Tarihi eser kaçakçılığı

Geçtiğimiz günlerde peş peşe gelen haberler üzerine, tarihi eser kaçakçılığı bir kez daha gündeme geldi.
Tarihi eser kaçakçılığı

(Çizim: Bilge Alpay)

Geçtiğimiz günlerde peş peşe İstanbul, İzmir, Yalova, Ankara, Mersin ve diğer birçok ilden gelen haberler üzerine, tarihi eser kaçakçılığı bir kez daha gündeme geldi.

Türkiye’nin kültürel coğrafya açısından zengin niteliği, geçmiş medeniyetlerin kalıntılarının bolluğuyla kendini gösteriyor. Ne var ki, ülkenin yoğun gündemi arasında zaman zaman gözde kaçsa bile; tarihi ve kültürel değerlerin izinsiz satışı, yurt dışına kaçırılması, hatta yağmalanması, coğrafyamızda 19. yüzyıldan beri süregelen bir problem. Bölgenin kültürel mirasına ait bazı eserlerin, Osmanlı Devleti’nin son döneminden itibaren farklı yöntemlerle yurt dışına kaçırıldığı biliniyor. Bu dönemden itibaren deyim yerindeyse bir yağmaya dönüşerek yurt dışına kaçırılan eserlerin bir kısmı, kültür varlıkları kaçakçılığının en önemli örneklerini oluşturuyor. Almanya ve Rusya müzelerinde bulunan Troya eserleri, Viyana Müzesi’nde bulunan Trysa Anıt Mezarı, Berlin’deki sergilenen Bergama Zeus Sunağı ve Milet Güney Agora Kapısı, Londra’da British Museum’da bulunan ve Dünyanın Yedi Harikası'ndan biri sayılan Halikarnas Mozolesi gibi eserler, Türkiye’den kaçırılan en bilinen örnekler olmakla birlikte; tarihi ve kültürel mekânlardan, dinsel yapılardan, arkeolojik kazı alanlarından hatta müzelerden her çeşit eser kaçırılmaya halen devam ediyor.

Tarihi eserlerin maddi değerlerinin yüksek olmasının yanında; kara para aklamaya müsait yapıları, suç örgütlerini kaçakçılık yapmaya yönelten en önemli nedenler arasında. Kültür varlıklarına yönelik yasa dışı uluslararası talebin karşılanabilmesi için, piyasayı sürekli besleyen aktörler arasında genel olarak defineciler, kaçak kazıcılar, soyguncular ve toplayıcılar bulunuyor.

Nasıl ki tarihi eser kaçakçılığı Osmanlı’nın son döneminden kalma bir problem ise, bunu engellemek adına uygulanan yaptırımlar da aynı döneme uzanıyor. 19. yüzyılın sonundan bugüne çeşitli kanun ve düzenlemeler ile engellenmeye çalışılan tarihi eser kaçakçılığı, günümüzde ise Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile düzenleniyor. Ancak bu kanunda öngörülen cezaların, kültür varlıklarının karşılığı olan ekonomik değerin yanında; caydırıcılıktan da epey uzak olduğu su götürmez bir gerçek. Emniyet güçlerince sıklıkla operasyonlar düzenlense de, uygulanan yaptırımlar kültür mirasının ticari bir faaliyete dönüşmesinin önüne geçemiyor.Yurt dışına kaçırıldığı saptanan tarihi eserlerin iadesi için Türkiye, Cumhuriyet döneminin başlarından itibaren günümüze dek çalışmalar yapmaktadır.Yine de pek çok girişim, yıllar boyunca süren ancak sonuçsuz kalan bir prosedür zincirinden ileri gidememiştir.

Bu açıdan, tarihi eser kaçakçılığının önlenmesi adına belki de en önemli nokta, kaçakçılık faaliyetine ciddi yaptırımlar uygulanmasının yanı sıra; toplumda da bir kültür bilinci oluşmasını sağlamaktır. Yaşadığımız coğrafyada bizden önce yaşayan medeniyetlerin bıraktığı etkileyici mirası sahiplenmek ise toplum duyarlılığını artırmak için oldukça önemli bir adım. Ne var ki günümüzün ekonomik düzeninde, kültür varlıkları arz - talep ilişkisine maruz kaldığından, yalnızca yerel tedbirlerle kaçakçılık faaliyetlerinin önüne geçilebileceğini düşünmek iyimser bir bakış açısı olarak kalıyor. Kültür varlıklarının muhafaza edilmesi ve ticari bir suç faaliyetinin konusu olmasını engellemek adına, dünya ülkelerinin işbirliği yapması ve uluslararası bir koruma sağlanması, mevcut sorunu gerçek anlamda çözüme ulaştırabilecek biricik yol gibi görünüyor.

Elif Ay

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş