Yangınlar ve devletin sorumluluğu

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
28 Temmuz’dan beri Türkiye’de 126 farklı yangın çıktı, hala kontrol altına alınamayanlar var. 8 insan, birçok da hayvan can kaybı gerçekleşti. Aynı dönemde Kuzey Avrupa dahil olmak üzere birçok bölgede iklim krizi kaynaklı yangınlar çıktı. Ancak diğer yangınlar kısa sürede etkisizleştirilirken Türkiye’deki yangınlar uzun süre kontrol altına alınamadı.
Uçak/helikopter desteği gerektiği yerde THK’nın yalnızca 1 uçağı olduğu anlaşıldı. Sosyal medyada paylaşılan harita görüntülerindeyse THK’da 8 uçağın varlığı görüldü. Türkiye’deki imkanların yetersiz olması sebebiyle Hırvatistan'dan 1, İspanya'dan 2 Canadair uçağı gönderildi, ayrıca Rusya, Ukrayna ve Azerbeycan’dan da destek geldi.
Yangın müdahalelerinde en çok dikkat çeken her türlü kamusal alanda seferber olan yurttaşlardı. Sosyal medyada doğru bilgi aktarımı ve saha çalışmalarında halkı gördük. Bugün, devletin sorumluluğunu Boğaziçi Üniversitesi ve Bahçeşehir Üniversitesinde öğretim üyeliği yapan Dr. Serkan Köybaşı ile konuştuk.

Dr. Serkan Köybaşı
- N.K: Devletin yurttaşını, ülke sınırlarını ve elbette ki tabiatını koruma yükümlülüğü ortada ancak sizden de dinlemek istiyoruz. Devletin yangın afetleri durumunda sorumluluğu nedir?
S.K.: Doğanın ve ormanların korunmasına yönelik anayasal düzenlemelere bakıldığında 56. ve 169. maddeler ön plana çıkıyor. Madde 56 genel olarak çevre sağlığının korunmasını devlete ve vatandaşlara görev olarak yüklerken madde 169 doğrudan ormanların korunmasına özgülenmiş durumda. Bu maddenin ilk fıkrasına göre devlet, kanunlar aracılığıyla ormanları korumak ve sahalarını genişletmekle yükümlü. Yanan ormanların yerine yine orman yetiştirilmesi ve buraların başka amaçlarla kullanılmasını engellemek de yine Anayasa tarafından devlete yüklenmiş bir ödev. Anayasa tarafından yangınların önlenmesine yönelik devlete yüklenmiş açık bir sorumluluk hükmü bulunmuyor ancak “ormanların korunması” kavramı, yangınların çıkmasının önlenmesi ve çıkanların derhal söndürülmesi görevini de kapsar şekilde yorumlanmalı.
Bu bağlamda yangınlara karşı yeterli tedbirin alınmaması ve çıkan yangınların eksik donanım nedeniyle söndürülememesi iktidarın anayasal sorumluluğunu ihlal ettiği anlamına gelir. Ne var ki bu hüküm, “program hüküm” dediğimiz, somut sonucu olmayan hükümlerden. Bir başka deyişle, bir niyet beyanı; ihlal edilmesi halinde cezaî bir sonuç doğurmuyor. Bu maddeye dayanarak herhangi bir mahkemede dava açılması mümkün değil.
Ancak, eğer yangından doğrudan etkilendiyseniz ve zarara uğradıysanız, o zaman, idare mahkemesinde dava açıp, idarenin yangının çıkmasındaki veya söndürülmesindeki ihmali nedeniyle tazminat talep edebilirsiniz. Eğer bu davadan olumlu bir sonuç alamazsanız, Anayasa Mahkemesi’ne Anayasa madde 35 ile korunan mülkiyet hakkınızın ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilirsiniz.
- N.K: Daha önce birçok kez “rant için” orman yangınlarına şahit olduğumuz için “Bu bölgeler turizm faaliyetlerine açılabilir mi?” sorusu geliyor. Belirttiğiniz gibi madde 169'a göre yangın çıkan arazı yeniden ormanlaştırılmak zorundadır, imara açılmaz. Peki yurttaşın burada başvurabileceği bir alan var mıdır?
Evet, Anayasa madde 169 çok açık şekilde yanan ormanların yerine yenisi yetiştirilir diyor. Bu, amir bir hüküm. Ancak yine burada da aynı durum söz konusu. Eğer kişisel olarak bir zarara uğramıyorsanız ne yazık ki Türk hukuk sistemi size vatandaş olarak böyle bir dava açma hakkı tanımıyor. Nitekim yanan çok sayıda ormanlık alanın daha sonra otele veya başka bir işletmeye dönüştürüldüğüne şahit oluyoruz. Sadece bu iktidar değil, daha önceki iktidarlar da bunu bir rant kapısı olarak gördü ve açıkça Anayasa’yı ihlal etti. AKP iktidarında bu ihlal artarak sürüyor. “Tek bir çivi bile çakılmayacak” denen yerlere devasa otellerin inşa edildiğini üzülerek ve öfkelenerek izliyoruz
- N.K: 18 Temmuz 2021'de Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edildi. Yeni yasaya göre ÇED raporu aranmadan Millî Parklar içinde tesis yetkisi Turizm Bakanlığı'na verilecek. Çevreci bir Anayasa Doktoru olarak yeni yasayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
S.K: Bu bir eko-kırım yasası. Doğanın tahribatından kâr ve rant çıkarmak için hazırlanmış bir katliam yasası. Tam bir gözü dönmüşlük. İklim krizinin ortasındayken doğanın her unsurunu her zamankinden daha fazla korumamız gerekiyor. Alınan önlemler ve çıkarılan kanunlar bu yangının söndürülmesine yönelik olması gerekirken, tam aksine, doğayı geri döndürülemez şekilde tahrip etmek için kanun çıkarmak mantıkla açıklanabilecek bir durum değil.
Bu kanun, elbette Anayasa madde 169’a birçok açıdan aykırı. Maddenin ilk fıkrasında devlete yüklenen “ormanların korunması” ve 3. fıkrasındaki “ormanlara zarar verecek faaliyetlerin engellenmesi” yükümlülükleri bu kanunla ihlal ediliyor. Genel olarak çevre ve insan sağlığının korunmasını düzenleyen Anayasa’nın m.56 ile de çelişki içinde. Anamuhalefet partisi en kısa zamanda kanunu Anayasa Mahkemesi’ne taşımalı ve Mahkeme de derhal karar vermeli ki doğaya verilen zarar asgaride kalabilsin.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
NEREDE YAYIMLANDI?
Bugün orman yangınlarında devletin sorumluluğunu, gri suyu geri kazanmanın önemini ve kentlerin kapsayıcılığını ele alıyoruz.
03 Ağu 2021

YAZARLAR

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.



