Sıcak Günlerde Azalan Enerji Üretimi


Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle yayınlanmaktadır. BMWi sürdürülebilir mobilite için kapsamlı çözümler sunar .
Daha fazlasını öğren →
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
“Dünya 4 derece ısındığında ne yapacaksınız?” diye sorduğumda pek çok kişi panik olmuş gibi görünseler de, aslında zihinlerinin arkasında “açar klimayı evde otururum” bulunduğu için, kendilerini gerçekte çok da kötü hissetmiyorlar. O noktada “peki elektriğin aynı şekilde klimanızı çalıştıracağına emin misiniz?” dediğimde ise çoğu kişi inanmaz gözlerle bakarak “neden çalıştırmasın ki?” diyor. İşte esas problemimiz burada, başımıza gelecek belanın büyüklüğünü ne kadar anlatırsak anlatalım, kişilerin zihni bu denli büyük bir değişikliği hayal edemeyebiliyor. Ama biz gene de bir deneyelim.
Öncelikle sizlere hep ortalama sıcaklıkların artışından söz ediyoruz. Mesela küresel ısınmanın ciddi boyutlara ulaşmadığı geçen yüzyılın ortasında, İstanbul’un ortalama yaz sıcaklığı 29 dereceydi. Bu, yazın serin günler 26 derece, sıcak günler de 32 derece olurdu anlamına geliyor. Her yaz da 26 dereceden serin ve 32 dereceden sıcak birkaç gün bulmak olasıydı. Bugün ortalama sıcaklık 30 dereceye çıktı, yani sadece 1 derece arttı. Oysa sıcaklığın 35 derece olduğu günleri normal kabul eder olduk. 35 derecenin üzerine çıktığında “aşırı sıcak oldu” demeye başladık. Kısacası, ortalama sıcaklık 1 derece arttığı zaman en sıcak günlerin sıcaklığı normalden 3 derece daha sıcak olmaya başladı. Ortalama sıcaklık 4 derece arttığında ise, uç sıcaklıklar 8-10 derece artabilir. Bunun bizim açımızdan anlamı da şu: İstanbul’da ortalama sıcaklık 4 derece artarak 33 derece olduğunda, havanın 40 derece olduğu bir günü normal karşılamak durumunda kalacağız. Hava ancak 45 derece olduğunda “aşırı sıcak” kabul edilecek.
İşte derdimiz 33 veya 35 derece olan günlerle değil, bu 45 derece olan günlerle; çünkü o günlerde serin kalabilmek için herkes klimalara yüklenecek. Bildiğiniz gibi klimalar da elektrik ile çalışıyor. Ülkemizde elektrik enerjisinin en fazla tüketildiği zamana bakacak olursak, bu genellikle Temmuz ayının son haftasına, yani serinletme ihtiyacının en yüksek olduğu döneme denk geliyor. Bu probleme bir de enerji üretimi açısından bakacak olursak, karşımıza çok da istenmeyen bir durum çıkıyor.
Fosil yakıtlardan elde edilen enerji genelde yanma sırasında elde edilen sıcaklık ile dışarıdaki havanın sıcaklığı arasında fark en fazla olduğunda en yüksek değerine ulaşır. Bunun ötesinde çoğumuzun rastlamışolduğu gibi, sıcak günlerde otomobilin motoruna fazla yüklenecek olursanız, motor kendini soğutamamaya başlar ve su kaynatabilir. Aynı problem hem kömür ve doğal gaz yakararak enerji üreten termik santrallerde hem de nükleer santrallerde vardır. Yani, bu santraller kendilerini soğutmak için çevrelerindeki bir su kaynağına ihtiyaç duyarlar. Yazın sıcak günlerde bu su kaynağının sıcaklığı da yükseleceği için, termik ve nükleer santrallerin de enerji verimleri düşer.
Dünya ortalama 4 derece ısındığında nükleer ve termik santrallerin verimlerinin bugüne kıyasla ortalama yüzde 3,3 azalacağı öngörülüyor. Kötümser hesaplarda ise bu azalmanın ortalamada yüzde 6,5 olabileceği düşünülüyor. Bunu şöyle düşünebiliriz, bir kömürlü termik santralde aynı miktarda kömür yakıyoruz, ama ürettiğimiz elektrik enerjisi yüzde 6,5 daha azalıyor. Bu da kömürlü termik santrallerden üretilen enerjinin yüzde 6,5 daha pahalıya gelmesi anlamına geliyor.
2019 yazı tüm Avrupa’nın bir sıcak hava dalgası ile kavrulduğu bir zamandı. Bu sırada Fransa’daki nükleer santrallerin verimi yüzde 8 azaldı. Eğer enerji üretimi ortalamada yüzde 6,5 düşecek olursa, çok sıcak günlerde bu düşüş yüzde 9-13 aralığında gerçekleşebilir anlamına geliyor.
Unutmayın, yazının başında dediğimiz gibi, dışarısı 45 derece olduğu için siz klimalara yüklenerek serinlemeye çalışıyorsunuz, ama enerji üretimini dayandırdığınız termik ve nükleer santrallerin enerji çıktısı da tam o gün yüzde 13 azalıyor. Yani arz azalırken talep arttığı için kısıntılar kaçınılmaz hale gelir.
Peki, neden güneş ve rüzgar enerjisinde ısrar ediyoruz? Çünkü özellikle yoğunlaştırılmış güneş enerjisi sistemleri en yüksek verime en sıcak günlerde ulaşıyor, yani talep artarken arzı da artıyor. Rüzgar enerjisi ise sıcaklıktan çok fazla etkilenmiyor. Güneş panellerinden elde edilen enerjide azalma görülse de, bu termik ve nükleerdeki azalmaya oranla daha az. Yani enerji sistemlerimizi yenilenebilir kaynaklara yöneltecek olursak, bu darboğaza girdiğimiz günlerde ihtiyacımız olan enerjiye de sahip olabiliriz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
NEREDE YAYIMLANDI?
Dünya Günü, İklim Krizi & Sürdürülebilirlik Zirvesi
21 Nis 2021

YAZARLAR

Dünyahali
Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ OKUMALAR
Warner Bros. Discovery Pazarlama Direktörü Beste Toksoy Balcı ile Röportaj
01 Tem 2026







