Petrolün demokrasiye karşı zaferi: İdealizmden realizme zorunlu bir geçiş


Hayatı paylaşanların ofisi: OfficeLink OfficeLink , iş hayatında hayal edilen yenilikleri her ihtiyaca cevap verebilen paylaşımlı ofislerle buluşturarak ofis hayatındaki ezberleri bozuyor. Neler var? Özel ofisleri, kişiye özel sabit masaları, konforlu ve şık gezgin kullanım alanlarıyla Small ’dan XLarge ’a çeşitli sanal ofis paketleriyle tüm çalışma modellerine uyum sağlayan OfficeLink, etkinlik ve seminer salonu, YouTube-podcast odası, açık havada çalışma imkânı sağlayan terası ve diğer hizmetleriyle iş hayatının tüm mekân ihtiyaçlarına kapsayıcı çözümler sunuyor. Nerede? Maltepe Piazza AVM ’de, Esenkent metro istasyonuna 20 adım mesafede yer alan OfficeLink , çalışanların sadece işte ve yolda geçirdikleri zamana değil, yaşamlarının tüm alanlarına değer kazandırıyor ve ihtiyaçlarına kolayca ulaşabilmelerini sağlıyor. Gelecekte: Maltepe Piazza şubesi geçtiğimiz mart ayında hizmete giren OfficeLink, çok yakında çeşitli merkezi lokasyonlara yayılarak hizmet ağını genişletmeye hazırlanırken hepimize AVM içindeki kafelerde çalışmanın zorluklarının geride kaldığını düşündürüyor. OfficeLink’in sunduğu yeni nesil paylaşımlı ofis deneyimini keşfetmek için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Donald Trump başkanlığındaki ABD; NATO ve Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşlardaki liderlik rolünü bir yük olarak görüp geri plana atan, Paris İklim Anlaşması’ndan çekilerek uzun yıllardır mücadele edilen iklim krizini göz ardı eden ve başta Suudi Arabistan olmak üzere dünya genelindeki otoriter rejimlerle çıkarları kesiştiği ölçüde iyi ilişkiler kurabilen bir dış politika anlayışı benimsemişti. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra liberal uluslararası düzenin öncü ve garantör ülkesi konumuna yükselen ABD’nin idealist dış politika prensipleriyle pek de bağdaşmayan Trump döneminin Demokrat Joe Biden’ın başkanlığa seçilmesiyle geçmişteki karanlık bir dönem olarak kalacağı öngörülüyordu.
2020'de ABD başkanlığına seçilen Biden; iktidarının ilk günlerinden beri ABD’nin uluslararası kurumlardaki liderliğini tekrar canlandıracak, insan hakları ihlallerinin yaşandığı ülkelerle diplomatik ilişkilerini sınırlı düzeyde tutacak ve ülkesinin yeniden “özgür dünyanın” lideri olacağı yeni bir dönem başlatacağı sözü veriyordu. Nitekim, 2021'de Biden’ın inisiyatifiyle düzenlenen “Demokrasi Zirvesi” ne Suudi Arabistan ve Türkiye gibi otoriter yönetimlere sahip ülkelerin davet edilmemesi liberal-demokratik değerlere sıkı sıkıya bağlı yeni bir yönetimin geldiği sinyallerini veriyordu. Ancak hem iç hem de dış politikada değişen dinamikler ABD Başkanı Biden’ın idealist dış politikasını da bütünüyle değiştirdi.
Ukrayna'da savaş ve realist yeni dönem
24 Şubat tarihinde Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesiyle hem Avrupa hem de dünya siyaseti için yeni bir dönem başladı. Pandeminin dünya genelinde yarattığı ekonomik tahribatın izlerini silmeye çalışan ABD ve Avrupa ülkeleri, Ukrayna’nın işgaliyle birlikte hem güvenlik alanında hem de ekonomik olarak yeni krizlerin başladığı bir sürece girdi.
Dünyanın en büyük tahıl üreticilerinden olan Ukrayna’nın hem altyapısal hem de ekonomik olarak yıkıma uğraması dünya genelinde bir kıtlık tehlikesini ortaya çıkardı. Dünyanın en büyük enerji ihracatçısı olan Rusya’ya uygulanan yaptırımlar ise küresel enerji fiyatlarının kontrolden çıkmasına neden oldu. Pandemi sürecinde artan kamu harcamaları ve bozulan tedarik zincirlerinin etkisiyle küresel çapta yaşanan enflasyon sorunu ise enerji fiyatlarının yükselmesi ve jeopolitik risklerin artmasıyla birlikte rekor düzeylere ulaştı. ABD'de enflasyon %9’un üzerine çıkarak son 40 yılın en yüksek düzeyine ulaşırken petrol arzında yaşanan sıkıntılar da ülke genelinde bir enerji krizi yarattı. Biden’ın iç politikada yaşadığı oy kaybı da göz önünde bulundurulduğunda refah dönemlerinin bir ürünü olan idealist dış politika yerini jeopolitik gerçekliklerin ağır bastığı realist bir dış politikaya bıraktı.
Suudi Arabistan kökenli ABD vatandaşı ve Washington Post gazetesi yazarı gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın, Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğunda katledilmesi bir süredir ABD-Suudi Arabistan ilişkilerindeki gerilimi artırmıştı. ABD istihbarat raporlarında Kaşıkçı cinayetinin baş sorumlusu olarak Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın gösterilmesi ise hem Başkan Biden’ın bu konuda sert bir tavır takınmasını zorunlu kıldı hem de ABD kamuoyunda Muhammed bin Selman’a karşı olan öfkeyi artırdı. Biden’ın seçim kampanyasında, Muhammed bin Selman’dan Kaşıkçı cinayetinin hesabını soracağını söylemesi ve Suudi Arabistan’a “parya devlet” (uluslararası toplumdan dışlanmış devlet) olarak davranacağını belirtmesi Biden’ın başkan olması halinde iki ülke arasındaki ilişkilerin seyrine dair net bir tablo çiziyordu. Daha önce de belirttiğim üzere, dünyanın en büyük petrol üreticilerinden olan Suudi Arabistan’ın petrolü, Ukrayna’nın işgaliyle birlikte artan enerji krizine karşı kullanılabilecek tek çözüm olunca realizm, Joe Biden’ın idealizmine üstün geldi.
Bu gelişmeler, Biden’ı bir Orta Doğu turuna çıkmaya mecbur bıraktı ve Biden; İsrail, Batı Şeria ve Suudi Arabistan’ı ziyaret ettiği bir Orta Doğu turuna çıktı. Bu ziyaret resmi olarak duyurulduğu günden itibaren hem ABD kamuoyunda hem de uluslararası basında Joe Biden sert bir şekilde eleştirildi. Biden’ın "parya devlet" söylemlerinden sonra Muhammed bin Selman’la görüşmek üzere Suudi Arabistan’a gidecek olması özellikle Demokratlarda ihanete uğradıkları algısını yarattı. Nitekim, Washington Post’ta çıkan bir makalede ABD Başkanı Biden, kendi seçim kampanyasına ve seçmenlerine ihanet etmekle suçlandı. Kamuoyunda yükselen tepkiler üzerine kendini savunma ihtiyacı hisseden Biden ise yine aynı gazetede – Cemal Kaşıkçı’nın da yazarı olduğu gazete – “Neden Suudi Arabistan’a gidiyorum?” başlıklı bir makale kaleme alarak bu seyahatin nedenlerini anlattığı ve bunun ABD’nin çıkarına olduğunu anlatmaya çalıştı.

CNN
Biden’ı Suudi Arabistan’a sürükleyen neden ABD'nin liderliğini kaybetme endişesi
Trump döneminde başlayan ABD’nin Ortadoğu’dan çekilme süreci Biden döneminde de hızlanarak devam etti. 20 yıl aradan sonra ABD’nin askerlerini Afganistan’dan çekmesi başta Afganlar için olmak üzere dünya çapında bir insani kriz yaratırken Orta Doğu'dan da ABD askerlerinin çekilmesi bölgedeki siyasi istikrarsızlığın daha da artacağı endişesini yarattı.
2. Dünya Savaşı’nın ardından ABD ile Orta Doğu ülkeleri arasında başlayan stratejik ortaklık temelde karşılıklı bir fayda ilişkisine dayanıyor: ABD, Körfez ülkelerinin savunma ve güvenlik ihtiyacını karşılarken karşılığında ticaret yollarının güvenliğini sağlama alıyor ve petrol arzının sürekliliğini sağlıyor. İran’ın bölgede artan siyasi ve askeri gücü göz önünde bulundurulduğunda Körfez ülkelerinin güvenlik alanında ABD’ye bağımlı olduğu bir gerçek.
ABD’nin Orta Doğu’dan çekilmeye başlamasıyla birlikte güvenlik ve savunma alanlarındaki zafiyetleri artan Körfez ülkeleri İran’la siyasi ilişkilerini düzeltme ve yeni askeri ittifaklar bulma arayışına girdi. Bir yandan İran’la müzakereler yaparken diğer yandan Rusya ve Çin ile askeri iş birliklerini artırmaya başladılar. Suudi Arabistan’ın Çinli bir savunma sanayi şirketi ile hava aracı üretimi konusunda işbirliği yapması ve bölge ülkelerinin Rusya ile artan silah ticaretleri ABD’nin en büyük iki rakibini Orta Doğu’da etkin bir pozisyona getirdi. ABD’nin en büyük müttefiki İsrail’in bile Çin ile ekonomik ve ticari işbirliğini artırması ve stratejik öneme sahip olan Hayfa Limanı’nın Çinli bir şirket tarafından işletilmeye başlanması ABD’nin bölgede oluşturduğu güç boşluğunun kısa zamanda Çin tarafından doldurulacağı endişesini yarattı.
Ukrayna’nın işgali nedeniyle Rusya’ya uygulanan yaptırımların küresel enerji piyasalarında yarattığı kriz de ABD dış politikasının realist bir eksene kaymasında önemli bir role sahip. Dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip Körfez ülkeleri, OPEC+’daki etkileri de dikkate alındığında petrol arzını artırarak enerji fiyatlarının kısa vadede makul bir seviyeye inmesini sağlayabilir. Öte yandan, işgalin ilk günlerinde ABD Başkanı Biden’ın petrol arzına ilişkin görüşme talebinin Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve BAE Kralı Muhammed bin Zayid tarafından reddedilmesi şok etkisi yaratmıştı. ABD Başkanı Biden’ın görüşme talebini reddeden Körfez liderleri, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşerek petrolün günümüzde hala siyasi gücünü koruduğunu tüm dünyaya ilan etti.
Askeri işbirliği anlaşmaları, silah satışları, balistik füze üretim anlaşmaları, deniz üsleri ve 5G teknolojileri gibi stratejik öneme sahip alanlarda Rusya ve Çin’in Körfez ülkeleriyle yakın ilişkiler kurması da ABD’nin rakip olarak gördüğü bu iki ülkenin bölgede artan nüfuzlarını kırmasını bir zorunluluk haline getirdi.
Foreign Policy dergisinde çıkan bir makalede, ABD Başkanı Jimmy Carter’ın 1980 yılında Carter Doktrini olarak bilinen Orta Doğu’daki çıkarlarını askeri güç de dahil olmak üzere her türlü yöntemle savunacaklarını açıkladığı doktrinin bugün Biden için de bir zaruriyet olduğu öne sürülüyor. Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde düzenlene zirvede Joe Biden’ın şu sözleri ABD’nin önümüzdeki süreçte yürüteceği Ortadoğu politikasına ışık tutuyor:
“Çin, Rusya ve İran tarafından doldurulacak bir güç boşluğu yaratarak bölgeyi terk edip gitmeyeceğiz. Orta Doğu’da, ilkeli ve aktif bir Amerikan liderliğini inşa etmek için çalışacağız.”
Wall Street Journal
Biden’ın bu sözleri, Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği’ni çevrelemek ve nüfuzunun yayılmasını engellemek amacıyla Orta Doğu ve Avrupa’da ekonomik ve siyasi liderliği ele geçirmek için mücadele eden ABD’nin 21. yüzyılda da Rusya ve Çin ile girdiği sistemsel mücadelenin bir gereği olarak bölge üzerindeki liderliğini sürdüreceğini açıkça ifade ediyor.
Biden’ın realizmi kendisine ne kazandırdı?
Joe Biden, Suudi Arabistan’ı ziyaret etmesi kadar görüşmelerden elde ettiği neticeler nedeniyle de eleştiriliyor. Suudi Arabistan’da yaşanan insan hakları ihlalleri ve baskıcı politikalar konusunda hiçbir kazanım elde edilmemesine ek olarak bu seyahatin temel amacı olan petrol üretiminin artırılmasında da net bir kazanım yok. Suudi yetkililer, önümüzdeki ay yapılacak olan OPEC+ toplantısında petrol arzının artırılması konusunda baskı yapacaklarını açıkladı ancak hem arzın ne kadar artırılacağı konusunda bir açıklama yapılmadı hem de Muhammed bin Selman bu konuda resmi bir açıklama yapmadı.
Öte yandan, Suudi Arabistan’a saldırı silahlarının satışı konusunda uygulanan ambargonun kaldırılması konusunda ilerleme sağlanırken ABD tarafından ülkeye 5G teknolojisi getirilmesi konusunda anlaşmaya varıldı. ABD’nin bu hamleyle, 5G teknolojisinde dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olan Çin’in bölgede artan nüfuzunu kontrol altına almaya çalıştığını söyleyebiliriz.
Sonuç: Petrolün demokrasiye karşı zaferi
Hem iç politikada hem uluslararası basında ABD Başkanı Joe Biden’ın Suudi Arabistan ziyareti çokça eleştirildi. Donald Trump’ın liberal ve demokratik değerlerden uzak dış politika anlayışının ardından ABD’nin liberal değerlerin ve insan haklarının tekrar savunucusu olacağı bir dönemi vaat eden Biden’ın bu hamlesi seçmenleri tarafından bir ihanet olarak görülüyor. Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle birlikte küresel çapta artan enerji krizi ve enflasyon başta Biden olmak üzere birçok lideri iç politikadaki sorunları önlemek için dış politikada taviz vermeye zorluyor. Ek olarak, ABD’nin Rusya-Çin bloğu ile girdiği sistemsel mücadele Suudi Arabistan ve BAE gibi orta ölçekli ülkelerin önemini artırarak kendilerine dış politikada hareket alanı yaratıyor. Enerji krizini rahatlatabilecek yegane ülkelerden olan Suudi Arabistan ise uluslararası gelişmelerin kendisine yarattığı fırsatı iyi değerlendirerek bir yandan içeride otoriter rejimini güçlendiriyor diğer yandan da dış politikadaki gücünü ve hareket kabiliyetini artırabiliyor. Sonuç ise 2022 yılında petrolün demokrasi ve insan haklarına karşı zaferi!
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Joe Biden'ın idealizmden realizme kayışı, Rusya yaptırımlarının amaçları ve sonuçları
21 Tem 2022

YAZARLAR

Abdullah Esin
Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü mezunudur. Dış politika, diplomasi ve politik ekonomi alanlarında araştırmalar yapmaktadır.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Demokrasi krizleri ilk bakışta afetlerle ilgisiz görünebilir. Oysa afet yönetimi literatürü tam tersini söylüyor. Türkiye'de de mutlak butlan kararıyla birlikte, belediye başkanlarının tutuklanmasıyla derinleşen siyasi gerilim sürecine bir kurumsal belirsizlik daha eklendi. Türkiye’nin deprem gerçeği ise durduğu yerde duruyor.
23 Tem 2026

CHP Genel Başkanlığı'ndan uzaklaştırılan Özgür Özel'in 83 milletvekilinin katıldığı son grup toplantısında yeni parti hazırlıklarını duyurmasının ardından partide art arda istifalar yaşandı. CHP'den istifa eden üyeler, neden istifa ettiklerini ve bundan sonra nasıl bir yol izleyeceklerini Aposto'ya anlattı.

Westminster siyasetinin geleneksel işleyişine karşı halk arasında biriken öfke, kendini Londra merkezli sistemin dışından geliyormuş gibi konumlandıran eski Manchester Belediye Başkanı, yeni Başbakan Andy Burnham için ilk aşamada bir avantaj sağlıyor şüphesiz. Ancak şimdilik adeta “İngiliz siyasetini kurtaracak bir halk kahramanı olarak selamlanan ve yüceltilen” karizmatik lider Andy Burnham için en büyük sınav, göreve geldikten sonra rüzgar tersten estiğinde ülkesi için anlattığı hikayeye tutunup tutunamayacağı olacak.

Türkiye ile KKTC arasında imzalanan mutabakat zaptıyla iki ülkeyi denizin altından bağlayacak doğalgaz boru hattı için çalışmalar resmen başladı. Doğu Akdeniz gaz havzası sadece Kıbrıs (Rum ve Türk kesimi olması bağlamından bağımsız) için değil, Mısır ve İsrail’de dahil olmak üzere son dönemde öne çıkan, doğalgaz rezervleri açısından da oldukça önemli bir havza. Peki bu adımın getirileri ne olabilir?

Ahbap Derneği soruşturması, Türkiye'de milyonlarca kişinin bağış yaptığı dernek ile vakıflara ilişkin güven ve şeffaflık tartışmalarını gündeme getirdi. Peki bir derneğe bağış yapmadan önce nelere dikkat edilmeli? Bir derneğin güvenilir olduğu nasıl anlaşılır?




