Yüzdüğü için öldürülen Ares ve Türkiye'nin barınak gerçeği

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Fotoğraflar: Can Erok
Uçucu ülke gündemimizde sabit duran bazı şeyler var; sıklıkla sokak hayvanlarının şiddet gördüğü haberler alıyor ve benzer bir acıyla sarsılıyoruz. İnsanların canı kolaylıkla hiçe sayılırken hayvanın hakkını savunmak ve onun derdini anlatmak da kolay değil. Bu uzun soluklu maraton, birçoğu barınakta geçen kalp sızlatıcı hikayeyle dolu.
Temmuz’da Ege kıyılarında kavurucu yaz güneşi altında herhangi bir canlı gibi serinlemek isteyen ve denize giren Ares mesela… Birisinin “Denizde başıboş köpek var” ihbarı üzerine alınıp İzmir’de barınağa götürüldü. Barınaklardaki pek çok köpek gibi parvovirüs kaptı ve oradan çıkarılmasına rağmen kısa bir süre sonra hastalığa yenilerek hayatını kaybetti.
Bir köpeğin denizde yüzmesinden rahatsız olan birisini anlamak zor. Bir hayvanın sıcaktan korunma içgüdüsüyle tetiklenen ve ölümüyle sonuçlanan bu olayı kabullenmek de öyle. Ama Türkiye’de sokak hayvanlarının gerçeği böyle; bir şikayet, bir belediye aracının gelişi, bir hayatın daha muhtemel sonu demek.
Ares’in hikayesi istisnai değil. Barınağa kapatılan her köpeğin başına türlü felaketler gelebilir çünkü zaten işletildiği hâliyle birçok barınak, köpek oradan kurtarılmadıkça, felaketin kendisidir. Geçen hafta Mersin’den gelen ve hızla yayılan barınak görüntüleri de bunu doğrular nitelikteydi. Kanlar içinde yatan, birçoğunun kemikleri sayılan cansız köpekler… Konu barınak vahşeti olunca, iktidar veya muhalefet belediyesi olmasının pek de fark etmediğini anladığımız bir resim daha.
Birçoğumuz benzer görüntülere maalesef aşinayız: Konya’da barınak çalışanının bir köpeğin kafasını kürekle ezerek öldürmesi, ölümlerini beklerken gölge bulamayanlar, açık yaraları kurtlananlar, kokuşmuş yemek artıkları ve güneşin altında kaynayan içme suyu, “ötanazi” adı altında ölüm iğneleri... Bunlar münferit vahşet vakaları değil, sayısız hayvanı sessizce yok eden, yönetim kademesinin bizzat ortaya koyduğu, sistematik bir ihmal ve vahşetin göstergeleri.
Türkiye’deki sokak hayvanlarına dair resmî bir rakam yok ancak uzmanlar sokakta ve barınaklarda yaşayan 4 milyondan fazla köpek ve 10 milyondan fazla kedi olduğunu tahmin ediyor. Bu rakamların son on yılda terk etme, denetimsiz üretim, kısırlaştırma programlarının yokluğu ve mevcut yasaların uygulanmaması yüzünden arttığına inanılıyor. Aslında uzun zamandır çözüm aranan nüfus konusuydu ancak problem, geçen yaz daha da derinleşti.
Bir adım geriden: Geçen Ağustos ayında AK Parti, sokaklardan sahipsiz köpeklerin toplanması ve belli kriterlere uyarsa öldürülmesini yasalaştıran bir düzenlemeyi önerip meclisten geçirdi. Yasanın adı, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu. Hayvan hakları savunucuları bu tasarıyı “katliam tasarısı” olarak nitelerken yetkililer “halk sağlığı önlemi” olarak sundu ve köpeklerin varlığını hastalık ve tehlikeyle eşdeğer tuttu.
Bu yasayı çıkaran AKP’li ve MHP’li vekiller de biliyorlar ki belediyeler, zaten birer kısırlaştırma programı yürütmek zorundaydı ancak bunu büyük ölçüde yapmadılar. Tarım Bakanlığı da bu konuda varlığını hissettirip elini taşın altına koymadı. Şimdi, eldeki yetersiz sayı ve kapasitedeki barınağa milyonlarca hayvanı doldurmak ve görevlilere ötanazi yetkisi vermek ancak “Yapmadıklarımızın faturasını köpeklere keselim” demek olabilir.
- TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı Vahit Kirişçi, Türkiye’de 105 bin kapasiteli 322 hayvan barınağı olduğunu açıklamıştı. Yeni yasa kapsamında, belediyelere 2028 yılının sonuna kadar barınak inşa etmeleri söylendi.
Ancak İçişleri Bakanlığı’nın Şubat ayında tüm belediyelere gönderdiği genelgeye göre, tedavi ve rehabilitasyon sonrası aldığı hayvanı sokağa geri bırakan belediyelere para cezası kesilecek. Yani köpekler için barınaklar hazır değil ama barınağa kapatma yasası yürürlükte.
Yasa, barınağa hapsetmekle sınırlı kalmıyor. Barınaklarda alıkonulan köpeklerin, ötanazi adıyla toplu ya da tekil olarak ilaçla öldürülme ihtimallerinin önünü de açıyor. Şubat ayında Osmaniye’de hamile ve yavruları da içeren 21 köpeğin toplu halde ölü bulunması, bu ihtimalin çok da uzak olmadığını gözler önüne sermişti.
Toplum ise bu karanlık tablo karşısında ikiye ayrılmış durumda. Barınaklara kapatılan köpekleri ötanazi ve hastalık kapma gibi ihtimallerden kurtarmak, hayvansever derneklerin ve bireylerin inisiyatifine kalmış. Sayısız vatandaş işin bir ucundan tutmaya, sokak hayvanlarıyla ilgilenmeye, onları beslemeye, mama ve su bırakmaya ve kış için derme çatma kulübeler yapmaya devam ediyor. Hatta pek çok kişi, kendi imkanlarıyla sıfırdan köpek ve kedi barınağı kuruyor ya da geçici veya kalıcı yuva olarak evlerini sokak hayvanlarına açıyor.
Köpekle karşılaşmak istemeyenler ise onları tehdit olarak görüyor ve korkudan beslenen bir anlayışla, toplu ölümler anlamına gelebilen “toplansın” taleplerini yineliyor. Bir yandan Habertürk gibi bazı hükümet yanlısı basın kuruluşları ve TRT, sokak hayvanlarını “tehdit” olarak gösteren haberleri öne çıkarıyorlar. Bazı kanallardaki yorumcular, münferit olayları gerekçe göstererek köpeklerin tamamen toplanması gerektiğini savunuyorlar.
Ancak köpeklerin çoğalmasına izin verip, sonra onları öldürmek, sersefil halde ölümlerini bekletmek, kısacası eziyet etmek bir politika olamaz. Bu yaklaşım, sorumluluğu reddetmek ve milyonlarca canlıyı kısır bir acı döngüsüne hapsetmekten öteye gitmiyor.
Türkiye’nin ihtiyacı, hayvanları düşmanlaştıran yasalar ve yayınlar değil; öncelikle, geçen yıl kabul edilen tasarı yerine insancıl ve akıllıca tasarlanmış bir yasal düzenleme getirilmesi. Hayvanseverler, ülke çapında uygulanacak sağlam bir kısırlaştırma programı, yeterli sayıda ve kapasitede barınak personeli, yeterli ödenek gibi ihtiyaçların bir an önce karşılanmasını ve barınakların ciddiyetle denetlenmelerini talep ediyorlar. Köpek üretiminin ve satışının tamamen yasaklanması ve barınaklardaki köpeklerin sahiplendirilmesi için gerekli çalışmaların yapılması da çok önemli.
- En temelde, konuyu, mantıksız korku yerine problemlere çözüm getirebilen insan zekasıyla, merhametli bir yerden ele almalı. Yadsınamaz biçimde dostluktan keyif alan, çok duygusal ve bizlere birçok alanda muhtaç yaşayan canlılardan bahsediyoruz.
Umalım ki olmasın ama büyük ihtimalle, bir sonraki trajedinin eşiğindeyiz... Hayvanseverler #sokaktayımyanındayım demeye devam etse de, Ares’in ölümü gündemden düştü. Ares ne yazık ki son olmadı ve bu gidişatla son diye bir şey olmayacak.
Sokak hayvanlarına karşı ahlaki ve siyasi sorumluluğumuzu yerine getirmedikçe döngü sürecek: Üret, terk et, ihmal et, öldür ve tekrarla. Çok yazık, çünkü aslında köpeklerin korunaklı yaşamlarını sağlayarak kaybedecek pek bir şeyimiz yok… Ve her vahşet haberinde kaybettiğimiz kendi insanlığımız.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
YAZARLAR

Nimet Kıraç
Bağımsız gazeteci. Türkiye’nin dört bir yanından ve Afganistan, Filistin, İsrail, Lübnan, Ukrayna, Rusya, Pakistan, Polonya, Yunanistan gibi dünyanın çok sayıda sıcak noktasından Gazete Oksijen için bildirdi. New York Times gazetesi için Türkiye’de aylarca süren araştırma haberlerinde, dosyalarda ve sıcak haberlerde muhabirlik yaptı. Haber yazıları, fotoğrafları ve videoları, Financial Times, CNN International, Al Monitor ve Euronews gibi uluslararası mecralarda yer aldı. İnsan, hayvan ve çevre hakları konularında sosyopolitik perspektifli yazılar yazıyor ve belgeseller hazırlıyor. George Washington Üniversitesi mezunu. Adanalı.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




