Popülizm: "Yozlaşmış elite karşı halkın zaferi" mi?

Dünyayı etkisi altına alan popülizmin politik ekonomisi ve kültürel temelleri
Popülizm: "Yozlaşmış elite karşı halkın zaferi" mi?

6 Ekim - Brand Week Istanbul - Spektrum
Brand Week Istanbul ile birlikte

5 gün, 5 farklı sahne: Brand Week Istanbul Brand Week Istanbul 7 - 11 Kasım tarihleri arasında EMEA bölgesinin en büyük marka ve iş dünyası festivali Brand Week Istanbul , yaratıcı dünyanın liderlerini ve pazarlama duayenlerini bu sene Time to Reset temasında buluşturuyor. Nedir? Yaratıcı endüstrileri ve markalar dünyasını odağına alırken yarına yönelik içgörüleri farklı disiplinlerden uzmanlarla masaya yatıran Brand Week Istanbul, 7 - 11 Kasım tarihlerinde Zorlu PSM ’de gerçekleşecek. Kimler var? Her yıl olduğu gibi bu yıl da dünyaca tanınan birçok ismi konuk edecek olan Brand Week Istanbul’un katılımcıları arasında kuantum fizikçisi Prof. Mete Atatüre , ünlü tiyatrocu Demet Akba ğ , reklamcı Serdar Erener , bestelediği Hollywood film müzikleriyle tanınan Pınar Toprak , aktivist sanatçı Laetitia Ky , araştırmacı Bekir Ağırdır ve yazar Daniel H. Pink gibi isimler bulunuyor. Dahası: Onuncu yılında beş farklı sahnede gerçekleşecek olan Brand Week Istanbul, ilham verici hikâyeleri Inspiration Hall ’da, sektörü odağına alan konuları Brands Trends ’te, küresele yön veren başlıkları World Stage ’de, iyileştirmeye dair metotları Time to Heal ’de, kendi alanında uzman isimleri ise Master Hall ’da konuk ediyor. Brand Week Istanbul hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsin.

Daha fazlasını öğren

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Popülizm, günümüzde siyaset bilimi literatüründe en çok tartışılan ve temelleri anlaşılmaya çalışılan konuların başında geliyor. Popülizmin bir siyaset yapma biçimi olduğu, demokrasinin bozulmuş bir biçimi olduğu veya otoriterliğe geçişte bir ara form olduğu gibi farklı tanımlamalar yapmak mümkün ancak popülist siyasetçilerin ve siyasi partilerin dayandığı temeller üzerine bir konsensüs oluştuğunu söyleyebiliriz.

ABD'de Donald Trump, Brezilya'da Jair Bolsonaro, Macaristan'da Viktor Orbán, Türkiye'de Recep Tayyip Erdoğan ve Hindistan'da Narendra Modi sağ-popülizmin en göze çarpan örneklerini oluşturuyor. Peki, popülizm bazı ülkelerde partileri iktidara getirirken bazılarında neden güçlü bir siyaset tarzı olarak öne çıkmıyor? Popülizmi yaratan ekonomik, siyasi ve sosyal koşullar nedir? Bu yazıda, bu sorulara cevap bulmaya çalışacağım.

Popülizmin en yaygın iktidara geldiği form olan sağ-popülizmi temelde çoğulculuk karşıtı (anti-pluralist), kurumlar ve müesses nizam karşıtı (anti-establishment) ve elit karşıtı (anti-elite) bir siyasi hareket olarak tanımlayabiliriz. Uzun yıllardır halkın iradesini hiçe sayarak kendi egemenliklerini oluşturan yozlaşmış elitlere karşı halkın içinden gelen ve onların iradesini temsil eden güçlü bir liderin gücü ve egemenliği elitlerden alarak yeniden halka verdiği miti üzerine kurulu bir siyasi hareketi temsil ediyor popülizm. Bu anlamda, popülizmi "yozlaşmış elitlere karşı sıradan halkın zaferi" veya "temsili demokrasi yerine direkt demokrasi" gibi sloganlaşmış ifadelerle tanımlamak da mümkün.

Sağ-popülizm Asya, Amerika ve Avrupa gibi birçok farklı kıtada ve ülkede iktidarda olsa da son dönemde Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerde yapılan seçimler ve sağ-popülist partilerin ya iktidara gelmesi ya da oylarını önemli ölçüde artırması Avrupa'da sağ popülizmin yükselişinin nedenlerini analiz etmeyi önemli kılıyor. Bu alandaki akademik çalışmalar temelde globalleşmenin ekonomik ve sosyal etkileri, toplumdaki kültürel normların değişimi ve 2008 finansal krizinin günümüzde hâlâ devam eden etkilerinin popülizmin ortaya çıkışındaki temel etmenler olduğunu ortaya koyuyor. AB özelinde bakıldığında ise Avrupa entegrasyonu politikaları ve artan göçmen sayısının sağ-popülizmin yükselişinde büyük öneme sahip olduğu görülüyor.

Sağ popülizmin politik ekonomisi

Avrupa'da hem sağ hem de sol popülizmin yükselişte olduğu farklı ülkeler var. Farklı ülkelerde farklı popülizm formlarının ortaya çıkmasının temel sebeplerinden biri globalleşmenin her ülkede farklı sonuçlar doğurması. Globalleşmenin bir ülkede gelir eşitsizliğini artırması, sanayi üretiminin emeğin ucuz olduğu Asya ülkelerine kayması veya kısa zamanda büyük bir göç dalgasına sebep olması o ülkede sağ veya sol popülizmin yükselişini farklı şekillerde etkileyebiliyor. Ek olarak, Avrupa'nın farklı ülkelerinde farklı ekonomi politikalarının uygulanması veya işgücü düzenlemelerindeki farklılıklar da ne tür bir popülist hareketin ortaya çıkacağı üzerinde belirleyici bir etkiye sahip.

Avrupa'nın en müreffeh ve refah devleti politikalarının güçlü olduğu İskandinavya ve Kuzey Avrupa'da globalleşmenin etkisiyle artan göçmen sayıları sosyal yardım sistemi üzerindeki yükün artmasına neden oldu. Emek-yoğun sektörlerde çalışacak ucuz işgücüne ihtiyaç duyulan bu ülkelerde göçmenler önemli bir işgücü kaynağı yaratırken aynı zamanda çeşitli mekanizmalarla sosyal yardım sistemine de dâhil ediliyorlar.

Almanya, İsveç, Hollanda ve Belçika gibi ülkelerde globalleşmenin etkisiyle sanayi üretimi Çin ve Hindistan başta olmak üzere Asya ülkelerine kayıyor ve 2. Dünya Savaşı'nın ardından yeniden kurulan Avrupa sanayisinin yarattığı yüksek maaşlar ve güçlü refah devleti anlayışı yavaş yavaş düşüşe geçiyor. Hizmet sektörünün genişlemesiyle artan işgücü ihtiyacına göçmenlerin çözüm olarak görülmesi de bir yandan maaşlar üzerinde aşağı yönlü bir baskı oluştururken sosyal yardım bütçelerinin de paylaşımını beraberinde getiriyor. Bu nedenle, Kuzey Avrupa ve İskandinavya'da göçmen karşıtlığının merkezde olduğu bir sağ-popülizmin yükselişini görüyoruz. Avrupa Birliği üyesi olan bu ülkeler, hem AB entegrasyonun temellerinden biri olan mal, para ve insanların serbest dolaşımı ilkesi hem de 2015’e kadar uygulanan açık kapı politikası nedeniyle artan göçmen sayılarının nedenini AB olarak görüyor ve bu nedenle AB karşıtı söylemler siyasette karşılık bulabiliyor.

Brexit döneminde Birleşik Krallık'ta ve Macaristan'da Viktor Orbán'ın siyasi çıkışlarında görüldüğü üzere sağ-popülizmi besleyen söylemlerden biri de "AB'nin üye ülkelerin millî egemenliğini kısıtladığı ve siyasi gücü parlamentolardan alarak Brüksel'deki yozlaşmış elitlere verdiği" tezi üzerine kurulu. Orbán gibi sağ popülist liderler de halkın kendilerine yönetme yetkisini vermesi halinde millî egemenliklerini Brüksel'den alıp yeniden halkın iradesine vereceği iddiasıyla iktidardaki pozisyonlarını koruyabiliyorlar.

Refah seviyesi açısından Kuzey Avrupa'nın gerisinde olan Güney Avrupa'da ise sol-popülizmin daha güçlü olduğu görülüyor. Bunun temel nedenlerinden biri Güney Avrupa ülkelerindeki işgücü piyasası düzenlemelerini kayıtsız göçmen işçileri sosyal yardım sistemine dâhil etmemesi ve bu nedenle göçmenlerin refah devleti üzerinde bir yük olarak görülmemesi. Ancak, göçmen işçiler sosyal yardım sistemine dahil edilmeseler de kayıt dışı olarak çalıştıkları için özellikle emek-yoğun sektörlerdeki reel ücretlerin önemli ölçüde düşmesine neden oluyorlar bu da özellikle işçi sınıfı arasında globalleşmenin ekonomik koşullarını kötüleştirdiği algısını yaratarak sol-popülist hareketlere zemin kazandırıyor.

Özetlemek gerekirse, refah devleti anlayışının güçlü olduğu Kuzey Avrupa'da globalleşmenin ve AB entegrasyonu projesinin bir sonucu olarak görülen artan göçmen sayısı refah sistemi üzerinde bir yük olarak görülüyor ve düşen refah seviyesinin etkisiyle göçmen karşıtı bir sağ-popülizmin yükselişini beraberinde getiriyor. Güney Avrupa ülkelerinde ise refah sisteminin güçlü olmaması nedeniyle göçmenlerin işgücü piyasasında reel ücretleri düşürmesi, malların ve hizmetlerin serbest dolaşımı ilkelerinin bu ülkelerdeki ücretli çalışanların ekonomik koşullarını kötüleştirmesi özellikle işçi sınıfında globalleşme karşıtlığını tetikleyerek sol-popülist hareketlere zemin kazandırıyor.

Harvard Üniversitesi'nde ekonomi profesörü olan Dani Rodrik, popülizm ve globalleşme arasındaki ilişkiyi şu sözlerle anlatıyor:

"Hipergloballeşmeden kaynaklanan şoklar kendini göçmen hareketliliğinde gösterdiğinde, sağ-popülizmin ortaya çıkma eğilimi daha fazladır. Öte yandan, globalleşmenin sermaye ve malların hareketliliği üzerindeki etkisinin güçlü olduğu yerlerde sol-popülizmin ortaya çıktığını görüyoruz."

AB'nin temel hedeflerinden biri olan "parasal birlik" politikaları çerçevesinde üye ülkelerin maliye politikaları üzerindeki inisiyatiflerinin bir kısmını AB'ye devretmesi günümüzde popülizme güç kazandıran AB karşıtlığı üzerinde önemli bir etkiye sahip. Özellikle, 1980'den sonra tüm dünyada olduğu gibi AB'de de uygulanan iktisadi politikalar nedeniyle ekonomik eşitsizliğin artması ve küreselleşmenin hem üye ülkeler arasında hem de toplumsal sınıflarda kazanan ve kaybeden kesimler yaratması popülist hareketlerin güç kazanmasını da beraberinde getirdi. AB'nin ekonomi politikalarındaki teknokratik karar alma mekanizmaları ve yönetim anlayışı, popülizmin temel unsurlarından biri olan elit-karşıtlığını tetikleyerek halkın iradesini önceleyen güçlü lider imajına olan toplumsal talebi artırdı. Bu durum, AB'nin ekonomi alanını teknokratikleştirerek depolitize etmesi ve bu nedenle halktan kopuk bir yönetim anlayışına yönelmesi olarak da tanımlanıyor.

Popülizmin kültürel temelleri

Pippa Noris ve Ronald Inglehart, popülizmin kültürel temellerini inceledikleri makalelerinde Avrupa'da yaşanan kültür değişimini şu şekilde anlatıyorlar:

"İkinci Dünya Savaşı'nın yıkıcı etkilerine sahip olmuş kuşaklar güvenlik kaygılarının merkezde olduğu materyalist bir kültür anlayışına sahiptiler. Ancak, Avrupa'nın ekonomik kalkınması ve refah devleti politikalarının vatandaşlara ekonomik olarak güvenceli ve müreffeh bir hayat sunması sonraki nesillerde çokkültürlülük ve kozmopolitliğin temelini oluşturduğu post-materyalist bir anlayışın hakim olduğu yeni bir kültür dünyası yarattı. Bu kültürel değişim, az eğitimli ve yerli eski kuşaklarda post-materyalizmin ilerlemeci fikirlerine tepki olarak bir karşıdevrim hareketi başlattı."

Geleneksel Avrupalı kimliğinin, göçmen karşıtlığının ve küreselleşmeye tepkinin beslediği bu karşı devrim sağ-popülizmin yükselişinin de kültürel temelini oluşturuyor. Popülist hareketlerle ilgili bir diğer önemli çıkarım da geçmiş siyasetteki sağ-sol ayrımının günümüzde sağ-popülist ve liberal sol ayrımı olarak dönüşmüş olması. Bu dönüşümde sosyalizmin çöküşüyle birlikte hem sınıf bilincinin hem de sınıf siyasetinin etkisini kaybetmesi ve küreselleşmenin yarattığı ve kimlik siyasetinin önem kazanması büyük etkiye sahip.

Peki popülizmi besleyen kültürel değerler nedir?

Göçmen karşıtlığı, küresel ve ulusal yönetim mekanizmalarına güvensizlik, otoriter değerlere destek ve ideolojik bağlılıkların artması başta Avrupa olmak üzere tüm dünyada popülist hareketlere verilen desteği artırıyor.

populism

Kaynaklar:

  • Dani Rodrik - Populism and the Economics of Globalization
  • Dani Rodrik - Why Does Globalization Fuel Populism? Economics, Culture, and the Rise of Right-wing Populism
  • Pippa Norris & Ronald F. Inglehart - Trump, Brexit, and the Rise of Populism: Economic Have-Nots and Cultural Backlash
  • Philip Manow - The Political Economy of Populism in Europe
  • Pepijn Bergsen, Leah Downey, Max Krahé, Hans Kundnani, Manuela Moschella and Quinn Slobodian - The Economic Basis of Democracy in Europe
Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Nedir bu popülizm?

Popülizm neden yükseliyor? Politik ekonomisi ve kültürel temelleri ne?

06 Eki 2022

YAZARLAR

Abdullah Esin

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü mezunudur. Dış politika, diplomasi ve politik ekonomi alanlarında araştırmalar yapmaktadır.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.

16 Tem 2026

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Yumuşak güç sertleşirken: 36. NATO Zirvesi'nde diplomasinin yeni kodları

Bu yılki NATO Zirvesi; semboller, anlatılar ve kültürel güçle örülen "yumuşak gücün" ortadan kalkmadığını; aksine yeni bir biçim kazandığını gösteren anlarla doluydu. Savunma sanayiinin ve caydırıcılığın öne çıktığı bir dönemde yumuşak güç de bu gerçekliğe uyum sağlıyor; daha sert semboller, daha karizmatik lider imajları ve daha gösterişli ritüeller üzerinden yeniden üretiliyor.

Nart Özel

·

11 Tem 2026

Yumuşak güç sertleşirken: 36. NATO Zirvesi'nde diplomasinin yeni kodları