Kayıtsız işçilerin yurdu Unkapanı'ndan abluka altında meydanlara: İstanbul'dan 1 Mayıs manzaraları

Türkiye’de işçi ve bayram kelimeleri biraraya geldiğinde 1977’den bu yana ilk akla gelenlerden biri: Taksim. Ama bu yıl işçi bayramının nerede kutlanacağı kadar önemli bir sorunumuz daha var: Türkiye’de işçiler ne durumda? Güvencesiz işçilerin yurdu Unkapanı'ndan 1 Mayıs'ta yürüye yürüye işlerine gitmeye çalışan emekçilere, kapatılan Taksim'den ulaşılamayan Kadıköy'e, Türkiye'nin 1 Mayıs'ı kutlama azmi...
Kayıtsız işçilerin yurdu Unkapanı'ndan abluka altında meydanlara: İstanbul'dan 1 Mayıs manzaraları

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

Türkiye’de işçi ve bayram kelimeleri biraraya geldiğinde 1977’den bu yana hatırlanan ilk şeylerden biri: Taksim. Ama bu yıl işçi bayramının nerede kutlanacağı kadar önemli bir sorunumuz daha var: Türkiye’de işçiler ne durumda? Sosyal güvencenin azaldığı, sağlıksız koşulların arttığı ve sertleştiği, çocuk işçiliğinin yaygınlaştığı, "Kaza değil cinayet" sözünün dilimize yerleştiği bu zamanın acı bilançosunu, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi çıkardı. İSİG raporlarına göre, 2024 yılında 1.894, Mart 2025’te 145 işçi hayatını kaybetti. 

1 Mayıs rutinleri bellidir, bir hafta öncesinden İstanbul’un her yanına sirayet eden kapanma hâli, bir-iki gün evvelden başlayan gözaltılar, 1 Mayıs sabahı bir of çekip kim bilir kaçıncı kez “Bir bayramı kutlamak bu kadar zor olmamalı” diye sitem etmek. Bu zorluklara bu yıl bir yenisi eklendi: Soğuk ve yağışlı hava.

Ne kadar yasaklanırsa yasaklansın, İşçi Bayramı aslında tarihi itibarıyla bayram olmaya en yakın gündür. Muhakkak biraz daha ince giyinilir, baharın yavaş yavaş yaza döndüğü görülür ve zorlu maratona bu coşkuyla hazırlanılır. Ancak 2025 1 Mayıs’ında alana gelenleri ne pankartlar ne 100 liraya satılan naylon poşetten hallice yağmurluklar ne bir anda ortalığı kaplayan şemsiyeler koruyabildi; herkes iliklerine kadar ıslandı. Nihayet polislere “TOMA’ya ihtiyaç yok, biz kendiliğimizden ıslandık” diye laf atmaya kadar gitti iş.

Fakat bu durum alanda şu konuşmaya da yol açtı: Ya fabrikalarda, grevlerde, madenlerde, merdiven altı atölyelerde çalışanlar ne yapsın?

İstihdam hayal olurken

21 Nisan 1856’de Avustralya’nın Victoria eyaletindeki işçilerin “8 saatlik işgünü” taleplerini duyurmak için iş bırakmalarının üzerinden 169 yıl geçti. Bugün Türkiye’de, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2024 dördüncü çeyrek Hanehalkı İşgücü Araştırması’na göre, resmî istihdam oranı %49,6 iken kayıtlı ve tam zamanlı istihdam oranı %34,0. Her 5 kadından yalnızca 1’i kayıtlı ve tam zamanlı istihdamda ve geniş tanımlı genç kadın işsizliği %46,7.

TÜİK raporuna DİSK itiraz ediyor

“Geniş tanımlı işsizlik ile dar tanımlı işsizlik arasındaki makas açılıyor. Geniş tanımlı işsizlik, işsizliğin yoğun yaşandığı salgın günlerine geri döndü. Geniş tanımlı işsizlik oranı Ocak 2021 tarihinden bu yana en yüksek oranına ulaştı. Ocak 2021’de yüzde 29 olan işsizlik oranı Kasım ve Aralık 2024’te salgın günlerindeki işsizlik oranına yaklaşarak yüzde 28,2’ye ulaştı.

TÜİK tarafından yayımlanan Hanehalkı İşgücü Araştırması verilerine göre Aralık 2024’te geniş tanımlı işsizlikte (âtıl işgücü) artış devam etti. Geniş tanımlı işsiz sayısı son bir yılda 1 milyon 782 bin kişi arttı. Geniş tanımlı işsiz sayısındaki artışın sebebi zamana bağlı eksik istihdam ve ümitsiz işsizler ile iş aramayıp çalışmaya hazır olanları, iş arayan ancak hemen çalışmaya başlayamayacak olanları kapsayan potansiyel işgücü sayısındaki artıştır.

TÜİK tarafından açıklanan dört ayrı işsizlik türünde de kadın işsizliği erkek işsizliğinden oldukça yüksek seyrediyor. Aralık 2024’te mevsim etkisinden arındırılmış dar tanımlı işsizlik oranı erkeklerde yüzde 6,9 iken kadınlarda yüzde 11,4 olarak gerçekleşti. Geniş tanımlı işsizlik (âtıl işgücü) erkeklerde yüzde 22,8 kadınlarda ise yüzde 37,2 olarak hesaplandı. Geniş tanımlı kadın işsizliği ile geniş tanımlı erkek işsizliği arasındaki fark 14,4 puandır.”

İstihdam cephesinde bunlar yaşanırken, işçi ölümleri ve kazalarındaki karnemiz de düzelmiyor. 1 Mayıs sabahı, Kayseri Pınarbaşı’nda göçük altında kalan iki işçinin kurtarılması çalışmaları sürüyordu. 10 Nisan 2025’te Ankara Beypazarı’nda Kömür İşletmeleri A.Ş.’ye ait Çayırhan Hırkatepe ocağındaki patlamada 29 işçiden 13’ü yaralanmıştı. 

Çocuk işçiler de madalyonun diğer bir yüzü. Eğitim-İş "Türkiye’de Artan Çocuk İşçiliği" raporuna göre, MESEM’e (Mesleki Eğitim Merkezi) kayıtlı çocuk işçi sayısı 500 bin 962. Çocuk işçi sayısı 869 bin. Toplamda 1 milyon 372 bin çocuğun sistem içinde olduğu tahmin ediliyor.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin Nisan ayının ilk iki haftasından paylaştığı vakalara bakalım bir de: 

  • Niğde Bor Karma ve Deri İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nde geri dönüşüm fabrikasında çalışan 14 yaşındaki Abdurrahman Özkul, kolunun makineye sıkışması sonucu yaşamını yitirdi. 
  • Suriyeli göçmen 14 yaşındaki Yusuf Mısri, Konya’nın Beyşehir ilçesinde kuyu açma işinde çalışırken sondaj makinesi borusu yerinden çıktı. Mısri, borudaki halat kancasının başına çarpmasıyla yaşamını yitirdi. 
  • Kayseri Sarıoğlu’nda kum ocağında çalışan Mehmet Özarslan (17) iş makinesinin bakımını yaparken Kızılırmak Nehri’ne düştü. Özarslan’ın cansız bedenine 26 saat sonra ulaşıldı. 
  • Şırnak’tan çalışmak için Antalya’ya giden Yakup Taşar, 17 yaşındaydı. İşyerinde intihar etti. 
  • Antep’te 16 yaşındaki Halil Kırpaç da elini makineye kaptırması sonucu üç parmağını kaybetti.

İşte 1 Mayıs 2025’e bu tablo hâkimdi.  

Taksim’e de gidemezsin Kadıköy’e de

Türkiye siyasi literatüründe artık Taksim, yarattığı anksiyeteyle özel bir yeri hak ediyor. Zincirlikuyu’dan başlayarak kademe kademe kapatılan Avrupa Yakası’nda eğer uçan bir kuş değilseniz Taksim’e geçmek imkanı yoktu. Ayrıca “Ben Kadıköy’e ya da Kartal’a 1 Mayıs kutlamaya gideceğim” diyenler için de seçenekler çok sınırlıydı.

Üstelik hava 11 derece görünse de hissedilen 6 dereceydi. 2024’te hava 17, 2023’te 19 dereceymiş. Fikri takip olsun, yazalım. Geçen seneden edindiğim deneyimle yine Fatih’e kırdım rotamı. En azından yürüyerek Karaköy’e geçme ve Taksim’i uzaktan görme ihtimali var. Bu yıl kutlamalar için adres Saraçhane olmadığından, otobüs Edirnekapı’ya değil, Fevzipaşa Caddesi’ne kadar ulaştı.

Eskiden 1 Mayıs ve Fatih pek yan yana gelmezdi. 2012’de Fatih Cami’nden yürüyüşe geçip “Abdestli kapitalizme hayır” pankartı açan Antikapitalist Müslümanları saymazsak... Son yıllarda Saraçhane, İstanbul’un hareketli yerlerinden olunca, burası da kapatılmadan nasibini almıştı. Ancak geçen yılki gibi Bozdoğan Kemeri’nde etten duvar yoktu. Sakin, mesafeli ama kararlı bir kapatma.

Sabahın ilk saatlerinde yolumu güvencesiz işçilerin yurdu Unkapanı’na çevirdim. Yollar kapalı, dolayısıyla yalnızca 1 Mayıs’ı kutlamak isteyen işçiler değil, kutlamaya hakkı olmayan işçiler de bir yere varamıyor. Hâliyle Unkapanı boştu. Ancak uzun zamandır lağım temizlemek gibi en kötü işler için aranan işçilere yuva olan Vefa’nın emekçileri çoktan çalışmaya başlamıştı. 

  • Kentsel dönüşüm mü yoksa açık bir yağma sistemi mi belli olmayan Vefa’da uzun zamandır işler karışık. Vefa’nın Katarlılara satıldığını iddiasını dile getiren İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, 19 Mart’tan bu yana tutuklu.

Süleymaniye Külliyesi’nin hemen altına denk gelen yıkımlarla beraber daha önce de işçilerin yaşadığı yerler iyice harabeye döndü. Burada kağıt ve metal toplayıcıların yanında insaniyetten uzak bütün işlere “yarayan” işçiler bulunuyor. Sabah 5’den itibaren metal kutu ezen Veysel ve Sefer de onlardan. 

İşçiliği kayıt altına girmeyenler 

Veysel “Şuradan in istersen, korkma” diye laf atıyor bana. “Yok ya niye korkayım, gündüz gözüyle yürüyorum işte” diyorum ama ortam gün ışığına da güvenilecek gibi değil, ikimiz de biliyoruz. “Şuradan in” diye gösterdiği Küçükpazar’a giden yokuş. Sefer daha küçük, taş çatlasın 20 yaşında. “Abla bugün buraya turist de gelmez” diye ekliyor. 

“Ben turist değilim, 1 Mayıs’a gidiyorum, onu yazacağım” diyorum. Veysel gülüyor ve anlatıyor:

“İşçilik denilince bizi yazmanız gerekir. Burada her gün binlerce kutu eziyoruz, kağıt paketliyoruz, çöpleri ayrıştırıyoruz. İstanbul’un karıncası gibiyiz, kimse görmeden pisliği biz çekiyoruz ortadan.”

Bana yol gösteriyorlar, kendileri korkmuyorlar mı? Bu soruya Sefer cevap veriyor:

“Senenin iki haftası memlekete gidiyorum, her döndüğümde burası bana daha ürpertici geliyor. Bizim durumumuz yine iyi ama tabii ki çok kötü içinde iyi. Afgan işçiler var mesela, onlarınkisi en en kötüsü. Tam artık rezillik ama adam da buradan Avrupa’ya giderim diyor, para gönderirim diyor, katlanıyor. Ben yine katlanamazdım, onlar katlanıyor.”


Bir çukur gösteriyor eliyle. Yıkılmış bir binanın bodrum katı gibi bir yer. Tam anlaşılmıyor dışarıdan bakınca. Kapısına çullar, çaputlar. “Burada bile yaşayan var” diyor:

“Küçükpazar’ın bekar odalarında yaşamak da çok pahalı artık. Eskiden iş hanları vardı, onlar pahalandı. Atölyelerde şilte atıp yatanlar var ama sayıları azaldı. Tuvalet sorunları vardı zaten. Hamam da kalmadı, gidemiyorlar. O yüzden burada uyuz da olur, bit de olur, her türlü pislik var. Biz çalıştığımız insanlara dikkat ediyoruz. Tekstil atölyeleri de ediyor çünkü onların işi de kumaş. Kumaşa bir şey bulaştı mı uğraşamazlar. Burada kiminin bir günlük yevmiyesi 100 lira, kaldığı yer aylık 20 bin. Biz Tarlabaşı’nda kalıyoruz.” 

Peki ne kadar kazanıyorlar? Sefer’inki değişiyormuş ama Veysel’inki “Bazen 30 bazen 40.” Veysel’in ailesi, yazın fındık ve çay toplamaya gidiyormuş. Bu yıl hepsi güçlerini birleştirip bir şehre yerleşmek niyetindeler ama bu şehir İstanbul değil:

“Aydın olur, Muğla olur. Belki Antalya olur. Hem tarım hem turizm olan bir şehir olması lazım. Biz tarımda da çalışırız, turizmin pisliğini de kaldırırız.” 

Pislikten kastı şişe, kağıt, metal kutu. İn cin top oynayan, izbeliğin tekinsizleştirdiği sokakta bana da hakiki bir kaygı geliyor. Onları işlerine emanet edip, Küçükpazar’a iniyorum. Küçükpazar son yıllarda belli belirsiz bir soylulaştırmadan geçiyor gibi. Eminönü’nün biraz bu tarafa taşması, yeni mekanlara ihtiyaç duyulması ya da dümdüz rant olabilir. Ama yeni nesil kahvecilerin, ışıltılı lokumcuların sınırıyla bekar odalarının sınırı giderek yakınlaştı.

Burada bir sürü insan, tabiri caizse “Ortadoğu ve Balkanlar” üzerinden aşarak işine yetişme derdinde. Bir çay içmek için mola verdiğimde matbaa işiyle uğraşan Can Bey de Şişli’den beri yürüdüğünü anlatıyor: 

“Maçka’dan indim, Kabataş’ta tramvay bulurum dedim, o da yokmuş, yürüdüm de yürüdüm.” 

Boş yollarda azimli emekçiler yıldız gibi parlıyor sahiden. Bu azim, kesilen yevmiye demek, azar işitmek demek, mobbing demek. Zaten Can Bey bunları anlatırken çaycı “Ben 5 buçukta çıktım yola ne olur ne olmaz, patron kızmasın” diyor, “Matbaada da kalanlar vardı gece” karşılığını alıyor. 

1 Mayıs işçinin, emekçinin dramı...

Belki de çeteler kaybedecek?

Marmaray kapalı. Kadıköy’e giden vapur yok. Ver elini Üsküdar. 

Üsküdar’a gitmek için vapura bindiğimde hava iyice sertleşeceğinin alametlerini gösteriyor ama 1 Mayıs’ta yağmur ihtimali biraz uzak geliyor bana hâlâ. Vapurda eyleme gidenler, giderken gitarını götürenler, tatili bahane edip kendini karşıya atanlar birarada. 

Burada oyalanmadan Kadıköy’e geçmek için Marmaray’a biniyorum ve Söğütlüçeşme durağında bardaktan boşanırcasına yağan yağmur karşılıyor beni.

Açıkçası, bu ülkedeki 1 Mayıs kutlama azmi yadsınamaz. Pankartların altına sığınıp yerini kaptırmayanlar, yağmur altında ıslanırken “Peki evsizler, yoksullar, zor koşullar altında çalışan işçiler ne yapıyor?” sorusunu soranlar, alanda 100 liraya satılan yağmurluklardan arkadaşlarına ısmarlayanlar ya da dümdüz ıslanmayı tercih edenler... İstanbul’un dört bir yanındaki öğrencilere, Şişli’ye, Mecidiyeköy’deki gözaltılara selam gönderenler.


“Katlettiğiniz işçiler kimsesiz değil” dövizleri ellerde geziyor. CHP Urfa Milletvekili Mahmut Tanal, Mecidiyeköy’de gözaltına alınanlara engel olmak için otobüslerin kapısını tutuyormuş, haberi geliyor. Kadıköy’deki insanlar da “Yağmur altında duramadılar” dedirtmemek için şarkılarla ısınıyor. “Türkiye’de bir hararet dolaşıyor” yazan bir pankart görüyorum. Bir hararet olduğu kesin. “Hak, hukuk, adalet” inatla ve ısrarla tekrarlanıyor. 

12 yaşında çocuklar da alanda, bastonla gelenler de. Başına geçirdiği poşetle yürüyen Bilgen Hanım mesela, 70 yaşında, “Öğrenciler tutukluyken evde mi oturalım, işçilerimize çocuklarımıza sahip çıkacağız elbette. Kim bilir belki de çeteler kaybedecek” diyor.

Bu yıl daha yoksuluz, daha işsiziz, daha güvencesiziz. Mutsuzluksa, daha mutsuzuz. Ben demiyorum, araştırmalar diyor:

“TÜİK’in ‘Yaşam Memnuniyeti Araştırması 2024’e göre 2023’te yüzde 52,7 olan mutluluk oranı 2024’te yüzde 49,6’ya geriledi.”

Geçen sene 1 Mayıs izlenimlerini yazarken, Sarper Özcan’ın 1 Mayıs marşından ilham almıştım. MESEM’li öğrencilerle, çağrı merkezi çalışanlarıyla, market işçileriyle, artık orta sınıf olmayanlarla konuştuktan sonra, benim için bu yılın şarkısı, Cem Karaca’nın "Tamirci Çırağı" oldu. 

Sınıf bilincine aşk zaviyesinden bakan şarkının son mısraını hepimiz, ne iş yapıyor olursak olalım üzerimize alınmalıyız sanırım: İşçisin sen işçi kal, giy haydi tulumları.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

YAZARLAR

Ayça Örer

Editör ve yazar. 1998'den itibaren çeşitli dergi ve gazetelerde yazdıktan sonra 2003 yılından itibaren profesyonel gazeteciliğe geçiş yapan Örer; Kanal D, Anka Haber Ajansı, bianet, Taraf, Radikal, Ot Dergi ve Tuhaf Dergi’de röportajlar, izlenim haberler ve özel haberler hazırladı.

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR

Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

18 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

11 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

04 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine

“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.

Suha Çalkıvik

·

28 Haz 2026

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

27 Haz 2026

10 maddede bu hafta