
Dolup taşmak neyse onu yaşadık pandemi sürecinde. Her şeyle dolduk, devrilip yığıldık ve alıştık. Alışmanın bedeli ağır olur bazen -biraz da arabesk-. Oldu da keza! Bazı durumlarda topluluk olmayı öğrensek de öteleme – itme konularında da yeni deneyimler kazandık.
Hepimizin bildiği gibi bir eserin kült olmasını sağlayan çok fazla özellik var; deneyim edinmek, duygu ortaklığı, eserin benzersizliği ve daha birçok şey… Bana kalırsa bizi aynı ve farklı yapan yaşam pratikleri, kültürel farklılıklar ve diğer etkenler kült eserlerde birleştiğinde duygu ve bilinç durumumuzu tamamen değiştirip harekete geçiriyor. Dünü bugünle düğümleyen eserler şaşırtıcı şekilde bir ömrü bir günmüş gibi düşünmemizi sağlıyor. Dava’yı Kumarbaz’ı hatırlarsanız anlatmaya çalıştığımı çabucak anlarsınız.
Pandemi sürecinde hayata geçirilen yasaklar, kültür sanata da diğer alanlarda olduğu gibi darbe vurdu. Bunun bir sonucu olarak neredeyse tüm eserler dijital alanlarda çok güçlü biçimde seyircisiyle buluştu. Konunun en özel yanlarından biri de sanata kolayca ve doğrudan ulaşamayan insanların avuçlarında bir sanat yeşilinin filizlenmesiydi.

İstanbul’da yaşayan biri olarak Londra’daki National Theatre’a gidip Frankenstein’ın gerçeklikle derinlemesine bağlantı kurmuş o kocaman sahnesinin önünde oyuncuların coşkulu performansına şahit olabilir miydim, ya da ne zaman olurdum bilmiyorum! National Theatre’ın oyunlarını dijital alanlara açması çoğumuzu heyecanlandırdı bir o kadar da lezzetli anlar yaşattı.
Aynı şekilde sanat galerileri ve arkeoloji müzeleri de eserleri dijital ortamda paylaşmaya devam etti. Sanatın komodinimizin üstünde bizi bekliyor olması ona olan açlığımızı daha da arttırdı hatta. İştahla atıldık, izledik dinledik… Sanatın herkesin başucunda olması gereken bir yaşam pratiği olduğunu düşünen biri olarak bir küçük kitlenin reklamlarından kayarak ağzımıza damlayan seçilmiş eserlerdense gerçek sanatçının doğru değeri görmesi taraftarı oldu hep.
Kimse tiyatroyu sahnesinde izlemeden aldığı duyguyu almadı elbette ve sanatçıların (özellikle Türkiye’de) çok zorlandığı bir dönemin de izlerini ciğerlerimizde bıraktı. Etki ve sonuçları burada paylaşmaya gerek yok sanıyorum her şey ortada! Ben eserlerin dijital ortamlar vasıtasıyla insanlara ulaştırılması konusundan mutluluk duymanın yanında emeklerin ne kadar kaygan bir zeminde şekillendiğini görmenin hüznüyle birbirine girmiş hisler içinde izlemeye koyuldum bu süreci.
Son dönemlerde yıpranmış bir perdenin arkasından izlediğim boğuk binalardan kurtulma derdini burada derinleştirdim kendimde. Umut her zaman olacak, güneşi görüyor olmanın heyecanı da yok değil içimde.
Haftaya görüşmek dileğiyle, hoşça kal!
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

Page
Page, tasarım ve kültür ortaklığından beslenen, toplumsal yapıyı sanat pratikleriyle eleştiren ve aktarmaya çalışan bir yayın olma hedefinde...
İLGİLİ OKUMALAR



