Suriye’de baş başa: İran ve Türkiye

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Ukrayna'daki savaş devam ederken Rusya, Ukrayna’ya göndermek üzere Suriye’den birliklerini geri çekmeye başladı. Çekilen birliklerden kalan askeri üslerin ise İran güçleri ve Lübnanlı Hizbullah güçleri tarafından kullanılmaya başlandığı aktarıldı. ABD'nin ardından Rusya’nın da askerlerini çektiği Suriye'de sahada en çok askeri ve etkinliği bulunan iki ülke Türkiye ve İran olarak göze çarpıyor.
Bu hafta Spektrum'da iç içe geçmiş olan Suriye savaşı ve Ukrayna savaşı dinamiklerini, Suriye’de etkin güç olarak Türkiye ve İran’ın kalmasını değerlendireceğim.
Gündemler iç içe
Suriye'deki savaşta sahada askeri olan Türkiye ve İran gibi ülkelerin yanında ABD ve müttefiklerinin etkisi de özellikle istihbarat alanında devam ediyor. İsrail de hem istihbarat hem de hava saldırılarıyla bölgede aktif. Dolayısıyla buradaki dinamikler, Ukrayna'daki savaş sürecinde de devletlerin izlediği politikaları etkiliyor. Bunlardan en önemlileri Türkiye ve İsrail. Ukrayna gündemi boyunca tarafsızlığını korumaya gayret gösteren iki ülkenin de yine Türkiye ve İsrail olması tesadüf değil.
İsrail, Ukrayna’ya silah satmayı reddetmiş ve savaşan taraflara arabuluculuk teklif etmişti. Euronews Farsi’nin haberine göre İsrail’in hamlelerinde en önemli etken Rusya ile ilişkilerinin geleceğine ve Rusya-İran ilişkilerinin yakınlaşarak İran’ın bölgesinde kuvvetlenmesine dair endişeleri oldu. Zira İsrail, Rusya ile ilişkileri yardımıyla son yıllarda, İran ve İran yanlısı Suriye güçlerine, Lübnanlı Hizbullah’a karşı saldırılarda bulunabiliyor.
Türkiye ise Ukrayna savaşında gösterdiği tarafsızlıkla beraber 23 Nisan’da hava sahasının Suriye'ye giden sivil ve askeri Rusya uçaklarına kapatmasıyla gündeme geldi. Euronews Farsi’nin aynı haberine göre Türkiye bu hamlesinde Ukrayna gündeminden ziyade Suriye gündemini göz önüne aldı. Ukrayna savaşı yaptırımlarından sonra Rusya uçaklarına hava sahasını kapatarak Türkiye, Rusya’nın Suriye’ye havadan ulaşmasını engellemiş oldu. Türkiye, 900 km sınırı bulunan Suriye'deki savaşta yıllardır Esad rejimi karşıtı silahlı grupları destekliyor.
Boş kalan Rus üsleri ve Rusya-İran ilişkileri
Henüz askerlerinin bir kısmını geri çeken Rusya’nın, Savunma Bakanlığı güncel verilerine göre 2015-2018 arasında Suriye'ye konuşlandırılmış 63 bin askeri personeli bulunuyor. Rusya, 2015 yılından beri özellikle hava saldırılarıyla Suriye’de Esad rejiminin en önemli müttefiki konumunda. Rusya-İran çıkarları ayrıca İran’ın nükleer anlaşması ve Afganistan’da Taliban yönetiminin “stabil ve barışçıl” olması için yapılan diplomatik temaslarda da paralel.
BBC’nin Suriye medyasını analiz eden haberine göre Rusya, yabancı ülkelerden savaşçıların Ukrayna’da savaşması için hazırlıklar yapıyor ve özellikle Suriyelilerin Rusya tarafında savaşmak için başvuruda bulunduğuna dikkat çekiliyor. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi Direktörü Rami Abdurrahman, 40 binden fazla Suriyelinin "finansal teşvikler ve ayrıcalıklar karşılığında" Rusya tarafında savaşmak için kaydolduğunu belirtti.
Rusya’nın ardından Suriye-İran-Türkiye üçgeni
PKK bağlantılı gruplar tarafından kontrol edilen Suriye'nin kuzeydoğusunda Türkiye’nin son haftalarda düzenlediği saldırılar göz önünde bulundurulduğunda, İran’da tansiyonun yeniden yükselmesi durumunda Esad rejiminin bu sefer Rusya yerine İran’a dönmesi beklenebilir. Ukrayna’daki savaşa odaklanmış olan Rusya, Suriye’den sadece askeri anlamda geri çekilmiyor.
Daha önemli konulardan biri Suriye’de günlük hayatı sekteye uğratan yakıt krizi. Rusya kaynakları, artan benzin ve gıda fiyatlarının yanında sürekli elektrik kesintilerinin yaşandığı Suriye’de Esad rejiminin ana yakıt kaynağının artık Rusya değil İran olduğunu aktarıyor. Diğer yandan Rusya'nın Türkiye’nin hava sahası hamlesine sert bir tepki göstermekten çekindiği gözlemleniyor. Çoğu çatışma bölgesinde görev alan Rusya merkezli özel askeri şirket Wagner Grubu’nun sahibi ve Rusya'da etkili bir isim olan Yevgeniy Prigojin de Türkiye’nin son saldırılarını “Türk Ordusu’nun kutsal savaşı” olarak değerlendirdi. Bu gelişmeler, bölgede İran ve Türkiye’nin hareket alanlarının açıldığını, dolayısıyla da önümüzdeki süreçte karşı karşıya gelebileceklerini gösteriyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İsveç'in ve Finlandiya'nın NATO'ya üyelik başvurularının Türkiye'ye getirdiği fırsatlar ile tehlikeleri ve Rusya'nın çekilmesiyle Suriye'de değişen dengeleri ele alıyoruz.
18 May 2022

YAZARLAR

Deniz Kaptan
Yazar @ Spektrum

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
BirGün muhabiri Ebru Çelik'in "figüran" haberi, gazetecilikte kimlik gizleyerek haber yapma yöntemini yeniden gündeme taşıdı. Peki bu yöntemin kökleri nereye uzanıyor, etik sınırı nerede başlıyor ve kamu yararı bu tartışmanın neresinde duruyor?

Çin’in siyasi partiler, düşünce kuruluşları ve yayıncılık faaliyetleri üzerinden Türkiye’de kurduğu ilişki ağı genişlerken, bu hattın yeni merkezlerinden biri DÜNYA-MER oldu. Merkezin Başkanı Prof. Dr. Semih Koray, Aposto’ya yaptığı açıklamalarda DÜNYA-MER’in Çin’in Küresel Medeniyet Girişimi’yle kesişen hedeflerini, güvenlik konferanslarını neden öne aldıklarını ve “yeni bir medeniyetin Asya’dan yükseldiği” tezini anlattı.

ABD yönetimi geniş çaplı bir İran işgaline hazırlanıldığı iddialarını doğrulamıyor. Ancak Hürmüz Boğazı’ndaki geçişi güvenceye almak, stratejik adaları veya askerî altyapıyı hedef almak amacıyla sınırlı kara operasyonları ihtimali gündemde kalmayı sürdürüyor. Başkan Yardımcısı JD Vance ise rejim değişikliğine ve uzun süreli savaşa karşı çıkarken, gerektiğinde sınırlı askerî güç kullanılmasını ve diplomasinin açık tutulmasını savunuyor.

Yeni Parti kurucularından Utku Çakırözer ve Burhanettin Bulut’un Aposto’ya verdiği bilgilere göre, ilk olağan kurultayın Ekim sonu ile Kasım başı arasında yapılması planlanıyor. Kurultayda yalnızca yönetim organları değil, parti programı ve tüzüğüne ilişkin son düzenlemeler de ele alınacak. Kurultayın ardından ise Yeni Parti odağını tamamen seçim hazırlıklarına çevirecek. Önümüzdeki üç aylık süreçte örgütlenme çalışmalarına ağırlık verilecek.

Mutlak butlan kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP yönetimine dönmesi, Özgür Özel ve arkadaşlarının Yeni Parti’yi kurmasıyla sonuçlandı. Ankara kulislerinde şimdi Yargıtay’ın kararı kaldırıp kaldırmayacağı, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının gündeme gelip gelmeyeceği ve CHP’de yeni bir kurultay sürecinin başlayıp başlamayacağı tartışılıyor. Yeni Parti yönetimi ise butlan kararı kaldırılsa bile CHP’ye dönmeme ve seçime kendi çatısı altında girme eğiliminde.




