Misak Manuşyan'ı hatırlamak: Barış için savaşın belleğini korumak üzerine

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
"Ölüm, partizanların gözlerini kamaştırmaz."
Fransa’nın önemli şairlerinden Louis Aragon, bu dizeleri Adıyaman doğumlu Misak Manuşyan ve onunla birlikte Nazi işgaline karşı direniş örgütleyen, yakalanarak Paris’te kurşuna dizilen 22 yoldaşı için yazmıştı.
Misak Manuşyan, kimi kaynaklara göre 1 Eylül 1906’da, kimi kaynaklara göre ise 1 Eylül 1909’da, Osmanlı İmparatorluğu’nun Adıyaman kentinde dünyaya geldi. Anne ve babası, 1915’te, o henüz küçük yaştayken öldürüldü. Kardeşi Garabet ile birlikte yetim kalan Manuşyan, çocukluğunu önce Gaziantep’teki, ardından Suriye ve Lübnan’daki yetimhanelerde geçirdi. Sonraları büyük ilgi duyacağı Fransız edebiyatı ve şiirini de Lübnan’daki yetimhanede tanıdı. Ancak iki kardeşin yolları, farklı yetimhanelere gönderilmeleriyle birlikte ayrıldı.

Misak Manuşyan, Suriye'deki Djunié yetimhanesinde, 1919.
Misak, yaklaşık 10 yıl sonra, 1925’te Fransa’ya göç etti; önce Marsilya’ya, ardından Paris’e yerleşti. Fabrikalarda çalıştı, Sorbonne’da gayriresmî olarak edebiyat derslerini takip etti, şiir yazdı. Hayali yazar olmaktı ancak hayatı, kısa süre içinde siyaset ve savaş tarafından hiç ummadığı bir yöne evrildi.
2. Dünya Savaşı, direniş ve infaz
Manuşyan, 1930’larda Fransız Komünist Partisi’ne katıldı; göçmen işçi hareketlerinde aktif rol aldı. Fransa’da Ermenice yayımlanan Zangou gazetesinin editörlüğünü üstlendi; Fransızca şiirleri Ermeniceye çevirdi. Aynı dönemde, Fransa’ya gelen Ermeni mültecilere destek amacıyla kurulan Ermenistan Yardım Komitesi’nde de çalıştı.
1940’ta Nazi Almanyası, Fransa’yı işgal ettiğinde Manuşyan da Direniş’e katıldı. 1943’te Paris’te göçmenlerden oluşan FTP-MOI (Francs-Tireurs et Partisans – Main-d’Œuvre Immigrée) adlı silahlı grubun komutanıydı artık.
Farklı ülkelerden Fransa’ya gelen göçmen işçilerden oluşan bu grup—Polonyalı, Macar, İtalyan, İspanyol, Yahudi ve Ermeni direnişçiler—sabotaj, bombalama ve suikast eylemleri düzenlediler. Örgüt, özellikle Fransa’daki işçileri Almanya’daki fabrikalarda çalışmaya zorlayan Alman subay Julius Ritter’e düzenlenen saldırıdan sonra büyük ses getirdi ve Naziler için ciddi bir tehdit hâline geldi.
Kasım 1943’te Fransız polisinin işbirliğiyle Manuşyan ve arkadaşlarının çoğu tutuklandı. Ağır işkencelerin ardından, adil olmayan bir yargılamayla ölüme mahkum edildiler. Misak Manuşyan ve 22 yoldaşı, 21 Şubat 1944’te Paris yakınlarındaki Mont-Valérien’de kurşuna dizilerek idam edildi.
Ölümünden önce eşi Mélinée’ye yazdığı son mektupta, ona duyduğu sevgiyi ve dünyanın yeniden barışa kavuşacağına dair umudunu yazıya döktü.
‘Kızıl Afiş’
Misak Manuşyan ve grubunun tutuklanıp idam edilmesinden sonra, Nazi propaganda servisleri, "L’Affiche Rouge" (Kızıl Afiş) başlığıyla direnişçileri şeytanlaştıran bir poster bastı.
- En üstte, büyük, kalın harflerle şöyle yazıyordu: “Des Libérateurs? La Libération par l’Armée du Crime!” (Özgürlükçüler mi? Suç Ordusu tarafından özgürleştirilme!)

Kızıl afiş
Posterin arkaplan rengi kan, komünizm ve tehlikeyi çağrıştırması için seçilen parlak kırmızıydı. Ortada Misak Manuşyan’ın büyük bir fotoğrafı ve etrafında grubun diğer dokuz üyesinin daha küçük vesikalık fotoğrafları yer alıyordu. Her fotoğrafın altında "Ermeni, çete lideri", "İtalyan, soyguncu" ya da "Polonyalı Yahudi, bombacı" gibi kısa açıklamaların yazdığı afişteki amaç, onları tehlikeli, "yabancı suçlular" olarak göstermekti.
Bu afişle Naziler, direnişçileri "yabancı suçlular" olarak göstererek Parislilerin onlara güvenmemesini istiyordu. Ancak propaganda geri tepti. Birçok Parisli savaşçılara sempati duyuyordu. İnsanlar posterlerin üzerini karalayarak “Morts pour la France” (Fransa için ölenler) yazdılar.
Böylece "Kızıl Afiş", göçmenlerin Fransa’nın özgürlüğü için hayatlarını nasıl feda ettiklerini gösteren bir fedakarlık ve dayanışma sembolü hâline geldi.
Kültürel bellek
Yıllar sonra, 1955’te Fransız şair Louis Aragon, Manuşyan’ın eşine yazdığı son mektuptan ve Kızıl Afiş’ten esinlenerek "Strophes pour se souvenir" (Hatırlamak için Kıtalar) adlı şiiri yazdı.

Aynı yıl, şarkıcı Léo Ferré, Aragon’un şiirini müziğe uyarlayarak "L’Affiche Rouge" şarkısını yarattı. Bu şarkı, Manuşyan ve yoldaşlarını Fransa'nın popüler hafızasında ölümsüzleştirdi ve onların hikayesini, savaşı hiç yaşamamış nesillere duyurdu.
Miras
Bugün Misak Manuşyan, hem Direniş’in hem de göçmenlerin özgürlüğe katkılarının simgesi olarak anılıyor. Eşi Mélinée, savaştan sağ kurtuldu; yaşamını eşinin anısını onurlandırmaya adadı ve 1989’da hayata veda etti.
80 yıl sonra, 21 Şubat 2024’te, Misak ve Mélinée Manuşyan’ın naaşları Fransa’nın en yüksek onur mekanlarından Panthéon’a taşındı. Böylece Manuşyan, Panthéon’a kabul edilen ilk "yabancı" olarak tarihe geçti. Onun direnişçi ve komünist kimliği, Fransa hükümetinin bu onurlandırışını daha da anlamlı bir hâle getiriyor.

Direniş üyeleri
Şair, işçi, direnişçi… Misak Manuşyan’ın mirası, hâlâ cesaret ve adaletin ilham verici bir sembolü olarak yaşıyor. Buna karşın, hayatını haksızlığa karşı mücadeleyle geçiren, uluslararası bir özgürlük savaşçısı Adıyamanlının isminin, bugün Adıyaman sokaklarında ne denli bilindiği ise onun hikayesinde acı bir eksiklik olarak yer alıyor.
Son mektup
Misak Manuşyan, idam edilmeden önceki gün eşi Mélinée’ye yazdığı son mektupta şöyle diyordu:
“Sevgili Melinée, benim sevgili küçük yetimim,
Birkaç saat içinde artık bu dünyada olmayacağım. Bugün saat 3.00’te idam edileceğiz. Bu, hayatımda bir kaza gibi başıma geliyor; buna inanmıyorum, ama yine de seni bir daha asla göremeyeceğimi biliyorum.
Sana ne yazabilirim? İçimdeki her şey karışık ama aynı zamanda net.
Kurtuluş Ordusu’na bir gönüllü olarak katıldım ve zafere ve nihai hedefe birkaç santim kala ölüyorum. Hayatta kalacak ve yarının özgürlük ve barışının tatlılığını tadacak herkes için mutluluk diliyorum. Eminim ki Fransız halkı ve özgürlük için savaşan herkes, anımızı nasıl onurlandıracaklarını bileceklerdir. Ölüm anında, Alman halkına ya da hiç kimseye karşı nefret beslemediğimi ilan ediyorum; herkes ceza ve ödül olarak hak ettiğini alacaktır. Alman halkı ve diğer tüm insanlar, çok uzun sürmeyecek olan savaştan sonra barış ve kardeşlik içinde ayrılacaklar. Herkes için mutluluk...
Derin bir pişmanlığım var, o da seni mutlu edememiş olmak; her zaman arzu ettiğin gibi senden bir çocuk sahibi olmayı çok isterdim. Bu yüzden savaştan sonra evlenmeni ve benim mutluluğum için bir çocuk sahibi olmanı ve son dileğimi yerine getirmek için seni mutlu edecek biriyle evlenmeni istiyorum. Tüm mal varlığımı ve işlerimi sana ve yeğenlerime bırakıyorum. Savaştan sonra eşim olarak savaş maaşı alma hakkını talep edebilirsin, çünkü ben Fransız ordusunda sıradan bir asker olarak ölüyorum. Savaştan sonra, Fransız kurtuluş ordusunda sıradan bir asker olarak öldüğüm için eşim olarak savaş emekliliği hakkını talep edebilirsin.Beni onurlandırmak isteyen dostlarımın yardımıyla okunmaya değer şiirlerimi ve yazılarımı yayımlamalısınız. Mümkünse anımı Ermenistan’daki aileme götürmelisiniz. Yakında 23 yoldaşımla birlikte, huzurlu bir vicdana sahip bir adamın cesareti ve dinginliğiyle öleceğim çünkü kişisel olarak kimseye kötülük yapmadım ve eğer yaptıysam bunu bir nefret beslemeden yaptım.
Bugün güneşli. Güneşe ve çok sevdiğim doğanın güzelliklerine bakarak hayata ve hepinize, sevgili eşime ve sevgili arkadaşlarıma veda edeceğim. Derisini kurtarmak için bize ihanet eden ve bizi satanlar hariç, bana kötülük yapan ya da yapmak isteyen herkesi affediyorum. Seni, kız kardeşini ve beni yakından ve uzaktan tanıyan herkesi içtenlikle öpüyorum; hepinizi kalbimde taşıyorum. Elveda. Arkadaşınız, yoldaşınız, kocanız.Not: Rue de Plaisance’daki valizimde 15 bin frank var. Eğer bulabilirsen tüm borçlarımı öde ve geri kalanını Arméne’e ver. MM.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Vartan Estukyan
Gazeteci. Kültür-sanat, müzik, insan hakları ve güncel politika haberleri yapıyor.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




