
Norveç’in kuzeyi, Lofoten Adaları; Uğur'la bir akşam daha balık yemeyelim diye yenilik arayışındayız. Uzun ve yorucu bir gün geçirmişiz. Sabah adanın en batısındaki A kasabasına kadar gitmiş, yol boyunca durduğumuz her fotoğraf noktasında sert kış havası tarafından dövülmüş, ana yolda tipiden sıfıra düşen görüş mesafesinde araba kullanmak zorunda kalmışız. Gün sonunda zor bela dönebildiğimiz 30 nüfuslu Nusfjörd köyündeki tek pizzacıyı seçiyoruz yemek için. Biliyoruz ki her yorgun yolcu için karbonhidrat sığınağı güvenli bir limandır.
Limanda kaldığımız kırmızı balıkçı kulübesinden çıkıp, tipi altında sağa sola soğukta kurusun diye asılan balıklar arasından geçip pizzacının sokağına sapıyoruz. Buzlu zeminden ürkek ceylan adımlarıyla geçerek eski zaman hanlarına benzeyen loş pizzacıya giriyoruz. Aksanından İtalya'dan olduğunu anladığımız pizzacı Akdenizlilere özgü bir tavırla siparişimizi alıyor. Tezgâhın arkasına geçip hamur açmaya başlayınca dünyada her kapıyı açan o sihirli soruyu soruyor: “Nereden geliyorsunuz?”
“İstanbul, Türkiye” cevabını alınca gülerek Türkçe küfretmeye başlıyor. Böylece birkaç gün önce pizzacıya Türkiye'den gelen bir grubun kendisine genelde yabancılara ilk öğretilen Türkçe kelimelerle ilgili sıkı bir ders verdiğini anlıyoruz.

Günün beklenmedik sürprizleri devam ediyor. 30 nüfuslu bir Norveç köyünde bir pizzacıdan Türkçe küfür yemek insanın hayatında pek başına gelmiyor. Gülerek kendisine cevap veriyoruz. Yorgun olmasak aslında muhabbeti çok daha çirkinleştirebilir ve kültürler arası alışverişe büyük katkılar sunabiliriz. Yeni tanışan yabancılar arasında ortaya çıkan soğuk ve yüzeysel sohbetle beraber pizzalarımız pişiyor. Birkaç lokma alıp hamurun iyileştirici gücüyle biraz kendimize gelir gibi oluyoruz. Bu esnada içeri yetkili bir abi olduğu elindeki telsiz ve duruşundan belli, orta yaşlarda fit biri giriyor. Pizzacıyla selamlaşıyorlar. Bize dönüp Nusfjörd’de mi kaldığımızı soruyor. Zaten soracak başka kimse yok dükkânda. “Evet.” Cevabını alınca “Zaten isteseniz de gidemezdiniz, yol kapandı.” diye durumu özetliyor. Uğur'la birbirimize bakıyoruz. Yetkili abiye dönüp ne zamana yolun açılacağını soruyoruz. Ciddi ve kısmen şakacı tavrını takınarak “En son 3 günde açmışlardı, umarım bu sefer o kadar uzamaz.” diyerek mekândan çıkıyor.
Uğur'la birbirimize bakıyoruz. Kısıtlı sürede geldiğimiz Lofoten’de olabilecek en ücra ve küçük köyde mahsur kaldığımız fikrine kendimizi alıştırmaya çalışıyoruz. Pizzacı "Merak etmeyin yeterince pizza ve biramız var." diyerek bize moral veriyor. Gerçeküstü bir günün bitişin ancak böyle olabilirdi diye geçiriyorum içimden. Kuzey kutup dairesi içinde, küfürbaz biriyle sınırsız bira ve pizza eşliğinde karda mahsur kalmak. Bir kara komedinin açıklaması olabilecek absürtlükte bir tamlama olduğunu farkediyorum. Uğur'la içinde bulunduğumuz duruma gülüyoruz.

Sabah erken kalkıp yola düşme planımız bilinmeyen bir süre için ertelendiği için bir bira daha söylüyorum. Biranın ortalarına doğru yola çıkma nedenim aklıma geliyor. Yıllar sonra anlatacağım orijinal hikâyeler biriktirmek için düşmüyor muyum yola? O hikâyeler aslında hayatımızı yaşanmış kılmıyor mu? O anda aslında olmam gereken yerde olduğumu anlıyorum. Norveç’in kuzeyinde bir köyde çığ tehlikesinden dolayı açılamayan bir yolun sonunda, eski bir balıkçı köyünde, izbe bir pizzacıda mahsurum. Yıllar sonra o an yağan tipiyi, insanı sallayan 50 kilometreyi aşan rüzgârı anımsayıp yaşadığımı anımsayacağım. Belki pizzanın tadı, biranın acılığı aklımdan uçup gidecek. Ancak bu gece hissettiklerim, o dünyanın ücra köşesinde kalma hissim, her zaman benimle olacak. İşte o nedenle bir anda içimi bir mutluluk kaplıyor. İyi ki diyorum yola çıkmışım, iyi ki burada olmayı seçmişim. Bu hislerle limanda kazıklar üstüne muhtemelen 100 yıl önce inşa edilmiş kırmızı kulübeme giderek fırtınayı dinliyorum.

Ertesi sabah kaderimize razı olarak kahvaltı ederken yetkili abi yeniden ortaya çıkıyor. Çığ tehlikesinin geçmediğini ve bir gün daha köyde kalmak zorunda olduğumuzu söylüyor. Bir gece öncenin getirdiği tefekkür içerisinde pek umursamıyorum. Aklımda köyün marketinden bir olta takımı almak geçiyor. Ancak kuzey denizlerinde balıkçılığın bir günde öğrenilebileceğini sanmadığımdan bu fikirden hızlıca vazgeçiyorum. Epeydir seyahatlerimde aylaklığa vakit ayırmadığımı farkediyorum. Belki de bu bana bu eski hobime dönüş için bir fırsattır diye düşünüp günü aylaklığa ayırıyorum. Yağış durduğunda köyde dolaşıp kayalara, denize, yer kaplayan buza bakıyorum. Bir yere varmayı hedeflemeden ufak yürüyüşlere çıkıyorum. Üşüdükçe kulübeye dönüp camdan boş boş dışarıyı izliyorum. Uzun zamandır unuttuğum çok kıymetli bir dostumla yeniden bir araya geliyorum: Hiçbir şey yapmadan özgürlüğümün tadını çıkartıyorum.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
Ruta bu hafta Norveç'in kuzeyine gidiyor, Lofoten’de mahsur kalıyor, pizza ve bira eşliğinde özgürlüğün tadını çıkarıyor.
30 Mar 2022

YAZARLAR

Ruta
Ruta hayatını genelde yolda geçiren ve not tutmak yerine fotoğraf çeken bir adamın seyir defteri.
İLGİLİ OKUMALAR


