Trump-Putin zirvesinin ardından: Avrupa'nın diplomatik angajmanı ve güvenlik garantileri meselesi

24 Şubat 2022’de Rusya Federasyonu, Ukrayna’yı işgal etti. Aynı yıl 30 Eylül’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna’nın doğu ve güneyindeki dört bölgenin ilhakını duyurdu. Çatışmalar devam ederken Batılı ülkelerden destek alan ve Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin liderliğiyle moral bulan Ukrayna ordusu, üç yılı aşkın süredir Rusya’nın saldırılarına karşı direnişini sürdürüyor.
Dünya siyasetinin NATO, Birleşmiş Milletler (BM) gibi başat uluslararası örgütlerin işleyişinin ve Avrupa güvenliğinin dengesini bozan bu çatışma, Ocak 2025’te Trump’ın ikinci kez ABD Başkanı seçilmesiyle yeni bir faza girmiş görünüyor. Trump’ın Putin ile Zelenski arasında pek de diplomatik olmayan, “babacan” bir arabulucu rolüne soyunması yılın başından beri ateşkes ve barış görüşmeleri imkanlarını da farklı bir perspektiften gündeme taşıdı.
ABD Başkanı'nın gümrük vergileri ve NATO’nun işleyişi gibi temel konularda Avrupa’ya yönelik politikası Transatlantik ittifakını zedelerken Ukrayna savaşı hakkında Avrupalılar da kendi rotalarını çizmeye başladılar. Özellikle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, söz konusu çatışma ve barış olasılıklarına ilişkin belirgin bir diplomatik ve siyasi angajman içine girdiler ve Gönüllüler Koalisyonu’nu kurdular.
Bu yapı somut siyasi sonuçları bakımından henüz kalıcı etki oluşturamasa da hem Zelenski’nin sıkça dile getirdiği “güvenlik garantileri” kavramını uluslararası siyasette gündemde tutması hem de Fransa ve İngiltere’nin Avrupa’nın güvenliğine ilişkin liderlik arzularını ve bu yönde aldıkları sorumluluğu vurgulaması bakımından da önem taşıyor.
Nitekim Trump ile Putin arasında Alaska’nın Anchorage kentinde düzenlenen ikili görüşmenin ardından Rusya-Ukrayna çatışmasının geldiği son aşamada da başta Fransa, İngiltere ve Şubat ayındaki seçimlerin ardından iç siyaseti yeni yeni stabilleşen Almanya olmak üzere Avrupa devletleri 18 Ağustos’ta Washington’daki Trump-Zelenski buluşmasında yer alarak ortak bir diplomasi yürüttüler.
15 Ağustos Cuma günü ABD’nin Alaska eyaletindeki Anchorage kentinde yapılan Trump-Putin zirvesi, Ukrayna’da ateşkese dair somut bir perspektif sunmadan sona erdi. Alaska zirvesi, Putin’in imajını tazelerken bir yandan da Rusya devlet başkanının uluslararası arenada yeniden meşruiyet kazanmasının da yolunu açtı.
- Kremlin’in en az altı-yedi saatlik müzakere öngörüsüyle başlayan zirve üç saatten kısa sürdü. Planlanan öğle yemeği iptal edildi, yalnızca 12 dakikalık ve herhangi bir yeni açıklama içermeyen ortak bir basın toplantısıyla sona erdi ve gazetecilerin soru sormasına izin verilmedi.
Görüşmeler ayrıca Moskova’nın arzuladığı şekilde ekonomik veya ticari yatırım konularına ya da silah kontrolü meselelerine uzanmadı. Putin basın karşısındaki kısa açıklamasında çatışmanın Rusya açısından temel nedenlerini tekrarlarken Trump’la olan görüşmeyi “Ukrayna’da barış yolunda çok yapıcı” olarak niteledi. Trump ise görüşmelerin “çok sıcak bir atmosferde geçtiğini” ve “pek çok konuda mutabakata varıldığını” belirtirken Putin’e “Vladimir, güçlü bir adam, cehennem kadar sert ” ifadeleriyle övgüler yağdırdı.
Ne var ki Trump bu olumlu ifadelerini hangisi olduğunu açıklamadan “muhtemelen en önemli olan konuda” mutabakata varılamadığını da sözlerinin arasına sıkıştırarak revize etti. Zirveden daha birkaç gün önce Rusya’yı Ukrayna’da ateşkes sağlanmazsa “ciddi sonuçlarla” tehdit eden Trump, zirvenin hemen ardından Fox News’a yaptığı açıklamada, yeni yaptırımların “şimdilik gündemde olmadığını” ve en az “iki-üç hafta boyunca uygulanmayacağını” dile getirdi.
Özetle: Alaska’daki zirvenin sonunda kendinden emin, net ve kısa ifadelerle konuşan Putin’i ve “neşeli ve sıcak” tavırlarla ortaya karışık ifadeler kullanan Trump’ı gördük. Bu da yukarıda söz edildiği gibi Putin’in uluslararası arenada meşruiyetinin tazelenmesine ve bu tablo karşısında Avrupalıların, artık daha sert bir tutum almak zorunda kalmasına yol açtı.
Hatta Rus siyaset bilimci Andrey Kolesnikov’un Le Monde gazetesine yazdığı bir yazıda belirttiği üzere Rusya’nın Alaska zirvesindeki amacı Ukrayna konusunda gerçek müzakereler yürütmek değil, Rusya’nın Avrupa Birliği ve Birleşik Krallık’a karşı varoluşsal bir mücadele verdiği fakat bu mücadelede ABD’nin karşısında olmadığı mesajını sessizce iletmekti. Trump’ın zirve sonrası açıklamaları ve Avrupalı liderlerin 18 Ağustos’ta Washington’daki gövde gösterileri bu mesajın alındığını gösterir nitelikte.
Öyle ki Avrupalılar, Moskova lehine çok avantajlı bir anlaşmayı engellemek için harekete geçti. Apar topar organize edilen ortak Washington ziyaretinden bir gün önce video konferans yoluyla görüşen ve ortak bir strateji belirleyen Avrupalı liderler bu ziyaretle Ruslar ile Amerikalılar arasında yürütülecek her türlü müzakereye dahil olma iradelerini açık bir şekilde ortaya koydular.
2024’te iç politikada yaşadığı sarsıntılardan sonra dış politikada daha güçlü hamlelere odaklanan, kendisini “güçlü Avrupa” vizyonunun taşıyıcısı olarak konumlandıran ve Washington’daki görüşmenin düzenlenmesinde de öncü rol oynayan Macron, yazlık ikametgahı Brégançon Kalesi’nden Falcon uçağıyla gelerek öğle yemeğinde Beyaz Saray’da İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile biraraya geldi.
Söz konusu ziyaretin aciliyet arz eden ilk amacı Zelenski’nin altı ay önce Oval Ofis’te yaşadığı aşağılanmayı yeniden yaşamaması için çaba göstermekti. İkinci ve daha kapsayıcı amaç ise Avrupa güvenliğinin söz konusu olduğu bu savaşa ilişkin ABD ile Rusya arasında süren müzakerelerden dışlanmama kararlığının bu iki ülkeye gösterilmesiydi.
Nitekim ABD’ye hareketinden önce Brégançon Kalesi’nde konuşan Macron, “son derece ciddi” bir bağlamda sadece Ukrayna’nın değil, tüm Avrupa’nın güvenliğinin tehlike altında olduğunu belirtti. Üçüncü olarak ise Avrupalı liderler Kremlin’in taleplerini fazlasıyla karşılayabilecek aceleci bir anlaşmayı engellemek amacıyla seferberliklerini artırdılar.
Salı günü, çoğu Avrupalı olan 30 ülkenin oluşturduğu ve Kiev’e desteği sürdürmek için kurulan “Gönüllüler Koalisyonu” Rusya ile yapılabilecek muhtemel bir barış anlaşması karşılığında Ukrayna’ya sağlanacak güvenlik garantileri konusunu ele aldı. Kuruluş aşamasında Macron ve Starmer’in liderlik ettiği “Gönüllüler Koalisyonu” üyeleri Kiev’i korumaya hazır olduklarını açıkladılar ve bununla birlikte ABD’nin de belirli bir güvence vermesini talep ettiler.
- Macron, Avrupalılar adına bu talebi “Amerikalılar bu konuda ne ölçüde katkı sunmaya hazır, bunu bilmek istiyoruz” ifadelerini kullanarak iletti. Avrupalılar açısından Ukrayna’ya güvenlik güvenceleri vermek, öncelikle Rusya’yı savaşı yeniden başlatmaktan caydırmak anlamına geliyor. Bu çerçevede Avrupa, Kiev’in istediği gibi silahlanabilmesini ve gelecekte içinde bulunacağı ittifaklarını kendi seçebilmesini savunuyor.
Avrupalıların bu beklentisi, elbette konunun NATO bağlamında da tartışılmasını gündeme getirdi. ABD ve Avrupa güvenlik mimarisinin mihenk taşı olan, ABD-Avrupa ittifakının simge kuruluşlarından olan NATO’nun Ukrayna için talep edilen güvenlik garantilerinde nerede duracağının bilinmesi Avrupalı müttefikler tarafından büyük önem taşıyor.
Konuyla ilgili tartışma karşısında Trump’tan net bir açıklama geldi. Trump, Truth Social hesabından yaptığı açıklamada Ukrayna’nın NATO üyeliğini tamamen gündemden çıkardığını duyurdu. Bu açıklamanın gölgesinde 20 Ağustos Çarşamba günü NATO’ya üye 32 ülkenin genelkurmay başkanlarının aynı meseleyi bir video konferans toplantısında görüşmesi planlandı.
Diğer taraftan Ukrayna’yı tarafsızlığa zorlayan ve askerî kapasitesini sınırlayan bir anlaşmaya varmak isteyen Putin ise barış müzakerelerinin başarısızlığının sorumluluğunu Avrupa’ya yükledi. Le Monde gazetesinin 19 Ağustos tarihli zirveye katılan güvenilir bir kaynağa atfen yayımlandığı bir haberde ifade edildiği üzere Kremlin bu görüşmeleri, savaşı sona erdirmek için çözülmesi gereken tüm sorunlar üzerine Ukrayna ve Avrupa ile müzakerelere başlama yönünde gerçek bir fırsat olarak görüyor.
- Bu kaynağa göre Avrupalıları yüzbinlerce insan cephede ölürken soyut ilkeleri savunmakta ısrar etmekle suçlayan Rusya, Kiev’in fiilen kaybettiği bu savaşın, tamamen yıkıma sürüklenmeden durdurulması gerektiğine inanıyor. Nitekim Rusya ve ABD Alaska zirvesinden bu yana yalnızca bir ateşkes değil, bir barış anlaşmasından daha çok söz ediyor.
Ukrayna savaşı, Avrupa’yı kıtanın güvenlik mimarisinin yeniden yapılandırılmasını zorunlu kılan bir açmaza sürükledi. Bu yeniden yapılanmada İngiltere ile ortak liderlik sürdürmeye çalışan Fransa’nın cumhurbaşkanı her fırsatta değerlerinden ya da bütünlüğünden taviz vermeden, yüzyılın ekonomik, teknolojik, diplomatik ve ekolojik meydan okumalarına yanıt verebilecek bir Avrupa dizayn edilmesini savunuyor.
Rusya karşısında Avrupa’nın sergilediği bu son seferberlik tutumunu da Ukrayna’daki çatışma aracılığıyla kolektif güvenlik kurallarını yeniden tanımlayan eski kıta için yeni bir platform ve Paris’ten yükselen “güçlü Avrupa” vizyonu için taze bir filiz olarak değerlendirmek mümkün görünüyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Merve Özdemirkıran Embel
Akademisyen. Uluslararası İlişkilerde, başta ekonomik aktörler olmak üzere, ulus-aşırı (transnasyonal) aktörlerin rolü, Türk Dış Politikası ve Fransa Siyaseti başlıca çalışma konuları arasındadır.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR


