Türkiye savaşta ne yapıyor, neyi amaçlıyor?

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Geçtiğimiz pazartesi günü Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Rusya ordusunu nükleer caydırıcılık alarm düzeyine geçirdiği, aynı gün Rusya Uzay Komutanlığı’nı ziyaret ettikten sonra Ural Dağı'nın doğusundaki karargâha geçtiği açıklandı. Devam eden savaş ve tırmanan "3'üncü Dünya Savaşı", "Yeni Soğuk Savaş" argümanları arasında dış politikada AK Parti hükümeti Türkiye’yi nasıl konumlandırıyor?
Yaptırımlarda son durum
Bir yandan uydu görüntülerinden takip edilen 64 kilometrelik Rusya askerî konvoyu Kiev'e ilerlerken, diğer yandan komşu ülkelerde, özellikle Polonya'da Ukrayna'dan gelenler misafir ediliyor. ABD ve AB merkezli yaptırımlar ise son hızıyla devam ediyor. İşgali kınamayı reddeden Münih Filarmoni Orkestrası'nın ünlü şeflerinden Rusyalı Valeri Gergiev’in görevine son verilmesi ve Avrupa'daki Rusya vatandaşı değişim öğrencilerinin sınır dışı edilmesi gibi gelişmeler, "cezalandırılan Putin mi yoksa Rusya halkı mı?" sorusunu akıllara getirdi. Türkiye ise Batılı ülkelerin yaptırımlarını uygulamamakla beraber, BM Genel Kurulu'nun Rusya askerî saldırısını kınama kararı oylamasında kabul oyu verdi.
Hükümetin tavrı
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, yaptırımlarla ilgili "Rusya insanını ve kültürünü ötekileştirmeden ve şeytanileştirmeden RF’nin hatalı politikalarını eleştirmek; kimsenin tahrikine gelmeden Ukrayna’nın egemenlik haklarını ve bağımsızlığını savunmak mümkündür. Savaş zamanı bile ölçüyü kaçırmayalım. Zira 'haddini aşan zıddına döner'." mesajını paylaştı. Bir açıklamada da "Bazılarının Rusya’yla iletişimde kalıp onları müzakere masasına geri dönmeye yönlendirmesi gerekiyor." ifadelerini kullandı.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, hükümetin yaptırımlara ilkesel olarak katılmadığını belirtirken AK Parti Grup Başkanvekili Cahit Özkan "Burada, bir devlete yaptırım uygulamakla meselenin içinden çıkılacak durum çoktan geride kalmıştır. Bu anlamda Cumhurbaşkanımız Erdoğan, sürekli iki tarafla arabuluculuk rolü üstlenmek üzere diplomatik girişimler gerçekleştirmiştir" dedi.
Dün de Cumhurbaşkanı Erdoğan Putin ile yaptığı telefon görüşmesinde ateşkes sağlanması ve sivillerin tahliyesi için insani koridorların açılması çağrısı yaptı. Putin ise "Ukrayna'nın savaşmayı durdurmasını ve Rusya'nın taleplerinin karşılanmasını" şart koştu.
Arabuluculuk rolü
Hakkı Özdal, savaşın geldiği noktada Türkiye'yle ilgili değerlendirmesinde "Uluslararası düzlemde bir tür yeni Soğuk Savaş diyebileceğimiz bir süreç gelişirken Ukrayna krizi özelinde Erdoğan rejimi batıya doğru hızla bir manevra yaptı. Savaş başladıktan sonra iddialı ifadelerden kaçındı. Son günlerde de tarafların Antalya’da bir araya gelmesi ve arabuluculuk görüşmeleri planlanıyor. Sorunu çözmeye aday, elverişli ülke pozisyonunu yokluyor gibi görünüyor" ifadelerini kullandı.
Çavuşoğlu’nun Rusya ve Ukrayna dışişleri bakanlarını Antalya Diplomasi Forumu vesilesiyle bir araya getirmek isteğini belirtmesi üzerine Moskova, bu öneriye sıcak baktığını belirtti. Tarafsız kalarak Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne saygı mesajlarıyla uluslararası topluluğun temel prensiplerine uyan AK Parti hükümeti, aynı zamanda Rusya’ya yaptırım uygulamayarak buğday, doğal gaz ithalatı ve turizm gelirleri gibi konularda daha az riskli bir konumda kalmayı deniyor. Zira, TÜSİAD Başekonomisti Gizem Altınsaç’ın hesaplarına göre savaşın sadece ilk aşaması Türkiye’ye 30-35 milyar dolar ek maliyet oluşturacak.
"Montrö'yü uyguluyoruz"
Geçtiğimiz yıl 103 emekli Amiralin bildirisiyle de gündeme gelen Montrö Sözleşmesi'yle ilgili Erdoğan, "Montrö'deki sınırlamaların dışında tamamen kendi egemenliğinde bir alternatife kavuşmuş olacaktır. Bu bizim egemenlik mücadelemizdir." ifadelerini kullandı. Sözleşmenin önemi gerçek bir savaş durumunda kendini göstermiş olacak ki, savaş sırasında Boğazların statüsü konusunda hükümet Montrö’yü kullanmayı tercih etti. Savunma Bakanı Hulusi Akar, Montrö'nün aşındırılmasının kimseye faydası olmayacağını belirterek "Bugüne kadar yaptığımız gibi Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin 19, 20, 21'inci maddelerin uygulamasını sürdüreceğiz" dedi.
Böylece Türkiye, savaşan tarafların gemilerine kısıtlama getirebilecek (19'uncu madde), savaşa girmesi hâlinde Boğazları bütün savaş gemilerine kapatabilecek (20'nci madde) ve gerekli görürse tarafsızken de savaşan tarafların gemilerine Boğazları kapatabilecek (21'inci madde). Hatta, Boğazların tüm savaş gemileri için kapandığı açıklandı bile. CNN'in haberine göre de bir ABD yetkilisi, Rusya'nın Boğazlardan geçmek için Türkiye'yi zorlaması ve Türkiye'nin destek istemesi hâlinde, ABD uçak gemisinin bölgeye gelebileceğini ifade etti.
Akademisyen Howard Eissenstat ise Türkiye'nin Boğazları kapatma kararının Karadeniz'de Ukrayna'ya karşı çok üstün olan Rusya’yı ciddi anlamda etkilemeyeceğini; ancak Türkiye’nin jeopolitik önemine vurgu yapma, denge kurma ve riskleri minimize etme stratejilerini ortaya koyduğunu öne sürdü.
Türkiye için Boğazlarda egemenliğin garantisi devam ederken, arabuluculuk konusundaki planlar ve başarı ihtimalini savaşın gidişatını gözlemleyerek daha net görebileceğiz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Türkiye'nin Ukrayna'daki politikası ve amacı ile halkın enerji zamlarıyla nasıl başa çıktığını ele aldık.
07 Mar 2022

YAZARLAR

Deniz Kaptan
Yazar @ Spektrum

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR



