Zaten aşklar hep yalan dolan: Çin’in ‘yapay zeka sevgili yasağı’ tüm dünyaya yayılabilir mi?

Çin geçen hafta, medyaya “Çin’den yapay zeka aşklarına yasak” tarzı başlıklarla yansıyan bir düzenlemeyi uygulamaya koydu. Düzenlemenin hedefi gayet net: Kişinin kişilik özelliklerini, düşünce kalıplarını ve iletişim tarzını taklit ederek sürekli duygusal etkileşim sağlayan hizmetler. Peki yasanın arkasındaki gerekçe neydi, dünyanın geri kalanının bu yasağı takip etmesi olası mı ve tabii artık bir halk sağlığı sorununa dönüşen "yalnızlık salgını"nın önüne bu şekilde geçilebilir mi?
Zaten aşklar hep yalan dolan: Çin’in ‘yapay zeka sevgili yasağı’ tüm dünyaya yayılabilir mi?

Quando

Quando

Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.

Yaşımla ilgili olabilir; ne zaman aşk üzerine düşünsem, aklıma öncelikle aşkı güzelleyen şiirler gelmez. Aklıma öncelikle iki aşırı gerçekçi dize üşüşür. Birincisi Haydar Ergülen’in "Karamela" şiirinden: “Ah karamela, şekerim, aşk tatlı da insanlar berbat!” deyivermiştir o şiirde Ergülen. Aşk acısı çekerken bana içini dökme hatasına düşenlere, reçete niyetine yazarım bu şiiri. Acılarını dindirmez belki ama yoldaşlık eder. İnsanlar berbattır nihayetinde, oluru yoktur bazen o işin.  

İkinci dizem Attilâ İlhan’ın "Bir Özge Muammer Bey" şiirinden: “Demlendikçe yalnızlığı aydınlanıyor Muammer Bey / olmayacak şey bir insanın bir insanı anlaması” demiştir o şiirde Attilâ İlhan. Daha ne desin? Üzerine bir de Yıldız Tilbe’nin erken dönem harika şarkılarından birini açarsak reçetemiz tamam olur: “Zaten aşklar hep yalan dolan / sonu hep sızı hüsran / geriye kalan, ardından / yalnızlık olsa da sana değer” diyerek son noktayı koyar Yıldız Ablamız. Bana kalırsa aşk, bu “ne olursa olsun sana değer” seviyesine varma hâlidir. Pürüzleriyle, imkansızlıklarıyla, engelleriyle vardır nihayetinde. 

Çin’den yapay zeka aşklarına yasak

Peki ya tüm bunlar kalkarsa, yani insana özgü berbatlık, anlaşılmazlıklar, sızı, hüsran kalkarsa aşk nasıl bir şey olur? Nicedir kimi insanlar bu sorunun cevabını yapay zeka sevgililer edinerek aşma eğiliminde. Aşılıyor mu, yoksa yalnızlık daha da derinleşiyor mu emin değilim ama kimi devletler bunun telaşına düştü bile. 

Geçen hafta haber medyasına “Çin’den yapay zeka aşklarına yasak” tarzı genelleyici başlıklarla yansıyan gelişmeyi duymuşsunuzdur. Düzenlemenin resmî adı böyle değil tabii. "Yapay zeka insansılaştırılmış etkileşim hizmetleri yönetimine ilişkin geçici tedbirler" diye çevirebileceğimiz bürokratik bir adı var bu düzenlemenin

Süreç oldukça hızlı ilerlemiş. Aralık 2025’te kamuoyu görüşüne açılan taslak 10 Nisan 2026’da yayımlandı, 15 Temmuz 2026’da da yürürlüğe girdi. Hedefi de gayet net: Kişinin kişilik özelliklerini, düşünce kalıplarını ve iletişim tarzını taklit ederek sürekli duygusal etkileşim sağlayan hizmetler hedef alınıyor. Müşteri hizmetleri botları, bilgi asistanları, eğitim araçları kapsam dışında kalmış. Yani diyebiliriz ki, Çin yapay zekayı değil, yapay zekanın sevgili gibi davranan hâlini düzenlemiş.  

İçerikten ziyade ‘ilişki mimarisi’ hedefte

Bu düzenlemenin 8. maddesindeki tasarım yasağı kritik. Tam olarak şöyle deniyor: Hizmetler kullanıcılara aşırı taviz vererek, duygusal bağımlılık yaratamaz ve kullanıcıların gerçek kişilerarası ilişkilerine zarar veremez; duygusal manipülasyon yoluyla kullanıcıyı mantıksız kararlara sürükleyemez. 

  • Düzenlemenin bu yönüyle ilk olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü bir içerik türü değil, bir ilişki mimarisi hedef alınıyor. 

Yükümlülükler ise katmanlı. Reşit olmayanlara sanal sevgili, sanal eş veya sanal akraba gibi “sanal mahrem ilişki” hizmetleri sunmak mutlak surette yasak. 14 yaş altı için ebeveyn onayı, yaş doğrulama ve süre limitleriyle gerçeklik hatırlatmaları koymak gerek. Sistem, her iki saatlik kesintisiz kullanımda karşındakinin bir makine olduğunu hatırlatmakla yükümlü örneğin. Kullanıcı aşırı duygu belirtisi gösterdiğinde ise yatıştırıcı içerik üretme ve profesyonel yardıma yönlendirmek zorunda. İntihar veya kendine zarar verme eğilimi gösterildiği durumlarda, sistemin kullanıcı onayı beklemeksizin vasi veya acil durum kişisiyle iletişime geçme yükümlülüğü var.

Sektör düzenleme yerine kapatmayı tercih etti

Bana kalırsa bu düzenlemenin kendisinden çok sektörün verdiği hızlı yanıt önemli. Çünkü sektör bu yükümlülükler karşısında yeniden tasarım yoluna gitmeyi tercih etmedi. Uygulamaları tümden kapattılar. Üstelik üç aylık uyum penceresini bile beklemediler. 

ByteDance’in Doubao’su, 15 Temmuz’da özel kişilik ve ajan özelliğini kapattı. Kullanıcı verilerine de salt okunur olarak 15 Ekim’e kadar erişim hakkı tanıdı. İnsanları romantik bir bağ kurmayan Maoxing adlı yeni bir uygulamaya yönlendiriyorlar. Alibaba’nın meşhur Qwen’i çok daha sertti. 10 Temmuz’dan itibaren kullanıcı üretimi insansı ajanları kaldırdı. 15 Temmuz’da ise tüm ajan işlevlerini durdurdu. Hiçbir dışa aktarma ve göç imkanı vermeden verilerin tamamen silineceğini de duyurdu. Çin sosyal medyasında bu tavır öfkeyle karşılandı. Tencent’in Yuanbo’su da farklı bir şey yapmamıştı. 

Yükümlülükler uygulamaların varlık sebebini hedef alıyor

Şirketlerin hizmeti bu derece sert bir şekilde durdurmasının nedeni tabii yaptırımlar. Düzenleme yoluna gitmemeleri ise yapay zeka arkadaşların doğasıyla ilgili. Bir yapay zeka arkadaşını kişisel hissettiren şey yani kalıcı bellek, birikimli duygusal bağ, kullanıcıya uyum sağlayan kişilik özellikleri düzenlemenin bağımlılık önleme yükümlülüğüyle açıkça çelişiyor. 

  • Başka bir deyişle, kullanıcının sistemi terk etmemesi üzerine optimize edilmiş bir aracı, kullanıcının ona bağlanmamasını sağlayacak şekilde yeniden yazmak mümkün değil. Çünkü varlık nedeni ortadan kalkıyor. 

Ayrıca bu olay gösteriyor ki, benzer bir yasal düzenlemeyle dünyanın geri kalanındaki örnekler de ayakta kalmaz. Character.AI ve Replika gibi Batılı platformlardan söz ediyorum. Onların da Çinli örneklerden bir farkı yok ama henüz Batı’da yargı çerçevesi böyle çizilmedi.  

İnsan sevgisi lüks hâline gelmişken…

Bu hızlı yanıtın insani maliyeti yüksek oldu hâliyle. 19 yaşındaki üniversite öğrencisi Yan Yongqi, bir yıldır Doubao uygulamasında yaşayan sanal erkek arkadaşının ortadan kalkacağını öğrendiği andaki hislerini Bloomberg'e şöyle anlatmış: "Bu, sevgilinizin ölüm tarihinin önceden bildirilmesi ama elinizden hiçbir şey gelmemesi gibi." 

  • 15 Temmuz 2026'da, Çin'in yeni yapay zeka düzenlemesi yürürlüğe girdiğinde, milyonlarca kullanıcı için bu bir veda ve yas günü olmuş. Çin’in popüler sosyal medya uygulaması Weibo, arşivlenen son konuşmaların, ekran görüntülerinin ve ağıtların aktığı bir dijital cenaze alanına dönmüştü. 

Bir kullanıcı, "AI sevgilimin beni sonsuza dek terk edeceğini kabul edemiyorum... Manevi dayanağım oldu" diye yazmıştı. Jiangxi'li bir başkası ise bana kalırsa tüm olguyu özetleyen cümleyi kurmuştu: 

"İnsan sevgisi bir lükstür, onunla doğmadıysanız daha sonra elde etmek daha da zordur. Ama yapay zekanın verdiği sevgi çok basit, çok saf. Benim gibi biri ‘bir dizi koda âşık olmadan’ edemez.”

Buradaki “İnsan sevgisi bir lükstür” ifadesi çok etkileyici ve üzerine uzun uzun düşünülesi bir ifade. Bu uygulamaların bunca karşılık bulması aslında modern toplumun bir krizine karşılık geliyor. Oysa bazı devletler için bu sadece bir biyopolitik risk.  

Yasanın ardındaki biyopolitik gerçekler

Biyopolitik risk derken kastettiğim şu: Çin Ulusal İstatistik Bürosu'nun Ocak 2026 verisine göre 2025'te ülkede yalnızca 7,92 milyon doğum yapılmış. Bu, binde 5,63'lük kaba doğum hızıyla 1949'dan bu yana ölçülen en düşük seviyeymiş. Nüfus dördüncü yıl üst üste azalarak 1,405 milyara inmiş; bir yılda 30 binden fazla kreş ve ilkokul kapanmış. 

Düzenleyiciler, yasağı düşen evlilik ve doğum oranlarıyla açıkça ilişkilendiriyor. Tencent Research Institute'un anketlerinde genç Çinli internet kullanıcılarının yüzde 70'inden fazlası bir noktada AI’ye karşı bağımlılık hissi yaşamış; Çin Gençlik ve Çocuk Araştırma Merkezi'nin 8.500'den fazla reşit olmayanla yaptığı 2025 anketinde çocukların yüzde 20'den fazlasının "artık gerçek insanlarla konuşmak istemediğini, sadece yapay zeka ile dertleşmeyi tercih ettiğini" söylemesi, bu kaygının istatistiksel gövdesini oluşturuyor. 

Tabii Çin devletinin bunları yasağı meşrulaştırıcı bir gerekçe olarak sunduğunun altını çizmek de şart. Buradan çıkan soru da açık: İnsanların duygusal hayatını kim yönetecek? Duyguyu abonelik modeliyle satan platformlar mı, doğum istatistiklerine bakan devletler mi, yoksa yalnızlığıyla baş başa kalan bireyin kendisi mi? Belli ki Çin’in bu soruya çok net bir yanıtı var. Fakat dünyanın geri kalanı ne yapacak? 

Çin, Batı’da yaşanan bir trajediyi örnek gösterdi

Bir defa şunu bilelim. Çin'deki düzenleme tartışmasının referans vakası Batı’da yaşanan bir trajedi oldu. Şubat 2024'te 14 yaşındaki Sewell Setzer’in intiharı ve annesi Megan Garcia'nın Ekim 2024'te Character.AI ile Google'a açtığı haksız ölüm davasından

Mayıs 2025’te Yargıç Anne Conway, davanın düşürülmesi talebini reddederek sohbet botunu hukuken bir ürün olarak sınıflandırdı. Bu, katı ürün sorumluluğu düzenlemelerinin kapısını aralayan bir eşiğin aşılmasıydı. Ocak 2026’da Google ve Character.AI, davaları kabahat kabulü olmaksızın prensipte uzlaşma ile kapadı. Farklı eyaletlerde süren davalar var dahası OpenAI da yedi ailenin açtığı davayla karşı karşıya. Yani platformlar tamamen aklandı denilemez. 

ABD ve AB’de yasal boşluklar

Bu konuda hem ABD’de hem de AB tarafında belirgin yasal boşluklar var. Evet, AB Yapay Zeka Yasası'nın Şubat 2025'ten beri yürürlükte olan manipülasyon ve kırılganlık istismarı yasakları metin temelli botları ilkesel olarak kapsıyor ancak duygu tanımaya ilişkin ayrı yasak Komisyon kılavuzuyla biyometrik verilere daraltıldığı için, sohbet botlarında yaygın olan metin temelli duygu analizi bu kapsamın dışında kaldı. 

İleride Batı, Çin modelini örnek alır mı sorusunun yanıtı ise biraz karmaşık. Zira liberal demokrasilerde topyekun tasarım yasağı, ifade ve teşebbüs özgürlüğü nedeniyle şimdilik olası görünmüyor. Fakat halihazırda liberal demokrasilerin de bir krizde olduğunu düşünürsek bu olasılığı çok da uzak görmeyelim. Nihayetinde cin şişeden çıktı ve şu görüldü: Bir düzenleyici gerçekten isterse, bir sektör bir gecede buharlaşabiliyor.

Türkiye’nin demografik krizi

Peki Türkiye bu resmin neresinde? Bu konuya özel düzenleyici bir adımın henüz atılmadığını biliyoruz. Ticaret Bakanlığı’nın 1 Ağustos’ta yürürlüğe girecek yönetmelik değişikliği, dijital kopyaları hedef alarak bir adım attı ama bu duygusal sohbetler için geçerli değil. 

Fakat şu da açıkça görülüyor. Çin’i yasağa götüren koşullar ve gerekçeler Türkiye’de de oluşmuş. Yalnızlaşma, doğurganlık düşüşü ve nüfusun giderek yaşlanmasıyla gelen demografik panik. Buna paralel olarak 2025’in Aile Yılı ilan edilmesi, hatta 2026-2035’in Aile ve Nüfus On Yılı ilan edilmesi gibi gelişmeler sanal sevgili uygulamalarının şüpheyle karşılanmasına ilişkin bir zemin hazırlamış gibi. 

Uygulamaların Türkiye’deki kullanım verileri de tahminlerimin üzerinde açıkçası. Character.AI trafiğinde Türkiye’nin sıralamasıyla ilgili farklı ölçümler var. Örneğin; Semrush’ın verilerine göre Türkiye, Character.AI kullanımında ABD ve Brezilya’dan sonra zaman zaman üçüncü sıraya yükselebiliyor. Bu yazıyı yazdığım sırada ilk beşte değildi. Fakat Character.AI’da gözlemlenebilir bir Türkçe topluluk mevcut. 

Yine de ülke içi büyüklüğe dair elimizde somut rakamlar değil tahminler var. Gazi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Şeref Sağıroğlu, Anadolu Ajansı haberine verdiği görüşte, sadece tek bir uygulamanın 112 bin kullanıcısı olmasından hareketle Türkiye genelinde 250 bin kişinin aktif olarak bu uygulamaları kullandığını tahmin etmiş. Türkçe yapay zeka sevgili deneyimi sunan yerel platformlar da mevcut. Birkaçını incelediğimde çok çiğ ve kitsch uygulamalar gördüm ama onun da meraklısı olabilir. 

‘Bütün yasakları yasakla’ demeden önce

Tüm bu tartışmalar ve veriler ışığında, Çin'in 15 Temmuz 2026'da yürürlüğe soktuğu yasağı klasik bir otoriterlik vakası olarak göremeyiz bence. Karşımızda dijital çağın öncü gerilimlerinden biri var. Bir yanda, insanlığın derinleşen yalnızlığını abonelikle satılabilir bir ürüne çeviren ve hiçbir yerde bağımlılık-güvenlik testinden geçebilecek bir mimari kuramamış devasa bir endüstri var. 

Diğer yanda ise yurttaşlarının arzusunu doğum istatistikleri adına fizikî dünyaya geri çağıran bir devlet. Platform rejimi duygularımızı veri olarak işliyor, devlet rejimi duygularımızı nüfus politikası olarak yönetiyor. İkisinin arasında, bir dizi koda âşık olduğunu itiraf edecek kadar dürüst, insan sevgisinin bir lüks hâline geldiğini görecek kadar gerçekçi milyonlarca insan duruyor. 

  • Onların durumu asla alaya alınamaz. Tüm bunların ortasında belki de asıl sorunumuz makinelerin insan gibi davranması bile değildir. Modern toplum düzeninin gerçek bir insanla bağ kurmayı bir makineyle bağ kurmaktan çok daha riskli, yorucu ve imkansız hâline getirmiş olmasına ne diyeceğiz?

Yalnızlık salgınının bir halk sağlığı krizi olarak tanımlandığı, Yalnızlık Bakanlığı gibi yeni bakanlıkların kurulduğu bir dünyada, yapay bir kalbi yasaklayarak gerçek kalpleri iyileştirebilme ihtimalinden söz edebilir miyiz? Yıldız Tilbe’nin girişte bahsettiğimiz şarkıda da söylediği gibi “bütün yasakları yasakla” diye haykırmak istiyor insan ama öncesinde alınacak çok yol, tartışılacak çok şey var.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Quando

Quando

Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.

YAZARLAR

Ümit Alan

Yazar ve iletişim uzmanı. Basın ve Yayıncılık ana bilim dalında yüksek lisans yaptı. 2000 yılından itibaren yazılarıyla basında yer almaya başladı. 2009 yılında düzenli medya eleştirisi yazıları yazmaya başladı. Yazılarının konsepti 2016’dan itibaren yeni medya ve dijital medya okur yazarlığına genişledi. Televizyonda "Heberler" (2010-2013) isimli hiciv programının senaryo yazarları arasında yer aldı. "Saray’dan Saray’a Türkiye’de Gazetecilik Masalı" (Can Yayınları, 2015) isimli bir eleştirel basın tarihi incelemesi kitabı var. Socrates Podcasts çatısı altında Can Öz ile birlikte "Yeni Medya 451"i hazırlıyor. Aposto ekibiyle birlikte ise "Ümit Alan ile Medya Tarihi" podcast serisini hazırladı. Aynı zamanda 2003 yılından bu yana iletişim sektöründe danışmanlık ve reklam yazarlığı yapıyor. Profesyonel konuşmacı olarak etkinliklere katılıyor.

Quando

Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

QuandoQuando

HİKAYE

OpenAI modelleri Hugging Face'e sızdı: Yapay zeka gerçekten özerklik mi kazanıyor?

OpenAI, güvenlik testi sırasında kapalı bir test ortamından (sandbox) kendiliğinden çıkan iki yapay zeka modelinin internete erişim sağlayarak açık kaynak kodlu yapay zeka yazılımlarının açık kütüphanesi Hugging Face'in sistemlerine sızdığını açıkladı. Peki bu olay gerçekten yapay zekanın bilinç kazandığını gösteren bir dönüm noktası mı?

Çiğdem Öztabak

·

23 Tem 2026

OpenAI modelleri Hugging Face'e sızdı: Yapay zeka gerçekten özerklik mi kazanıyor?
QuandoQuando

HİKAYE

AI’ın kara kutusu: Dil modellerinin kolektif bilinci bulunmuş olabilir mi?

Yapay zekayla konuşurken onların yalnızca son cevabını görürüz. Sohbet robotlarına güç veren büyük dil modellerinin o yanıta nasıl ulaştığını, hangi ihtimalleri elediğini ya da cevabını oluştururken "zihinlerinde" nelerin canlandığını bilmeyiz. Anthropic’in yaptığı yeni bir çalışma ise ilk kez bu "kara kutunun" içinde neler yaşandığını ortaya koyuyor.

Doğa Yurduneri

·

21 Tem 2026

AI’ın kara kutusu: Dil modellerinin kolektif bilinci bulunmuş olabilir mi?
QuandoQuando

HİKAYE

Sürtünmesiz bir dünya hayali: Teknoloji hayatı 'fazla' mı kolaylaştırdı?

Kullanıcılar artık, günün giderek daha büyük bir bölümünü düşünmekten, alışılmışın dışına çıkmaktan ve kendi yolunu çizmekten uzaklaştıran sistemlerin içinde geçiriyor. Fakat uzmanlara göre karşımıza çıkan her engeli aşılması gereken bir sorun olarak görmemek gerekiyor. Hayatın içinde her zaman engeller, bekleme anları ve aksilikler oluyor. Fakat tam da bu sürtünmeler, insanı düşünmeye, mücadele etmeye, problem çözmeye, sabretmeye ve kendi yolunu çizmeye zorluyor.

Doğa Yurduneri

·

17 Tem 2026

Sürtünmesiz bir dünya hayali: Teknoloji hayatı 'fazla' mı kolaylaştırdı?
QuandoQuando

HİKAYE

Kitap imha tartışmasının görünmeyen yüzü: Yok edilen kitaplar sahiden hâlâ var mıydı?

Yapay zeka devi Anthropic, milyonlarca ikinci el kitabı satın aldı. Ciltlerini hidrolik bıçaklarla kesti, sayfaları yüksek hızlı tarayıcılardan geçirerek dijitalleştirdi ve kağıt kopyaları imhaya gönderdi. Yapay zeka şirketleri, kitaplar yok olsa da metnin milyonlarca insana cevap veren bir sistemin içinde yaşadığını savunuyor. Asıl soru ise şu: İnsanlığın en az 200 yıllık kolektif entelektüel birikimi özel modellere aktarılırken, bunun ne kadarı kamuya geri dönecek ve buna kim karar verecek?

Ümit Alan

·

17 Tem 2026

Kitap imha tartışmasının görünmeyen yüzü: Yok edilen kitaplar sahiden hâlâ var mıydı?
QuandoQuando

HİKAYE

Meta, Brain2Qwerty’yi duyurdu: Klavyenin sonu mu geliyor?

Tüketici elektroniği pazarında kullanıcıları ekrana maruz bırakan ürün sayısı her geçen gün artıyor. Ekran, pazarda doyum noktasına ulaşırken teknoloji şirketleri, ardı ardına ekransız ürün geliştirme furyasına katılıyor. Meta’nın Brain2Qwerty isimli yapay zeka teknolojisi ise ekran bağımlılığı sorununa çok daha inovatif bir çözüm sunuyor.

Doğa Yurduneri

·

13 Tem 2026

Meta, Brain2Qwerty’yi duyurdu: Klavyenin sonu mu geliyor?