Suriye’de alan paylaşma dönemi: Bundan sonra ne olacak?

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Suriye’de 13 yıllık iç savaş, ne olup bittiği anlaşılmadan 12 gün gibi kısa bir sürede bitti. Asla devrilmeyeceği düşünülen; 2015’te topraklarının yüzde 70’ini kaybetmesine rağmen Rusya’yı Suriye’ye davet ederek iktidarını koruyan Beşar Esad’ın Rusya’ya kaçması ve sığınmasıyla ülkedeki Baas rejimi de son bulmuş oldu.
Ancak iç savaşın bittiğini söylemek ne kadar doğru? Suriye hızla istikrara kavuşan bir ülke olabilecek mi? Farklı etnik unsurların, farklı dinlere ve mezheplere mensup Suriyelilerin 13 yıldır savaştığı bir ülkede barış içerisinde yaşamak mümkün mü?
- Bu soruların yanıtını orta vadede bile vermek zor. Kısa vadede olabileceklere odaklanmak belki biraz olsun tablonun aydınlanmasını sağlayabilir.
12 gün içerisinde Şam’ı teslim eden muhalif güçlerin öncülüğünü, el-Kaide’nin Suriye uzantısı olarak kurulan ve zamanla adını Hey'etu Tahrîri'ş-Şâm (HTŞ) olarak değiştiren Muhammet Golani liderliğindeki hareket yürütüyor. Türkiye’nin desteklediği Suriye Millî Ordusu da aslında muhalif grupların parçalarından biri.
HTŞ, Esad’ın çatışmasız biçimde teslim ettiği Şam’ı ele geçirdikten hemen sonra uzun zamandır sıkışıp kaldığı İdlib’teki yönetim yapısını başkente taşıdı. Esad rejiminin devlet kadrolarına müdahalede bulunmayan HTŞ’nin dünyaya vermeye çalıştığı, “Değiştik,” “Barışçıl bir Suriye istiyoruz” görüntüsünü sürdürmek için yoğun çaba sarf ettiği, meşruiyet zemini yaratmaya çalıştığı açıkça görülüyor.
Ancak Suriye’deki iç savaşın bu aşamada bittiği söylense de yer kapma savaşının kolayca bitmeyeceği de anlaşılıyor.
Öncelikli faktör İsrail… HTŞ’nin Şam’ı ele geçirmesinin hemen ardından askerî operasyonlara başlayan İsrail, Esad döneminde müdahale edemediği askerî tesislerin, araştırma tesislerinin tamamını bombaladı. Bu hava harekatları halen devam ediyor.
İsrail bununla da yetinmedi. 1967’de ilk kez işgal ettiği Golan tepelerinden Şam’a doğru bir işgal harekatına girişen İsrail, başkente 15-20 km mesafede konumlandı. Bu konumlanma, İsrail’in yeni Suriye yönetimine karşı bir tampon bölge oluşturma niyetini de açıkça gösteriyor.
İsrail’in radikal İslamcı örgütlerin koalisyonuyla sınır komşusu olmak istemediği de ortada. Bu noktadaki tercihi, 2015’ten bu yana Suriye’nin kuzeyinde otonom bir yönetim oluşturan PYD… İsrail ile PYD’nin sınır temasının sağlanması, oluşturulacak tampon bölgenin ve PYD’nin kaderi açısından da belirleyici olabilir. Zira İsrail, daha önce de PYD’ye açık desteğini dillendirdi ve PYD’den de sıcak karşılık aldı. ABD’nin bölgeden bütünüyle çekilmesi halinde İsrail’in hamiliğinde Suriye’deki varlığını korumak da PYD için ciddi bir seçenek.
Ancak bunun için de yer kapma savaşlarının sonucunu beklemek gerekecek. HTŞ, Şam’da kontrolü sağlarken Suriye Millî Ordusu, doğrudan, Türkiye’nin çok önemsediği Münbiç’e yöneldi. PYD’nin kontrolündeki kent, Fırat’ın doğusu ve batısında kontrolü sağlamak açısından kritik önemde. ABD’nin himayesi sayesinde Münbiç’teki varlığını sürdürebilen PYD, yine ABD’nin aracılığıyla SMO’ya kenti teslim etti ve bütünüyle Fırat’ın doğusuna, otonom kanton yönetimi kurduğu bölgede bir hat oluşturdu. Ancak PYD’nin kontrol altında tuttuğu bölgenin tek özelliği bu değil. Suriye’nin verimli toprakları, petrol ve su bu bölgede.
Ordusu çökmüş, ekonomisi çökmüş, bütünüyle parasız Şam’daki yeni yönetimin bu bölgede etkinlik sağlamadan mali güce ulaşması da çok mümkün değil. Bu tablo, HTŞ ile PYD’nin masada anlaşamamaları durumunda bölgede kısa zamanda yeniden çatışmalı bir döneme girilebileceğini gösteriyor.
Üstelik bu konuda Türkiye faktörü de söz konusu. Türkiye, Irak’ın kuzeyinde kurmayı başardığı güvenli bölgeyi, Suriye’nin kuzeyinin bütününe de yaymak istiyor. Bunun için PYD’nin geriletilmesi kaçınılmaz Türkiye açısından. Mevcut pozisyonunu koruması ve bu şekilde statü elde etmesi Türkiye için tamamen “kabul edilemez” bir durum. Bu nedenle yakın zamanda, ABD’nin de Rusya gibi askerlerini çekmesi hâlinde neredeyse Suriye’de kalan tek yabancı güç haline gelecek Türkiye’nin atacağı adımlar da önemli. Türkiye’nin gelişmelere göre Rojava’ya yönelik bir askerî operasyon yapması, sınırda güvenli bölge oluşturması sürpriz sayılmamalı. Elbette bunun için ABD başta olmak üzere uluslararası konjonktür de önem taşıyor.
Bir diğer faktör, Suriye’deki yenik taraflardan sayılan Rusya. Ukrayna savaşının etkileri nedeniyle Suriye’deki etkinliğini sürdüremeyen Rusya’nın Tartus Limanı’ndaki varlığı kendisi için hâlâ kritik önemde. Zira Akdeniz’e açılabileceği başka bir konum yok. Ancak Rusya burada varlığını sürdürebilecek mi, zor görünüyor.
Suriye meselesi tek başına Suriye değil
Bu tablo bize Suriye meselesinin asla tek başına ele alınamayacağını gösteriyor. Suriye’de bundan sonra oluşacak dengeler, İsrail’in Filistin ve özellikle Gazze’ye yönelik sürdürdüğü saldırılardan, Rusya-Ukrayna savaşına, Türkiye’nin güvenlik endişelerinden ABD’nin İsrail’i koruma ve bölgedeki varlığını sürdürme stratejisine kadar uzanan uluslararası problemlerle yakından ilgili.
Bu noktada kararları önemli ülkeler de ABD, İsrail ve Türkiye olarak görünüyor. Ankara, bir yandan Suriye’de HTŞ’nin istikrarlı bir yönetim oluşturmasını ve sığınmacıların geri dönüşünü sağlamasını istiyor, bir yandan yeniden imar edilecek Suriye’deki başat aktör olmayı bekliyor. Bir yandan PYD’nin zayıflatılarak ve süreç içerisinde yok edilerek birleşik Suriye’deki unsurlardan sadece biri haline gelmesini arzuluyor, diğer yandan bunun gerçekleşmemesi ihtimalini düşünerek güney sınırında güvenli, tampon bölge oluşturmayı hedefliyor.
Suriye’de Esad ile muhalifler arasındaki çatışmalar bitti ancak belli ki savaş sahada da masada da bir süre daha devam edecek. Suriye’nin geleceği de bundan sonra şekillenebilecek.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Gökçer Tahincioğlu
Gazeteci ve yazar. 1997-2018 yılları arasında Milliyet Gazetesi’nde muhabir, haber müdürü ve köşe yazarı olarak çalışan Tahincioğlu, 2019’dan beri T24 internet sitesinde Ankara Temsilcisi ve yazarlık görevlerini üstleniyor.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




