KKTC Doğalgaz Boru Hattı: Başarıya giden yol mu?

Türkiye ile KKTC arasında imzalanan mutabakat zaptıyla iki ülkeyi denizin altından bağlayacak doğalgaz boru hattı için çalışmalar resmen başladı. Doğu Akdeniz gaz havzası sadece Kıbrıs (Rum ve Türk kesimi olması bağlamından bağımsız) için değil, Mısır ve İsrail’de dahil olmak üzere son dönemde öne çıkan, doğalgaz rezervleri açısından da oldukça önemli bir havza. Peki bu adımın getirileri ne olabilir?
KKTC Doğalgaz Boru Hattı: Başarıya giden yol mu?

Başlığı atınca yazıyı yazmak kolaylaşır derler ama genellikle iktidarın eylem ve söylemlerine eleştirel bir gözle yaklaşmaya alışık olduğumuz için bu sefer başlığı atınca biraz aklım karıştı.

  • Ama açıkça ifade etmek gerekir ki KKTC doğalgaz boru hattı kararı iktidarın, Türkiye Cumhuriyeti devleti adına son yıllarda attığı nadir doğru adımlardan biri.

Yanlış anlaşılmasın, adaya gaz götürmek, elektrik üretimini fuel oil/motorin gibi pahalı yakıtlardan kurtarmak, hem daha temiz hem de daha ucuz enerjiye sahip olmasını sağlamak ve elektrik kesintilerinden kurtarmak değil asıl başarı olan. Bu anlamda geç bile kalınmış bir adım aslında boru hattı projesi. 

  • Yıllardır deniz altından kablo hattı döşenecek, adaya Türkiye’den elektrik gidecek nutukları atılıyor ama bir türlü gerçekleşmiyordu. Bu sefer hayata geçecek bir proje olarak yaklaşıyor, en azından umut ediyoruz.

Başarılı adım dediğimiz hattın çift taraflı planlanmış olması, bunun vurgulanması ve öne çıkarılması. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, açıklamasında özellikle vurguluyor: 

“Ve bu hattı biz aynı zamanda çift yönlü, yani kuzeyden güneye ve güneyden kuzeye gazı getirecek şekilde, yani Türkiye’den adaya, adadan ülkemize ve oradan da Avrupa’ya ulaştırmak üzere bu şekilde dizayn edeceğiz.” 

Rusya-Ukrayna savaşının ve Avrupa ülkelerinin Rus gazına ambargo uygulamasının başladığı dönemde, hesapsız kitapsız bir şekilde “Türkiye’nin doğalgaz için önemli bir merkez hâline gelebileceği… Rus gazını, Kafkasya ve Orta Asya’dan gelecek gazla birlikte Avrupa’ya bizim satabileceğimiz…” üzerine hamasi yaklaşımlar sergilenmeye, ayakları yere basmayan fikirler hakkında yazılıp çizilmeye başlandı.

  • O dönemde bunun olamayacağı, en azından hamasi nutuklarda belirtildiği şekilde olamayacağı yönünde bir yazı kaleme almış ve olursa da nasıl olabileceği konusunda fikrimi yansıtmaya çalışmıştım:

“Türkiye’nin Karadeniz gazını çıkarması, Orta Asya kaynaklarından ilave gaz tedariki, orta uzun vadede Türkiye’yi Avrupa için önemli kılabilir. Bunların yanı sıra Avrupa için ana merkez olmayı hedefliyorsak Doğu Akdeniz gaz havzasında didişmenin, kavganın önüne geçip, çıkarılacak gaz için en uygun yolun Türkiye üzerinden olacağını hem kabul etmemiz hem kabul ettirmemiz gerekecektir. Uzun vadede üzerinde en çok kafa yorulması ve değerlendirilmesi gereken konu bu olsa gerek.”

KKTC doğalgaz boru hattı projesini tam da bu tespit ve yaklaşım anlamında son derece başarılı ve önemli bir adım olarak değerlendiriyorum. Umarım aynı bakış açısı ile proje desteklenerek devam ettirilir.

Doğu Akdeniz gaz havzası sadece Kıbrıs (Rum ve Türk kesimi olması bağlamından bağımsız) olarak değil, Mısır ve İsrail’de dahil olmak üzere son dönemde öne çıkan, doğalgaz rezervleri açısından oldukça önemli bir havza. Bölgenin toplam hidrokarbon değerinin 1.5 trilyon ABD doları civarında olduğu öngörülmekte.

Evet rezerv var; kullanılmaya başlanılan yataklar var; İsrail, Mısır çıkarıyor, kendileri kullanıyor; LNG’ye çevirip satmaya çalışıyorlar ama kapasite sınırlı. Oysa gazın son kullanıcıya ulaştırılması, yani satılması, yani paraya çevrilmesi gerekiyor ki iş ekonomik olsun, harcanacak paranın karşılığı alınabilsin. 

En büyük kullanıcı Avrupa. Çıkarılacak gaz en az maliyetle ne kadar kısa yoldan Avrupa’ya ulaştırılabilirse tüm taraflar kazançlı çıkacak. Kıbrıs’ın tartışmalı ve uzun yıllar daha tartışmalı kalacak siyasi yapısı gereği aslında tüm taraf ülkelerin sorunlarına çözüm olacak mevcut zenginlik orada durmaya devam ediyor.

  • İşte KKTC doğalgaz boru hattı bu anlamda son derece değerli. Türkiye başlattığı hamleyi hamaset ve iç politika malzemesi yapmaktan uzak tutabilir ve "sadece senin, sadece benim" kavgasını bitirebilirse bu boru hattı iş yapar.

Türkiye’den adaya gaz taşımak işin görünen kısmı… Asıl önemli kısım Doğu Akdeniz havzasından çıkacak gazın Türkiye’ye ve Avrupa’ya ulaştırılması ki, bu sadece Türkiye eliyle olamayacaktır. Avrupa Birliği (AB) ülkelerine, bir AB ülkesiyle çekişmeli olduğunuz sahadan gaz çıkarıp satamazsınız, almazlar. Putin gibi tek adam belasından kurtulmuşken kendilerini yine tek adam yönetimine tabi bir ülkenin ellerine teslim etmezler, kendileri de işin içinde olmalı.

KKTC boru hattı adımı gerçekten doğru bir adım ancak iç siyaset malzemesi olarak değil, ekonomik kazanç anlamında stratejik bir hamle olarak değerlendirilmeli ve atılacak diğer adımlar devlet adamı mantığıyla buna göre planlanmalı.

  • Ortak kazanç diğer alanlarda da ortaklaşmayı, birlikte hareket etmeyi getirecek, muhtemelen siyasi ve toplumsal sorunların da daha barışçıl ve çift taraflı çözümlerine kapı aralayacaktır.

Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattı

Doğrudan bu yazının konusu olmamakla birlikte, Türkiye’nin Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattı konusundaki yaklaşımı da bu süreci destekleyici bir unsur olarak karşımıza çıkmakta.

  • Temmuz 2026 sonu itibarıyla sona erecek sözleşmenin mevcut şekliyle uzatılmayacağı yönündeki Türkiye yaklaşımı doğru bir yaklaşımdır.

Hürmüz Boğazı sıkıntılarının yaşandığı ve Körfez ülkelerinin kendilerine yeni çıkış noktaları aradığı bir dönemde, mevcut hattın uzatılması, kapasitesinin artırılması, hat güzergahına doğalgaz boru hattı eklenmesi gibi yaklaşımlar Türkiye’nin enerji merkezi olması hedeflerini destekleyici ve ayaklarının yere basmasını sağlayıcı hamleler olarak görülebilir. Türkiye’nin peşinde olduğu bölgesel merkez olma hedefi ancak Körfez ülkeleri ve Doğu Akdeniz havzası bileşenleri ile birlikte hareket ederek gerçekleşebilecektir.

KKTC ve Irak hamleleri doğru hamleler doğru adımlar olmakla birlikte sadece Türkiye’nin kazanabileceği senaryolarda işe yaramayacak adımlardır.

Bu adımlar ekonomik anlamda “kazan kazan” yaklaşımını içeren siyasi hamleler ile desteklenmeli ve hatta ekonomik birlikteliklerin siyasi çözümlere de kapı aralayacağı unutulmamalı.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

YAZARLAR

Birol Oğuz

1966 Ankara doğumlu. İlk, orta ve lise eğitimimi Ankara'da, üniversite eğitimi İ.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesinde tamamladı. 1991 yılında Tekofaks A.Ş. de başladığı iş hayatını daha sonra Aselsan A.Ş. de sürdürdü. 1993-97 yılları arasında Özbekistan, 2014-17 yılları arasında Azerbaycan'da yerleşik olarak görev yaptı. 2017 yılında, Aselsan Bakü Şirketi Genel Müdürlüğü görevinden emekliye ayrılarak Antalya'ya yerleşti.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR