"Otoriter Liderler İttifakı" ve 2023 seçimleri

Rusya Devlet Başkanı Putin'in Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın seçimi kazanmasını istediğine ve bu yönde çaba gösterdiğine dair pek çok ibare mevcut
"Otoriter Liderler İttifakı" ve 2023 seçimleri

9 Kasım - Genwise - Spektrum
Genwise ile birlikte

Emeklilik değil, iş planı yapanlara: Genwise Üretmeye devam etmek isteyen ve 45 yaş üstü her sektörden yöneticileri ve iş insanlarını bir araya getiren Genwise programı 15 Kasım’da başlıyor . İkinci program ise hemen ardından 17 Ocak 2023’te başlayacak. Nedir? Üretim süreçlerinde gözlerin Z kuşağına döndüğü bir dönemde 45 yaş üstüne yönelen Genwise, emeklilik yerine iş planı yapmak isteyen, çalışmaya tutkuyla bağlı ve ustalık sahibi insanları altı haftalık bir hazırlık ve üretim kampında buluşturuyor. Neden önemli? 45 yaşına kadar kazanılan deneyim ve bilginin üretime katkısını sağlama amacıyla yola çıkan Genwise , durmak yerine fikir ve proje üreterek hayata değer katmaya devam etmek isteyen bu yaş grubuna kolektif bir üretim takımı içerisinde öncülük etmeyi hedefliyor. Genwise ’ın altı haftalık programına katılmak için bu bağlantıyı ziyaret ederek başvuru formunu doldurabilir, Genwise hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak için burayı ziyaret edebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Türkiye-Rusya ilişkileri, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yaşanan yakınlaşma süreciyle kurumsal ilişkilerin geri plana atılarak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan arasındaki yakın kişisel ilişki üzerinden yürütülen bir "stratejik ortaklığa" evrildi. Türkiye’nin ortaklarından biri olduğu yeni nesil F-35 savaş uçağı projesinden çıkarılmasına neden olan Rusya'nın S-400 hava savunma sistemlerinin alınması, Türkiye-Rusya ilişkilerine yeni bir boyut kazandırdı. Türkiye'nin hem NATO'daki hem de Batı ittifakı içindeki yerinin de sorgulanmasına neden oldu.

Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin ardından başta ABD ve Birleşik Krallık olmak üzere neredeyse tüm Batı ülkeleri bir ittifak hâlinde Rusya'yı yaptırıma boğarken Türkiye'nin stratejisi bir yandan Ukrayna'ya TB-2 insansız hava aracı satmak diğer yandan da Rusya'yla ekonomik ve siyasi ilişkilerini daha da derinleştirmek oldu. Uluslararası ilişkiler literatüründe "denge siyaseti" olarak tanımlanan bu politika, Türkiye için pragmatik görünmesine rağmen Rusya'yla ilişkilerin Türkiye'nin iç siyasetine doğrudan müdahil olduğu yeni bir dönemi başlattı. İkili ilişkilerin liderler düzeyinde yürütülmesi, Putin ve Erdoğan'ın iktidarlarını devam ettirebilmek için diplomatik ilişkilerini kendi menfaatleri doğrultusunda araçsallaştırmasına da zemin hazırladı.

Rekor ticaret hacmi ve Türkiye'ye akan Rus sermayesi

Birçok Batı ülkesi, Ukrayna'nın işgalinin ardından Rusya'ya başta ticaret, savunma sanayi, teknoloji ve finans olmak üzere her alanda yaptırım uyguladı ve deyim yerindeyse Rusya'nın Batı dünyasıyla ilişkileri tamamen koparıldı. Mercedes, Apple, McDonald's gibi dev şirketler birer birer Rusya'dan çıkarken pazarda ortaya çıkan boşluğu Türkiye merkezli şirketleri doldurmaya başladı. Örneğin, Reebok'ın mayısta Rusya'dan çıkma kararı almasının ardından Türkiye merkezli ayakkabı üreticisi FLO, Reebok'un ülkedeki 100'den fazla mağazasını satın aldı. Buna ek olarak; Fiba, Anadolu Efes, İpekyol ve Mudo gibi şirketlerin de Rusya'da ortaya çıkan pazar boşluğunu değerlendirerek buradaki faaliyetlerini artıracakları açıklandı.

Konuya ilişkin Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Konfeksiyon ve Hazır Giyim Sanayi Meclisi Başkanı Şeref Fayat'ın ifadeleri Türkiye'nin Batılı ülkelerin çıkışıyla ortaya çıkan pazar boşluğunu doldurma stratejisini birinci ağızdan özetliyor:

“Ukrayna’da işler düzelmese de Rusya’da bazı fırsatların olduğu ortaya çıktı. Yaptırımlar sayesinde oradaki Amerikan, Fransız, Alman firmaları yani Avrupa firmasının da o pazardan çıkması, aynı bölgelerdeki talebi haliyle biraz daha artırdı. Daha az rekabet eder hale geldiler. Dolayısıyla orada hem yeni mağaza açmakta hem de yeni yatırım yapmakta Türk markalarına önemli bir yönelme oldu.”

Ukrayna'nın işgalinden önce Türkiye-Rusya ilişkilerindeki hâkim taraf Rusya iken, yaptırımların ekonomik etkileri ve siyasi tecridin getirdiği diplomatik yalnızlık iki ülke ilişkilerinde ibrenin Türkiye'den yana dönmesine neden oldu. Bugün gelinen noktada, Türkiye-Rusya ilişkilerini "karşılıklı bağımlılık" olarak tanımlamak mümkün. Türkiye, Rusya'nın dünyaya açılan kapısı olarak hayati bir önem kazanırken Rusya pazarında oluşan boşluğu Türkiye merkezli şirketlerin doldurması ekonomik krize rağmen iş dünyasının hâlâ iktidara bağlı kalmasında büyük rol oynadı. Öte yandan, birçok Rusya vatandaşı iş insanı sermayesini Türkiye'ye taşıyarak binlerce şirket kurdu ve Türkiye'yi Avrupa pazarına ulaşmak için bir lojistik merkezi olarak kullanmaya başladı. Rakamlara bakıldığında, 2021 yılında 34,7 milyar dolar hacminde olan Türkiye-Rusya ticareti 2022 yılında 50 milyar dolara ulaştı.

Batılı ülkelerin yaptırım tehdidi ve Rusya'daki yönetimin de el koyma riski karşısında kendine güvenli bir liman arayışında olan Rusya sermayesi, AK Parti hükümetinin menşeine bakmaksızın her türlü sermaye girişini teşvik edici politikalarını neticesinde Türkiye'ye akın etmeye başladı. Ocak-Ağustos döneminde Türkiye'de 729 Rusya sermayeli şirket kuruldu ve bu şirketlerin toplam sermayesi 360 milyon liraya ulaşıyor. 

Gayrimenkul alımlarıysa hikâyenin bir başka boyutunu oluşturuyor. Ukrayna'nın işgalinin öncesinde de Rusya vatandaşlarının özellikle Antalya gibi güney şehirlerinde gayrimenkul alımına büyük bir ilgisi vardı ancak işgalin ardından gayrimenkul satışlarında rekor seviyelere ulaşıldı. Ocak-Eylül döneminde Rusya ve Ukrayna vatandaşlarının Türkiye'de aldıkları konut sayısı 11 bin 86'ya ulaştı ve Rusya vatandaşlarının konut alımı 2021'e göre %200 oranında arttı. Ocak-Ağustos döneminde Türkiye'ye gelen Rus turist sayısının 3 milyona ulaşması da ekonominin artan döviz ihtiyacına kısa vadeli rahatlama sağlayabildi.

Putin'den Erdoğan'a "yardım eli"

TCMB'nin art arda gelen faiz indirme kararları neticesinde Türk lirasının aşırı değer kaybı ve enflasyonun astronomik boyutlara ulaşması Türkiye'de ekonomik krizin şiddetini son 1 yılda olağanüstü boyutlara ulaştırırken iktidarın krizi çözmeye yönelik etkili bir hamlesi olmadı. Türk lirasında yaşanan aşırı değer kaybını TCMB rezervlerini satarak kısa vadede dizginlemeye çalışan hükümet, rezervlerin erimesiyle çareyi SWAP anlaşmaları yapmakta veya ülkeye kaynağı belli olmayan döviz sokmakta arıyor. Bu amaçla, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan'la normalleşme süreçleri başlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan siyasi yakınlaşmayı sağlarken 2023 seçimleri öncesinde hayati öneme sahip olan ekonomiye sıcak para girişi konusunda beklediği karşılığı bulamadı.

para girişi

5 Ağustos'ta Soçi'de bir araya gelen Erdoğan ve Putin, her iki liderin de iktidarda kalmasına fayda sağlayacak bir dizi anlaşma yaptı. İki lider arasındaki görüşmenin ardından, Akkuyu Nükleer Santrali'ni inşa eden Rusya merkezli enerji şirketi Rosatom tarafından sermaye artırımı adı altında TCMB rezervlerine 5 milyar dolardan fazla bir döviz girişi yapılmış ve Türkiye'ye toplamda aktarılacak miktarın 15 milyar dolara ulaşacağı açıklanmıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da AB tarafından yaptırım altına alınan Rusya kredi kartı sistemi Mir'in Türkiye'de kullanıma sokulacağını duyurdu. Kayıt dışı döviz girişine ilişkin Eski TCMB Başekonomisti Prof. Dr. Hakan Kara, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, "Cari açık patlıyor, kayıtlı sermaye girişi yok, buna rağmen döviz rezervleri neden tükenmiyor? Çünkü kayıt dışı finansman girişi tarihin zirvesinde" diyerek Türkiye'ye giren kayıt dışı Rusya sermayesine dikkat çekmişti.

Rusya'nın en büyük gelir kaynağı olan enerji sektörüne uygulanan yaptırımlar AB ülkelerinde büyük bir enerji ve mali krize neden olurken Rusya'nın ihracat pazarını başta Çin ve Hindistan olmak üzere Asya piyasasına kaydırması Avrupa'daki pazar kaybını büyük oranda telafi edebilmesini sağladı. Enerji fiyatlarının dünya genelinde rekor seviyelere ulaşması da Rusya'ya büyük bir gelir sağlarken diplomatik manevra alanını genişletebilmesine imkan tanıdı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, kur krizi ve yüksek enflasyon nedeniyle artan cari açığı Rusya'dan yapılacak sermaye aktarımıyla finanse etme politikası da bu temele dayanıyor. Putin'in, NATO'ya karşı kullanışlı bir ortak olarak gördüğü Erdoğan2ı iktidarda tutma hedefi Rus oligarklar üzerinden Türkiye'ye yapılan sermaye aktarımıyla somut bir hâle dönüşüyor.

cari açık

Türkiye'ye doğal gaz jesti

Türkiye-Rusya ilişkilerinin bir diğer önemli boyutunu da doğal gaz oluşturuyor. Yaptırımlara tepki olarak Avrupa'ya gaz akışını durduran Vladimir Putin, yaptırımların kaldırılmaması ve Ukrayna'ya verilen desteğin kesilmemesi durumunda Avrupa'nın bu kış donacağı tehdidinde bulunarak enerji kaynaklarını Batı ülkelerine karşı silah olarak kullanıyor. Öte yandan, müttefik olarak gördüğü Türkiye'ye ise doğal gaz konusunda benzeri görülmemiş imtiyazlar tanıyan Putin, bu sayede Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın iktidardaki ömrünü de uzatmayı hedefliyor.

Soçi'deki görüşmenin ardından Türkiye'nin doğal gaz ödemelerinin büyük bir kısmını ruble cinsinden yapması kararlaştırılmıştı. Ancak, TL’deki düşüşü kontrol altına almak için döviz kaynaklarını büyük oranda tüketen hükümet, Rusya ile doğalgaz ödemelerinin bir kısmını ruble karşılığı yapmakta anlaştı. Hatta bir adım ileriye giderek doğal gaz ödemelerinin 2024'e kadar ertelenmesi teklifinde bulundu. Rusya tarafından henüz resmî yanıt gelmese de bu teklifin kabul edilme olasılığının yüksek olduğu görülüyor. Kuzey Akım üzerinden Avrupa'ya giden gaz akışını kesen Rusya, doğal gazın bir kısmını Türk Akım üzerinden Avrupa'ya göndererek Türkiye’nin enerji güvenliği konusundaki önemini de artırmayı planlıyor. Bu konuda atılan son adım ise Putin'in Türkiye'yi "Avrupa'nın en büyük doğalgaz merkezi" hâline getirme planını açıklaması oldu. Bu planı memnuniyetle karşılayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trakya'nın gaz merkezi olmak için en uygun yer olduğunu söyleyerek bu konuda kısa zamanda somut adımlar atılacağını ifade etti.

harita

Erdoğan-Putin dostluğunun 2023 seçimlerine etkisi

Erdoğan, Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin kendisine yarattığı tarihî fırsatı iyi değerlendirerek Rusya'yla ilişkilerini devam ettiren yegâne NATO üyesi olarak uluslararası arenada manevra alanını genişletti. Türkiye'nin, Rusya'nın batıya açılan tek kapısı olduğunun bilincindeki Putin, kendi iktidarının ömrünü uzatmak ve Ukrayna işgalinde bir hezimet yaşamamak için Erdoğan'ın 2023 seçimlerini kazanmasına büyük önem veriyor. Rusya'nın batıya açılan kapısı olarak Türkiye'ye büyük oranda bağımlı hâle gelen Putin, Bayraktar'ın Ukrayna'ya gönderdiği TB-2 silahlı insansız hava araçları veya Türkiye'den Ukrayna'ya verilen desteği bile göz ardı etmek zorunda kalıyor.

Türkiye'de olası hükümet değişikliğinin Türkiye-Rusya arasında kişisel menfaatlerden ziyade daha kurumsal bir çerçeve gerektireceğinin bilincinde olan Putin, Erdoğan'ın iktidarda kalmasının kendi iktidarı açısından da önem taşıdığının farkında. Bu anlamda, 2023 seçimleri öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın iktidarına en büyük tehdidin ekonomik kriz olduğu bilerek iktidara kısa vadeli rahatlama sağlayabilecek hamleler yapıyor. 

"Net hata ve noksan" olarak gösterilen kaynağı belirsiz sermaye girişleri, cari açığın en büyük nedenlerinden olan enerji ödemelerinin bir kısmının 2024 yılına kadar ertelenmesi planı veya tahıl anlaşmasındaki rolü üzerinden Erdoğan'ın uluslararası arenadaki kredibilitesinin artırılması Putin'in 2023 seçimlerine dolaylı yoldan da olsa müdahale ettiğinin somut örnekleri olarak gösterilebilir. Dış kaynak aktarımıyla döviz kurunun geçici olarak kontrol altına alınması ve cari açığı dengeleyecek hamlelerle iktidarın hazinenin musluklarını sonuna kadar açarak seçim ekonomisi yaratması hem Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın görev onayını, hem Erdoğan'ın seçimi kazanacağını düşünenlerin oranını hem de AK Parti'nin oy oranını bir süredir istikrarlı biçimde artırıyor.

Bu tabloda, muhalefetin 2023 seçimlerini kazanabilmek için hem iç politikada seçmenlerin güvenini kazanarak iktidarı yenebilmesi hem de uluslararası alanda Türkiye'deki otoriter rejime verilen desteği sona erdirebilmesi gerekiyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Putin'den Erdoğan'a seçim yardımı

İran'dan Orta Doğu'ya feminizm ve sekülerizm yayılır mı?

09 Kas 2022

Genwise ile birlikte
Bloomberg

YAZARLAR

Abdullah Esin

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü mezunudur. Dış politika, diplomasi ve politik ekonomi alanlarında araştırmalar yapmaktadır.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR