Trump’ın blöf çıkmazı: Hürmüz’de kilitlenen dünya ekonomisine dair senaryolar

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İran’a saldırının ardından başlayan savaş, üçüncü haftayı geride bıraktı. ABD Başkanı Donald Trump, zafer kazandığını ilan edip Beyaz Saray’ın resmî X hesabı “ABD’den daha iyi bir ordu yoktur” diye sloganlar paylaşsa da Hürmüz Boğazı 21 gündür kapalı. Petrol fiyatı 100 doların üstünde. Tahran dünya petrol arzının %20’sini bloke etmeye devam ediyor.
Trump önce petrol fiyatlarının yükselmesiyle "Amerikan enerji şirketlerinin kârlarının artacağını ve bunun iyi bir gelişme olduğunu" söyledi. Ardından çark ederek Tahran’ın boğazı trafiğe açmaması hâlinde İran’ı daha sert vurmakla tehdit etti. Tahran’ın geri adım atmaması üzerine, Amerikan donanmasının boğazdan geçen tankerlere eşlik edeceği haberleri dolaşıma girdi. Ancak Pentagon’a göre İran’ın saldırı kapasitesi yok edilmeden tankerleri korumak imkansız.
Son olarak 14 Mart’ta Wall Street Journal, ABD’nin Hürmüz Boğazı’nın İran tarafını kara birliklerini kullanarak işgal edebileceğini yazdı. 20 Mart akşamıysa Trump tüm bu dediklerinden tekrar çark etti:
“Gerekliyse Hürmüz Boğazını onu kullanan diğer ülkeler korumalı ve denetlemelidir. ABD kullanmıyor... Bu onlar için kolay bir askerî operasyon olacaktır.”
2 gün sonra da bu dediklerinden yine 180 derece döndü. Tahran, Hürmüz’ü açmazsa 48 saat içinde İran’ın enerji santrallerini bombalayacağını açıkladı.
Tüm bu keşmekeş ve U-dönüşleri içinde İran yönetiminin üst kademesini ortadan kaldırırken Trump’ın bunun yol açacağı olası sonuçlara dair hiçbir öngörüsünün olmadığı ortaya çıkıyor. İnanması zor olsa da, ABD gibi bir süper gücün tek planı, Hamaney’i öldürerek İran muhalefetini sokaklara dökmek ve rejimi devirmekmiş. Bu planın işlememesi hâlinde devreye sokulabilecek herhangi bir seçenekse düşünülmemiş.
Dahası Tahran’ın Hürmüz’ü kapatması, Körfez’deki petrol ve gaz tesislerine saldırması hâlinde nasıl karşılık verileceği Trump dahil Amerikan yönetiminde kimsenin aklına gelmemiş. Oysa Tahran, ABD yönetimiyle nükleer konusunda müzakere ederken hiç beklemediği bir anda saldırıya uğramasına rağmen, bugüne kadar muntazam işleyen bir strateji çerçevesinde karşılık veriyor.
Hürmüz Boğazı'ndan geçecek tankerlere, petrolün ancak Çin Yuanı karşısında satılması hâlinde izin vereceğini duyurmasıysa tüm dünya ekonomisi ve ABD için dengeleri değiştirecek bir hamle olarak anlaşılmalı.
Hürmüz Boğazı ne kadar kapalı kalacak?
IMF’nin eski başekonomisti ve şu anda Harvard Üniversitesi’nde iktisat profesörü olan Gita Gopinath, Bloomberg’e yaptığı açıklamada, uzayan petrol şokunun tetikleyeceği ekonomik durgunluğa karşı koymak için hükümetlerin gerekli mali kapasiteye sahip olmadığını söyledi.
İran’a saldırmadan önce Amerikan yönetiminin aklının ucundan bile geçmeyen, ancak dünyanın bugün karşı karşıya kaldığı kriz, tarihin en büyük petrol arz kaybı. Hürmüz Boğazı’nın kapalı olması nedeniyle piyasalara sunulamayan petrolün miktarı, 1973’teki petrol ambargosuyla kısılan arzın tam üç katı.
1973 petrol ambargosunun dünya ekonomisinde yol açtığı yıkım, yokluklar, kuyruklar ve borç krizleri düşünüldüğünde, bugün yaşadığımız sorunun nelere gebe olacağını öngörmek çok zor değil. Hürmüz Boğazı’nın bir-iki hafta daha kapalı kalması hâlinde, tüm borsaların ve mali piyasaların çökmesi kimseyi şaşırtmamalı. Bunun Nisan ortasına kadar sürmesi hâlindeyse başta ABD olmak üzere küresel ekonominin kıyamete sürükleneceği düşünülüyor.
ABD bu krize neden 1973'ten çok daha kırılgan bir pozisyonda giriyor?
1973 petrol krizi sırasında ABD’nin borcunun millî gelirine oranı %32’ydi; bugün bu oran %122’ye çıkmış durumda. 1973’te ABD’nin bütçe açığının millî gelire oranı % 1’di; bugün %6-7 seviyesinde.
Daha da çarpıcısı, son 50 yılda ABD’nin net uluslararası yatırım pozisyonundaki değişim. 1973’te ABD’nin net uluslararası yatırım pozisyonunun millî gelire oranı +%10’du. Yani ABD’nin yurt dışındaki yatırımı, yabancıların ABD’deki yatırımından %10 fazlaydı. Bugün bu oran -%85’e gerilemiş durumda.
Bunun anlamı açık: Yabancıların ABD’de sahip olduğu varlıklar, ABD’nin yurt dışında sahip olduğu varlıklardan çok daha fazla. Yani Amerika, 1973 petrol şokuna kıyasla 2026 krizine sadece daha borçlu ve daha kırılgan bir mali yapıyla değil, aynı zamanda dış finansmana çok daha bağımlı bir ekonomik düzenle yakalandı.
Trump bugün zafer naraları atıyor. Ancak önümüzdeki haftalarda derinleşecek krizi hızla çözemediği takdirde, hem küresel ekonomiyi hem de ABD’yi benzeri görülmemiş bir yangının içine sürüklemiş olacak. Trump, her ne kadar "Biz Körfez’den petrol almıyoruz, Hürmüz Boğazı'nı oradan petrol alan Asya ülkeleri açsın" demeye getirse de kazın ayağı pek öyle değil.
Çünkü Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının, petrol krizinin çok ötesinde etkileri var. Zincirleme biçimde hiperenflasyonu, IMF’nin eski baş ekonomistinin de uyardığı gibi devletlerin mali kapasitesinin çökmesini ve nihayet bazı ülkelerde açlığı tetikleyecektir.
Dahası dünya ekonomisi, küresel çapta bir borç krizinin eşiğine gelebilir. Savaşın başından itibaren sessizliğini koruyan Elon Musk’un Cuma günü paylaştığı görselde Uzun Dönemli Stratejik İş Planı'nın en kırılgan ayağını Hürmüz Boğazı olarak göstermesi tesadüf olmasa gerek.
Enerjiye, gıdaya ve ardından temel emtialara erişim zorlaştıkça devletler, bu hayati ihtiyaçları karşılayabilmek için ellerindeki varlıkları satmak zorundalar. Bu satış dalgasının ilk vuracağı yerse, yabancıların elinde bulunan değeri net 35.3 trilyon dolara ulaşan Amerikan finansal varlıklarıdır. Başka bir ifadeyle, petrol ve gaz satamayan Körfez Ülkeleri, ekonomileri felç olacak Asya ve Avrupa ülkeleri, temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için ellerinde bulunan Amerikan varlıklarını satmak zorunda kalacaklar.
Bunun sonucunda ABD Hazine tahvili faizleri sert biçimde yükselirken, Amerikan tahvillerinin değeri düşmeye devam edecektir. Yükselen faizler, düşen kamu gelirleri, büyüyen bütçe açıkları, artan borçlanma ihtiyacı ve yeniden yükselen faizlerin oluşturduğu kısır döngü içinde, hem ABD hem de dünya ekonomisinin öldürücü bir borç sarmalına sürüklenmesi kaçınılmaz.
Tahran'ın stratejisi: Savaşı uzat, ekonomiyi çökert
İran’a saldırının tetiklediği bu kıyamet senaryosuna karşı ABD’nin tamamen hazırlıksız olması ve bunu önlemeye yönelik bir hamle yapamadığının tekrar altını çizelim. İşin çarpıcı tarafıysa Tahran’ın tüm savaş stratejisini ABD’yi ekonomik açıdan köşeye sıkıştırmak üzerine bina etmiş olması.
İran Dışişleri Bakanı Arakçi, ateşkes çağrılarına kapıyı kapatırken “kalıcı bir şekilde sona erene kadar” savaşmaya devam edeceklerini söyledi. Devrim Muhafızları’nın eski başkomutanı Muhsin Rızai’ye göreyse Tahran, savaşı uzatarak petrolü 150 dolara çıkarmayı hedefliyordu:
“Bu, tüm küresel ekonominin çökeceği anlamına geliyor. Küresel ekonomi çökerse dünya Trump’ın savaş çığırtkanlığını sürdürmesine izin verir mi?”
Önde gelen İran uzmanlarından ve Amerikan müesses nizamıyla yakın ilişkisi bulunan Vali Nasr, 2025 yılında çıkan İran’ın Grand Stratejisi kitabında, sayfalar boyunca Muhsin Rızai’den bahsediyor. Rızai, daha 27 yaşındayken İran Devrim Muhafızları'nın komutanı olarak Irak Savaşı'nda yer almış. 1997 yılına kadar İran Devrim Muhafızları'nın başında olan Rızai, geçen hafta 72 yaşında yeni seçilen dinî lider Mücteba Hamaney’in askerî danışmanlığına getirildi.
- Babasını, annesini, eşini ve çocuklarını kaybeden Mücteba Hamaney’in sertlik yanlısı Rızai ile birlikte ateşkese razı olacağını düşünen var mı?
Tahran tüm stratejisini "Eğer ben kaybedeceksem herkese kaybettireceğim" planı üzerine kuruyor. Peki bunu yapacak imkan ve kapasitesi var mı? Savaşın üçün haftasını geride bıraktığımız bu günlerde Tahran’ın karşılık verme kapasitesine dair azalma emaresi görülmüyor. İranlı savunma uzmanı Hasan Ahmedyan, savaşın 10 günden uzun sürmesi hâlinde ABD ve İsrail’in elindeki savunma füzelerinin tükenmeye başlayacağını belirtmiş; Tahran’ın hesaplarını bunun üzerine yaptığını vurgulamıştı.
8 Mart’ta ABD Dışişleri Bakanlığı, Suudi Arabistan’daki diplomatlarını geri çekeceğini duyurdu. 9 Mart’ta İsrail, İran füzelerinin vurduğu yerlerde görüntü alınmasını yasakladı. 10 Mart’ta ABD, Güney Kore’de bulunan THAAD hava savunma sistemlerini Ortadoğu’ya getireceğini duyurdu. Tüm bu gelişmeler, savaşı başlatan ABD ve İsrail’e karşı Tahran’ın önceden kurguladığı bir stratejiyi uygulayabildiğinin işareti.
Bu tabloya, Amerikan yönetimi içinden New York Times ve CNN gibi medya organlarına sızdırılan, savaşın ne kadar plansız ve öngörüsüz şekilde başlatıldığına dair haberleri de eklemek gerekir. New York Times, 11 Mart’ta Ortadoğu’da vurulan Amerikan hedeflerinin haritasını yayımlarken, 12 Mart’ta CNN, Trump yönetiminin İran’ın savaşma kapasitesini hafife aldığını, dolayısıyla şu anda karşı karşıya olduğu ve en kötü senaryo olarak tanımladığı tablonun muhtemel sonuçlarını hesap edemediğini yazdı.
Düşük maliyetli savaş, yüksek maliyetli çıkmaz
Günler içinde rejimin devrilmesini beklerken, üçüncü haftasını geride bırakan savaşta ABD ve İsrail cephesinin karşılaşabileceği, yine hiç hesaplanmamış bir askerî boyut daha var. Amerikan özel askerî şirketi Blackwater’ın eski yöneticisi Erik Prince, Nisan 2025’te yaptığı bir konuşmada, Rusya-Ukrayna savaşında yaşananların muazzam bir dönüşümü gözler önüne serdiğini söylemişti.
Ona göre Cengiz Han nasıl atlara üzengi taktırıp Asya’dan Avrupa’ya uzanan geniş bir coğrafyayı kısa sürede ele geçirdiyse bugün de yeni teknoloji silahlar konvansiyonel silahların etkisini aşındırıyordu.
- Geçen hafta Netanyahu’nun günler sonra ortaya çıkıp Cengiz Han’a referans vermesi manidar bir tesadüf olsa gerek.
Erik Prince, ABD’nin trilyonlarca dolarlık yerleşik askerî kapasitesinin çok büyük bir kısmının işlevsiz hâle gelerek askerî değerini hızla kaybettiğine dikkat çekmişti. Ukrayna’nın Haziran 2025’te her biri 2 bin dolar değerinde yaklaşık 100 drone ile Rusya’ya ait toplam değeri 7 milyar doları bulan 41 savaş uçağını vurduğunu hatırlayalım. Benzer şekilde, yine geçen yıl ABD, Yemen’de Husilere karşı bir ayda 1 milyar dolar harcayıp son derece pahalı MQ-9 Reaper dronelarından yedisini kaybetti. İddialara göre, kaçınma manevraları sırasında iki F-18 de denize düştü. Trump yönetimi bu kayıplara rağmen sonuç alamadı.
Ukrayna’dan 200 kişilik bir ekip CENTCOM’un talebiyle geçen günlerde Körfez’e geldi. İran saldırılarına karşı eğitim ve danışmanlık vermek için cephede durumu inceleyen Ukraynalı uzmanlar gördüklerine inanamadılar. İran’ın maliyeti 30-70 bin dolar arasında olduğu tahmin edilen Şahid dronlarına karşı milyon dolarlık savunma füzelerinden 8 tane atılıyordu.
İran’ın savaşma gücü ve kapasitesi, ayrıca yıllardır bu savaşa hazırlanmış olması düşünüldüğünde, ABD ve İsrail’in işi hiç de kolay değil. Bir kamyonetin arkasında taşınabilen Şahit droneları, kompozit malzemeden üretilmiş ince yapıları ve düşük hızları nedeniyle radarlar tarafından tespit edilmesi son derece güç hedefler.
Kendi gaz tesislerine İsrail saldırısına karşılık Tahran geçen hafta Katar’daki dünyanın en büyük LNG tesisini vurdu. Katar, tesisin devreye girmesinin 5 yıl alabileceğini, zararın 20 milyar dolar olduğunu açıkladı. Suudi Arabistan’ın Hürmüz’ü bypass etmek için petrol gönderdiği Kızıldeniz'deki Yanbu limanı da 19 Mart'ta İran tarafından vuruldu.
İran'ın yuan karşılığı petrol taşıyan tankerlere izin vermesi ne anlama geliyor?
Hürmüz Boğazı'nın açılmasına yönelik kullanılabilecek askerî seçenekler konusunda ABD’den gelen çelişkili açıklamaların sonuncusunun, 20 Mart'ta Trump’tan geldini vurgulamıştık: "İran’a biz saldırıp Boğaz'ı biz kapattırdık, oradan petrolü kim alıyorsa şimdi o açtırsın."
Tahran yönetimiyse Hürmüz Boğazı'nı kullanan, Ortadoğu dışından 8 ülkeyle pazarlığa oturdu. İran, boğazdan geçecek petrolün Çin Yuanı karşılığında ödenmesi şartıyla geçişlere izin vereceğini açıkladı. Bu 8 ülkenin kim olduğu açıklanmadıysa da tahmin etmek zor değil.
- Pakistan ve Hindistan’a petrol taşıyan tankerler, geçen günlerde İran’ın kontrolünde boğazı sorunsuz geçti. Diğerlerinin Japonya, Güney Kore, Tayland olup olmadıkları yakında anlaşılacaktır.
Savaştan önce Hürmüz Boğazı'ndan günde 1.5 milyon varil petrol ihraç eden İran, savaşın başlamasıyla buna yakın bir rakam olan günlük 1.2 milyon varili satmaya devam ediyor. Körfez ülkelerinin savaş öncesi günlük petrol ihracı 14 milyon varilse bugün 400 bin varile geriledi. Savaşın başlamasından önceki miktarın sadece %3’ü.
Tahran’ın sadece Çin Yuanı üzerinden satılan petrolün geçişine izin verileceği açıklamasının etkileriyse sanılanın çok ötesinde olacaktır. İran bununla doğrudan petrodolar sistemini hedef alıyor. Yuan, dolar gibi tam serbest dolaşan bir para olmadığı için, petrol ticaretinde kullanımı ancak Çin’in kontrol ettiği kanallar üzerinden mümkün.
- İran’ın önerisi, petrolün dolar yerine fiilen Çin’in enerji ticaretini kendi denetlediği finansal ve altın bağlantılı kanallar üzerinden şekillendirme imkanı kazanması demek. Bu da Çin’e hem yuanın değerini hem de petrol ile altın arasındaki ilişkiyi daha fazla etkileme imkanı verecek.
Geçen hafta Asya’nın üç büyük ekonomisi Çin, Japonya ve Kore; Rusya’dan petrol alımını önceliklendireceklerini açıkladı. Petrol bulamadıkları takdirde ekonomik çöküşe sürüklenecek Asya ülkeleri; Rus, İran ve belki de Körfez petrolü için yuan, ruble ve altın üzerinden ödeme yapmak zorunda kalacaklar. Trump yönetiminin Çin’in enerji damarlarını kesmenin bir yolu olarak gördüğü savaş, üç haftanın sonunda Asya’yı; yuan, ruble ve altın üzerinden enerjiye ulaşmaya çalışan bir aktöre dönüştürmenin eşiğine getirdi. Pek çok kişinin petrodoları savunduğunu düşündüğü Trump’ın İran savaşı, aslında petro-yuan ve petro-altın diyebileceğimiz yeni düzenin kapısını aralıyor.
Bu gelişmeler karşısında Trump yönetiminin, ambargo uyguladığı Rus petrolünün piyasalara çıkışını teşvik etmesi, Tahran Hürmüz’ü kapatırken İran petrolünü taşıyan tankerlere dokunamamasının tek bir açıklaması var: Çaresizlik. Petrol fiyatının 200 dolara, yani fezaya çıkmasını önlemek.
Pokerden bir örnek verirsek bugün Trump blöf çıkmazında. Elinin güçlü olduğu izlenimini vermeye çalışırken rakibi İran, blöfünü görüyor. Tahran, ABD’nin sert ve kararlı duruşunun açığa düştüğünü diğer oyunculara da gösteriyor.
Yazının başındaki temel sorunun cevabına artık dönebiliriz: İran rejimi ayakta kaldığı sürece, Hürmüz Boğazı'nı talep ettiği koşullar sağlanana kadar kapalı tutmak isteyecektir. Çünkü boğazı kapalı tutma stratejisi, basit ama etkili ve düşük maliyetli bir askerî teknolojiye dayanıyor. Bu da Hürmüz’ün, Batı’daki beklentinin ötesinde, sanıldığından çok daha uzun süre açılamayabileceğine işaret ediyor.
Kısacası, Hürmüz’ün ne zaman açılacağı Washington ya da Tel Aviv'in elinde değil. Düşük maliyetli ama etkili araçlarla savaşın ritmini belirleyen Tahran, Hürmüz’ü kontrol etmeye devam ediyor. Bunun ne zaman ve nasıl değişeceğine dair bugün görünen bir emare de yok.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
YAZARLAR

Behlül Özkan
Akademisyen. Behlül Özkan, Fletcher School of Law and Diplomacy, Tufts Üniversitesi’nden Uluslararası İlişkiler alanında doktora (2009) ve yüksek lisans (2005) derecelerine sahiptir. Lisans derecesini (1998) Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünden almıştır. Türkiye siyaseti, Soğuk Savaş dönemi güvenlik ve istihbarat, jeopolitika ve Siyasal İslam üzerine akademik makaleleri bulunmaktadır. 2012 yılında Yale University Press’ten çıkan kitabı Türkçe Kırmızı Kedi Yayınevinden Türkiye’de Milli Vatanın İnşası başlığıyla yayımlandı. Türkiye’nin Soğuk Savaş Düzeni başlıklı kitabın (Tolga Gürakar ile birlikte, Tekin Yayınevi, 2020) editörüdür. 2019 yılında Gerda Henkel Stiftung’tan, 2022 yılında IWM’den araştırma bursu almıştır.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




