Hakan Kara, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, “Cari açık patlıyor, kayıtlı sermaye girişi yok, buna rağmen döviz rezervleri neden tükenmiyor? Çünkü kayıt dışı finansman girişi tarihin zirvesinde” diyerek son dönemde Türkiye’ye giren kayıt dışı finansmana dikkat çekti. Finansmanın kaynağına dair resmî bir bilgi olmamasına karşın son dönemde medyada yer alan bazı haberler, söz konusu paranın Rusya ve Körfez ülkelerinden gelme ihtimaline dikkat çekiyor. Erdoğan’ın 5 Ağustos’ta Putin ile yaptığı görüşme sonrasında, yapımı devam eden Akkuyu Nükleer Santrali için Rus enerji şirketi Rosatom’un vaat ettiği 15 milyar dolarlık finansmanın 5 milyarının iyi niyet göstergesi olarak Türkiye’ye aktarıldığı iddia edilmişti. Dünya Gazetesi’nde konuya ilişkin bir haberde ise şu ifadeler yer alıyor:
“Merkez Bankası haftalık verilerine göre 5 Ağustos ile biten haftada IMF tanımlı net uluslararası rezervler bir önceki haftaya göre 2 milyar 692,2 milyon dolar artarak 11 milyar 810,6 milyon dolara yükseldi. 8 Temmuz haftasında 6 milyar dolar ile 20 yılın en düşük seviyesine gerileyen net uluslararası rezervler son iki haftadır ise daha hızlı bir artış gösteriyor. Hem Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan hem de Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, Rusya başta olmak üzere ülkeye sermaye hareketleri yaşandığını ve bunun verilerde görüleceğini dile getirmişti. Son iki haftada net uluslararası rezervlerde artış ise 5.1 milyar dolar oldu.”
Geçtiğimiz günlerde Middle East Eye gazetesinde Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan bir bürokratın açıklamalarına dayandırılarak hazırlanan bir haberde, Suudi Arabistan’ın Türkiye’ye 20 milyar dolar yatırım yapacağı iddia edildi. Söz konusu haberde, ilk etapta Türkiye’ye 10 milyar dolar finansman gönderileceği belirtiliyor. Öte yandan, BAE’li bir enerji şirketi olan International Holding Company’nin (IHC), iktidara yakınlığıyla bilinen Kalyon Enerji’nin %50 hissesini 490 milyon dolara satın aldığı açıklandı. Bir hafta içerisinde hem BAE hem de Rus sermayesinin Türkiye’ye girmesi, TCMB rezervlerindeki kayıt dışı artış ve Suudi Arabistan’dan 20 milyar dolar geleceği haberleri, Türkiye’deki ekonomik krizin kısa vadede kontrol altına alınabilmesi için iktidarın çeşitli dış politika hamleleriyle kayıt dışı finansman aradığı iddialarını güçlendirdi.
IMF iddiaları
Geçtiğimiz günlerde İYİ Parti Ekonomi Politikaları Başkanı Bilge Yılmaz, Türkiye'nin IMF’den 6,5 milyar dolar borç aldığını iddia etmiş ve Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati de iddialara ilişkin "IMF ile bu konuda bir anlaşma imzalanmamış ya da program ilişkisine girilmemiştir" açıklamasında bulunmuştu.
İktidarın ekonomik krizi dizginleyecek finansman bulabilmek için yaklaşık 10 yıldır diplomatik kriz içerisinde olduğu Körfez ülkeleriyle tekrar yakınlaşmasına rağmen neden IMF’ten yardım istenmediği sorusu kamuoyunda tartışmalara neden oluyor. IMF’nin verdiği kredilerin hangi alanlarda kullanıldığı sıkı bir şekilde denetlediği, verilecek borç karşılığında demokratik siyasi reformların talep edildiği ancak Rusya ve Körfez ülkelerinden kayıt dışı bir şekilde gelen dış kaynağın herhangi bir denetime tabi olmadığı göz önünde bulundurulduğunda, içerisinde bulunduğumuz siyasi ve ekonomik koşullarda IMF ile anlaşmanın AK Parti için pek de makul olmadığı görünüyor. Öte yandan, önceki iktidarları IMF’den borç aldığı için eleştiren ve Türkiye’yi IMF’ye borç veren bir ülke konumuna getirdiğini iddia eden Cumhurbaşkanı Erdoğan için tekrar IMF’den yardım istemek siyaseten büyük bir başarısızlık olarak görünecektir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Günaydın. Cari açıkta son 15 ayın zirvesi kaydedildi. İsveç, "dolandırıcılıkla" suçlanan kişinin Türkiye'ye iadesine olumlu yanıt verdi. Ukrayna'da bulunan Zaporijya NGS nükleer santralinin yakınlarında yeniden patlama meydana geldi.
12 Ağu 2022

YAZARLAR

Abdullah Esin
Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü mezunudur. Dış politika, diplomasi ve politik ekonomi alanlarında araştırmalar yapmaktadır.

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR



