Yeşil meseleleri konuşmaya #HakkımVar!

#HakkımVar kampanyasında yeşil meselelerin irdelendiği alanlar.

7 Hikâye

TEMİZ, SAĞLIKLI VE SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR HAK

WWF-Türkiye : Ece Özkan 73 yıl önce 10 Aralık 1948’de Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi kabul edildi. 1972 yılında açıklanan Stockholm Bildirgesi ’nden beri de sağlıklı bir çevre hakkı tartışıldı — bu hakkın temel bir insan hakkı olarak tanımlanması için en önemli adım, 2021'in Ekim ayında atıldı ve BM İnsan Hakları Konseyi, “temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir çevre hakkı”nı temel bir insan hakkı olarak tanımladı. Karar, yasal olarak bağlayıcı değil ancak küresel statüko yu değiştirmek için önemli bir adım. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 100’ün üzerinde ülkenin anayasasında, çevre kanunlarında ve taraf oldukları anlaşmalarda sağlıklı bir çevre hakkından bahsediliyor. 1982 Anayasası’nın 56. maddesi nde “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir,” ifadeleri geçiyor ancak bu sağlıklı bir çevreye erişim hakkının temel bir insan hakkı olarak tanımlanması anlamına gelmiyor. Çevre hakkı toprak, su, hava, iklim, biyolojik çeşitlilik gibi ekolojik denge için hayati önemde pek çok etmenin bir arada korunması ve sürdürülebilir bir geleceğinin olması anlamına geliyor. Çevre hakkına sahip çıkmak aynı zamanda bastığımız toprağın, topraklarımızı besleyen suların, havamızı temizleyen ve biyoçeşitliliğin devamı için paha biçilemez hizmetlerde bulunan ormanların yaşam döngüsünü de hesaba katarak birlikte sürdürülebilir bir gelecek yaratma yı da beraberinde getiriyor. Çevre hakkı = temel bir insan hakkı İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, 2. Dünya Savaşı’nın yarattığı yıkım ve umutsuzluktan sonra yürürlüğe konmuştu. Şimdi bilim insanlarının yıllardır dile getirdiği öngörülerin gerçekleştiği, doğanın benzeri görülmemiş bir yıkım sürecinden geçtiği, iklim krizinin etkilerini aşırı hava olayları ve çevre felaketleriyle daha fazla hissettiğimiz bir dönemden geçiyoruz. Bildirgenin ilan edildiği 1948 yılından bu yana gezegenimizdeki yıkım her geçen gün artıyor. 2020 yılında yayınlanan WWF Yaşayan Gezegen Raporu ’na göre geçtiğimiz 50 yılda omurgalı tür popülasyonu %68 oranında azaldı. Bu kriz hâli, insan haklarının çevre hakkını içerecek şekilde güncellenmesi ihtiyacını da beraberinde getiriyor. Grafik: Yaşayan Gezegen Endeksi (LPI) Yaşama hakkıyla doğrudan bağlantılı Çevre hakkı, üçüncü kuşak hak lardan biri olarak sınıflandırılsa da ikinci kuşak haklardan sağlık hakkı ve birinci kuşak temel insan hakkı “yaşama hakkı”yla doğrudan bağlantılı. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre bir yıl içinde dünya üzerinde gerçekleşen toplam ölüm vakalarının %24’ü (yaklaşık 13,7 milyonu) hava kirliliği ve zararlı kimyasallara maruz kalma gibi doğrudan çevre kirliliği kaynaklı sebeplerle gerçekleşiyor. İnsan hakları açısından problemli dönem: Temiz Hava Hakkı Platformu (THHP)’nun hazırladığı Kara Rapor 2021: Hava Kirliliği ve Sağlık Etkileri çalışmasına göre kirli hava, Covid 19 virüsünün vücuda girişini kolaylaştırıyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları ve Çevre Özel Raportörü David Boyd , “bir an önce ayağa kalkıp gezegenimizi korumak ve doğa kayıplarını geri kazanmak için gerekli ve sürdürülebilir adımları atmazsak” insan hakları açısından problemli bir dönemin bizi beklediğini ifade ediyor. İnfografik: Temiz Hava Hakkı Platformu Biyoçeşitliliğin azalması: WWF’in 2020 yılında Birleşmiş Milletler tarafından yayınlanan Sağlıklı Ekosistemler ve İnsan Hakları Raporu 'nda yer alan açıklamasına göre biyoçeşitliliğin azalması ve zarar gören ekosistemler insan haklarına doğrudan zarar veriyor; temiz hava ve temiz suya erişim hakkını etkiliyor. Yaban hayatı kayıpları, yasa dışı yaban hayatı ticareti ve sürdürülebilir olmayan balıkçılık uygulamaları, yaşamları biyoçeşitliliğin devamına dayalı toplulukların güvenliğini ve sağlıklı gıdaya erişim hakkını tehlikeye atıyor . Ormansızlaşma: Temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir çevre hakkı, temiz suya ve gıdaya erişim hakkı, sağlık hakkı, eğitim hakkı ve güvenlik hakkının önünde bir tehdit. Ormansızlaşmayla beraber seller ve kuraklık gibi iklim değişikliğinin yıkıcı etkileri ni yaşamlarının devamı doğaya bağlı topluluklar sert bir şekilde hissediyor. Doğa kayıplarıyla beraber, toplumsal cinsiyet eşitliği de tehlikeye giriyor. Geçimleri için doğaya bağlı kadınlar, iklim krizi ve biyoçeşitlilik kaybından daha fazla etkileniyor . Boyd, çevre hakkının temel bir insan hakkı olarak tanımlanması bir anda bütün çevre problemlerini çözmeyeceğini ancak bu gelişmenin ileride daha güçlü adımların atılmasına öncü olabileceğinin altını çiziyor. Çevre hakkını tanıyan ülkeler, potansiyel olarak daha güçlü ve kapsayıcı çevre politikaları üretebiliyor . İnsan hakları ve doğa hakları birbirinden ayrı değil: İnsan ancak doğayla uyum ve barış içinde yaşarsa sağlıklı bir hayat sürdürebiliyor. Doğa kayıplarını durdurma ve iklim kriziyle mücadelede göstereceğimiz performans, sadece gezegenin değil, temel insan haklarının da geleceğini belirleyecek.

TEMİZ, SAĞLIKLI VE SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR HAK

Ocak 4, 2022

·

Makale

KAMUSAL ALANDA YEŞİL

WWF-Türkiye: Nilüfer Araç Bir kentin estetik ve mimari formunun güçlü bir elemanı olan kentsel yeşil alanlar, ekolojik olarak önemli olmalarının yanı sıra, sosyal kaynaşmayı sağlama, toplumsal gelişmeyi körükleme, ekonomik amaç ve aktiviteleri destekleme ve eğitim gibi kent ve kentli için önemli olan pek çok işlevi barındırmaktadır. — Prof. Dr. Veli Ortaçeşme ve Bensu Cüce Covid-19 salgını, yeşil alan ihtiyacını en derinden yaşadığımız, geniş apartman bahçelerinin altın değeri kazandığı, okula gidemeyen çocuklar için mahalle aralarındaki küçük parkların çölde vaha olduğu bir dönem oldu. Yeşil alanlar, bizlere sayısız hizmet ve katkı sağlıyor. Bugün şehir hayatının yoğunluğunda yeşile ulaşmanın bir hak olduğunu hatırlatarak yeşil alanların faydalarından ve bir vatandaş olarak bu alanlarımızı koruyabilmemiz için neler yapabileceğimizden bahsediyoruz. Şehir yerleşimlerinde bulunan yeşil alanlar: Kent mekânına fiziksel ve estetik değer sağlıyor, Havadaki oksijen miktarını artırıyor; kirli materyalleri tutuyor; hava akımını, nemi düzenliyor; yazın havayı serinletiyor; rüzgâr hızını ve yönünü değiştirmemize yardımcı oluyor, Araç ve yaya trafiğini yönlendirmeyi, göz kamaştıran ışığı azaltmayı kolaylaştırıyor; gürültüyü azaltıyor; istenmeyen görüntüyü gizliyor, Bitkiler toprağın üst kısmını örterek toprak ve suyu korumayı sağlıyor, toprağın verimliliğini artırıyor; sel riskini azaltıyor, İnsan psikolojisine olumlu destek sağlıyor; insan yaşamını kolaylaştırıyor ve anlam kazandırıyor, Doğa ve çevre konusunda farkındalığın artmasında önemli rol oynuyor, Bitkisel üretim, yetiştirme ve pazarlamayla ilgili sektörlerin gelişmesine katkıda bulunuyor, Kentte yaban hayatına yaşam ortamı sunuyor ve biyolojik çeşitliliği koruyor, Kentsel alanların değerini artırıyor, Enerji tasarrufu sağlıyor, Deprem, sel gibi doğal afetlerde toplanma ve barınma imkânı sağlıyor. Fotoğraf: Alistair Berg Dünya Sağlık Örgütü’ne göre: Sağlıklı bir çevrede kişi başına düşen minimum yeşil alanın 9 metrekare olması gerekiyor. Yeşil alanların yeterli büyüklükte ve erişimin kolay olduğu; park ve bahçelerin kent yakınında ziyaretçiye açık konuşlandığı bir kent düşünün. Şehrin gürültüsünden uzak hareket etmenin mümkün olduğu; sağlıklı yaşam için haftalık egzersizlerin yapılabildiği; çocukların güvenle oynayabildiği; akşamüstü eve dönerken egzoz kokusu yerine çiçek kokularının yayıldığı parklardan bahsediyorum — aşırı sıcak, soğuk ve yağışları bir sünger gibi içine hapsederek bize uygun iklim koşullarını sağlayan yeşil alanların da bulunduğu. Bu alanlara erişmek, her birimizin hakkı. Yeşil alanlarımızın korunması ve artırılması için bir vatandaş olarak ne yapabiliriz? Seçim dönemi kapımızı çalan muhtar, belediye başkanı, milletvekiline bizlere kişi başı ne kadar yeşil alan vaat ettiğini sorabilir, Yaşadığımız mahalledeki kıymetli park ve bahçelerinin korunmasına, yeni inşaatlar ve binalar arasında kaybolup gitmemesine dikkat edebilir, Kapı önünü ve balkonları çiçeklendirip yeşillendirebilir, Yanı başımızdaki millî parkları, kent ormanlarını, tabiat parklarını bol bol ziyaret ederek ziyaret dönüşü geride ayak izimizden başka bir şey bırakmamaya özen gösterebiliriz.

KAMUSAL ALANDA YEŞİL

Mart 1, 2022

·

Makale

DEĞİŞEN POLİTİKA: YEŞİL AKLAMA

Türkçeye “yeşil aklama” olarak çevrilen greenwashing kavramı, çoğu zaman şirketlerin çevreci kılığına bürünerek tüketicilere manipüle edilmiş bilgileri sunmalarıyla karşımıza çıkıyor. Artan iklim krizi sebebiyle doğaya daha az zarar veren ürünlere yönelmek isteyen ve tüketicileri “yeşil, sürdürülebilir, doğa dostu” gibi terimlerle kandıran şirketler arasında Adidas’tan Zara’ya, Coca-Cola’dan Starbucks’a kadar birçok firma var. Yeşil aklama üzerinden yapılan tartışmalar, çoğunlukla şirketler üzerinden sınırlı kalıyor olsa da denkleme katmamız gereken başka taraflar da var. Devlet politikaları, uluslararası organizasyonlar da yeşil aklamanın çoğu zaman bir parçası olabiliyor. Bu noktada greenwashing kavramının özellikle diktatörlükte örtbas edilmesi istenen konular için çarptırılmış veri sunma yöntemi whitewashing 'den (badanalama) geldiğini hatırlamakta fayda var — bu kavrama çoğumuz George Orwell’in romanı 1984 ’te tarihin sürekli çıkarlara göre değiştirilmesinde denk geliyoruz. Bir yeşil aklama örneği olarak iklim suçlusu bp girişimi Yeşil aklama festivali: COP26 COP, Birleşmiş Milletler’in iklim değişikliği üzerine düzenlediği doğrudan taraflar olarak adlandırılan bir konferans. Dünya liderleri ve şirket yöneticilerinin katıldığı bu konferanslarda iklim üzerinden konular tartışılıyor ve yeni sözler veriliyor. Verilen sözler içerisinde 2030’a kadar ormansızlaşmayı bitirme, Paris Anlaşması'yla kabul edilen 2050’ye kadar karbon emilimini sıfıra düşürme olsa da bu konu hakkında atılan adımlar üzerinden şeffaf ve gerçekçi planlar sunulmuyor. Mesela Amazon aktivistleri, Brezilya hükümetinin COP üzerinden ayrılan bütçeye ulaşabilmek için altı boş sözler verdiğini söylüyor. Üstelik bu sene konferansa vize ve salgın yüzünden katılamayan birçok ülke temsilcisini de kattığımızda Greta Thunberg’in bu konferansı “Kuzey ülkelerinin küresel yeşil aklama festivali,” olarak adlandırmasına şaşmamak gerek. Bu konferansı yeşil aklama hâline getiren sadece şeffaf planlar sunulmaması değil — ülkelerin konu hakkında cezai bir sistem kurmaktansa yaptırımları tamamen “öz denetime” bırakması. Yeşil — aklayan — politikalar Devletler yeşil politikalar üzerinden halklarına gerek yönetimde gerek seçim aşamasında birçok söz verseler de çoğu zaman bu sözlerin devamı gelmiyor. Örneğin Putin , iklim krizini kabul edip 2060’a kadar karbonda nötr hedefi koymuş olsa da bölgelerin ve şirketlerin emilimini azaltmak için hiçbir politika ortaya koymadı. Biden , seçim süreci boyunca iklim ve çevrenin gündeminin en temel noktası olacağını söyledi fakat Pentagon sadece tek başına dünyada en çok karbon salımı yapan ve petrol kullanan kurum. Ayrıca Pentagon bir ülke olsaydı Peru ve Portekiz arasında en çok karbon salımı yapan 46. ülke oluyor. Geçtiğimiz ay Pentagon, daha çevreci olmak istediğini söylemiş olsa da bir silahlı kuvvetlerin özellikle savaş sırasında ürettiği karbon emilimi hakkında tam şeffaf bir bilgi vermesini beklemek pek mümkün değil. Fotoğraf: Peter Summers COP26’nın başkanı Birleşik Krallık 'tan bir politikacı olsa da söz konusu ülkenin 2035 yılına kadar karbon emilimini %78 azaltacağı üzerine verdiği sözde ne durumda? Verilen sözlerden beri Birleşik Krallık’ta geleceğe yönelik karbon ayak izinin azaltılacağı politikaları görmektense şu an emilimi arttıran birçok eylemle karşılaşıyoruz. Bunlar içerisinde masif yol inşaatları, kesintiye uğrayan elektrikli araba teşvikleri, yeni petrol ve gaz arama yollarıyla havayolu genişletmelerinin devam edilmesi var. Biz ne yapabiliriz? Şu ana kadar yeşil aklama tespitlerini daha çok şirketler üzerinden öğrendik. Şirketlerin reklamlarında kullandıkları dillerin yanıltıcı olması, hatalarını örtbas etmeye çalışmaları, tehlikeli ürünleri çevreci olarak pazarlamaları aslında yeşil aklamayı anlamak için bize küçük bir kılavuz sunuyor — bunu devlet ve uluslararası kurumlara da aktarabiliriz. Verilen sözler için hazırlanan planların ve belli aralıklarla bu konularla ilgili atılan adımların şeffaf bir şekilde paylaşılmasını talep edip kuruluşlar tarafından nelerin sponsorlandığını araştırabilir, resmî tartışmalarda kimlerin yer aldığına ve almadığına bakmak da yapabileceklerimizin arasında.

DEĞİŞEN POLİTİKA: YEŞİL AKLAMA

Mart 15, 2022

·

Makale

DOĞAL KOZMETİK: OTAMA KIRKPINAR

Uzunca bir süredir cilt bakımıyla ilgiliyim — navegan biri olarak ilgiliyim, orası önemli bir ayrıntı. Öyleyim de tercih ettiğim ürünlerdeki içerik hakkında bilincim ne âlemde? Kullandığım ürünler cildime ne kadar yararlı? Peki çevreye ne kadar zararlılar? İşte bu soruların aklımda yavaş yavaş yer ettiği bir zamanda Instagram'ın keşfetme derinliklerinde tanıştım Otama Kırkpınar 'la. İyi ki. Uzunca bir süredir Merve Özkorkmaz 'a sormak istediğim bir sürü şey var çünkü Otama Kırkpınar'ı yazdıklarını, üretim hikâyesini dinlemek için de takip ediyorum — yalnızca indirim kovalamak veya bir ürünün anlık büyüsüne kapılıp tükettiğim için ruhumun neden doymadığını anlamadığım bir kısmını anlık çözümlerle oyalayabileyim diye değil. Dolayısıyla bu bir ürün önerme yazısı veya söyleşisi de değil. Üretim yolculuğunu, imalathaneyi, plastiksiz kargo süreçlerini takip etmeyi seviyorum. Kullandığım ürüne yabancılaşmamayı ve şeklini veren alet edevatı öğrenmeyi kıymetli buluyorum. Otama, hızlı ve yaygın tüketim ağlarının dışından sesleniyor — dinlemesi bize kalmış. Sapanca’da Otama imalathanesi — soldan sağa Gülten , Çiğdem , Neslihan , Merve Agroekolojik kozmetik eksikliği olduğunu nasıl gözlemlemeye başladınız? Agroekolojiğini, ekolojiğini geçtim, doğal kozmetik konusunda belki her sektörde olduğu gibi kozmetik sektöründe de müthiş bir boşluk, yanlış anlama, yanlış üretim süreçleri hâkimdi piyasaya. 6-7 yıl evvel marketteki kozmetik raflarında bulunamayacak, özel ilgi ve vakit isteyen, araştırıp bulduğum bir diş macununun üzerinde yazan kocaman organik yazısının altının ne kadar boş olduğunu içeriğini okuyunca anlamıştım. Şimdi hem yasalar hem tüketici alışkanlıkları bu konuda hızlı ve uzun yol katetti. Trajik olarak yolun sonunda hep birlikte gördük ki köpüren, akışkan, bembeyaz ya da rengarenk ve kokusu sentetik diş macunlarına mecbur değilmişiz aslında. Otama Kırkpınar’ın bağımsız üretici yolculuğu nasıl gidiyor? Görünürlük dayanışma kültürünü pozitif etkiliyor mu? Küçük üretici ağları, bağımsız gıda kooperatifleri, büyük kentlerin alternatif kültür üretim ve tüketim mekânları, markayı kendi girişimleri gibi benimseyen bireylerin destekleri Otama Kırkpınar'ın bugün bu kadar görünür olmasını sağladı. Finansal sürdürülebilirlik konusunda bugün bu ağlar döndürmeye yetmiyor küçük çarkları. Yalnızca yasal üretim altyapısının devamlılığını saylayan personelin giderlerini ve kozmetiğe uygulanan ağır vergi yükünü taşımak için çalışıyor son zamanlarda Otama Kırkpınar. Hızlı ve yaygın tüketim ağlarının dışında yer aldıkça devam edememe tehlikesi büyüyeceğe benziyor. Markaların yeşil boyama (greenwashing) girişimleri agroekolojik bağlamda bağımsız üreticiyi nasıl etkiliyor? Greenwashing üreticiden çok tüketiciyi etkiliyor. Otama Kırkpınar agroekolojik vizyonundan ödün vermeden ne gerekiyorsa yapan, dağlar aşıp ham madde bulan bir adanmışlığa sahipken beyaz yakalı bir tüketicinin böyle bir lüksü yok. Mesai saatleri tüm enerjisini ve vaktini alırken sadece doğal, organik ya da ekolojik anahtar kelimeleriyle alışılagelmiş üretimini yeni nesil ticarete dönüştürmeye başlayan endüstriyel markaların her yerde gördüğü reklamlarından kendini alamıyor. Kazandığı parayı ucuz ürünlerden daha pahalı olan ve doğallık gibi iddialar içeren ürünlere verdikten sonra yine aynı markaların sosyal ve çevresel göz boyamalarıyla vicdanını rahatlatıyor. Çünkü alternatifini araştıracak vakti yok. Gerçeklik, cebinizdeki parayla ne alabiliyorsanız o.

DOĞAL KOZMETİK: OTAMA KIRKPINAR

Mart 15, 2022

·

Makale

DÜNYA SAATİ 2022

WWF-Türkiye, İklim ve Enerji Uzmanı: Sırça Sare Göğüş İklim krizinin etkilerinin doğamızda, yaşamımızda ve ekonomimizde giderek artan ölçekte hissedildiğinin inkâr edilemeyeceği bir döneme girdik. Bu krizle mücadelede atılması gereken adımların aciliyetinin ve kapsamının bilincinde olmak, varoluşsal bir sorumluluğu ve hak arayışını da beraberinde getiriyor. “İklim bilinci” olarak adlandırdığım bu farkındalığın ve duyarlılığın artması elbette olumlu bir gelişme. Ancak Antroposen Çağı 'nın nesli her ne kadar daha bilinçli, içgörülü ve bütünsel bir perspektifle yola devam etse de yeri geldiğinde, aslında belki de tam bu yüzden, karamsarlığa kapılmaktan ve çaresizlik hissinden muaf değil. Bir yandan baktığımızda 1992 yılında Rio Dünya Zirvesi 'yle başlayan, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 'yle vücut bulan ve Kyoto Protokolü ’yle devam eden küresel iklim rejimi, 30 yılın ardından çok daha farklı bir konumda. Değişen iklimin doğal bir biyofiziksel süreç ya da iklim değişikliği söylevinin bir aldatmaca/kurgu olup olmadığının tartışıldığı günler neyse ki geçmişte kaldı. Alara Civelek , Paris İklim Anlaşması Türkiye tarafından onaylamadan önce Paris Anlaşması ’yla inşa edilen yeni iklim düzeni ve bununla eş güdümlü giden biyolojik çeşitlilik ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğru yolda olduğumuzun ve kritik gelişmeler kaydettiğimizin göstergeleri. Ancak yine de bazen yaşanan gelişmeler pusulamız olması gereken bilim temelli, kapsayıcı ve sürdürülebilir yaklaşıma zıt düşebiliyor. Geçtiğimiz haftalardan bu yana içinden geçmekte olduğumuz süreç, bu duruma bir örnek niteliğinde. Bilim temelli, kapsayıcı ve sürdürülebilir yaklaşım nerede? 🚨 Tamamlanan İklim Şûrası ’ndan Türkiye’nin 2053 yılında net-sıfır olma hedefi doğrultusunda anlamlı, iddialı, rasyonel ve katılımcı bir strateji ve eylem planı çıkması amaçlanırken gerek süreç gerekse alınan tavsiye kararlar hayal kırıklığı yarattı. Emisyon azaltımında ivedilikle ele alınması gereken kömürden çıkış politika ve eylemlerine dair bir adım atılmamasının yanı sıra enerji sepetine gaz ve nükleeri eklemeyi öngören yaklaşım öne çıkan en çelişkili kararlar oldu. 🚨 Kömürü içeren ekonominin bir seçenek olmadığının genelgeçerliğine rağmen “kimseye ait olmayan ve herkese ait olan” zeytinliklerin madenciliğe açılması na izin veren yürütme kararı toplumu tabiri caizse afallattı. 🚨 Yapılan yeni bir düzenlemeyle Türkiye’de yerli ve temiz elektrik üreticilerinin ithalata dayalı ve daha pahalı kömür ve gaz üreticilerine piyasayı dengeleme amacıyla “destekleme bedeli” ödemesinin şart koşulması, yenilenebilir enerji sektörü nde endişeye neden oluyor. 🚨 Ukrayna-Putin çatışması nın jeopolitiği neticesinde oluşan yaptırım gündemi ve şiddeti artmaya devam eden enerji piyasalarını, bunun neticesinde de enerji politikalarını doğrudan etkiledi. Enerji bağımsızlığı adına kömürden çıkış taahhüt ve eylemlerinin askıya alınması, 2030 yılında emisyonlarını %55 azaltmayı öngören Avrupa Birliği ülkelerinin bu hedefe ulaşmasına balta vurabilecek potansiyelde. IPCC raporu: Bu gündem yoğunluğunda göz ardı edilen yeni bir IPCC raporu , iklim değişikliği risk ve etkilerinin yıkıcı boyutunu, bunlara uyum kapasitemizi ve bunun sınırlarını değerlendirirken şimdiye kadar yaptığı en net uyarıyla şimdi harekete geçmemiz gerektiğini söylüyor. Duru Barbak , 6 Kasım 2021'de gerçekleşen İklim Grevi'nde Gelişmeleri duyunca sen de karamsar hissediyor musun? Yaşanan bu gibi gelişmeleri anlamakta zorluk çekmek ve kabul etmekte direnmek aslında son derece doğal. Önüne geçemediğimiz olaylar ve dönemler arttıkça refleks olarak verdiğimiz tepkilerin ve hissettiklerimizin giderek artan olumsuzluğu da karamsarlık, öfke, çaresizlik, adaletsizlik, aidiyetsizlik hisleri. Hatta panik, stres, anksiyete ve depresyon durumu. Bu duygudurumun altında yatan çeşitli ve birbiriyle ilişkili faktörler var: 🌡 Şimdiden deneyimlediğimiz ve gelecekte artan ölçekte maruz kalacağımızı bildiğimiz iklim risk ve etkilerinin neden olduğu belirsizlik , 🌡 İklim değişikliğinin tetiklediği etkilerle şiddeti ve sıklığı artan sel , yangın , kuraklık gibi felaketlere karşı duyulan kaygı ve korku, 🌡 Küresel sıcaklık artışını 1,5 dereceyle sınırlandırmak için daralan vakit , 🌡 Atılması gereken adımların gün gibi ortada olmasına rağmen maruz kaldığımız politik ve ekonomik atalet , 🌡 Maddi ve manevi kaybettiklerimiz ve yerine koyamayacaklarımız için duyduğumuz yas , 🌡 Doğa ve varlıkların asli, özden gelen ( intrinsic ), paha biçilemeyecek değerine ve bunların kayboluşuna duyduğumuz hassasiyet , 🌡 Daha geniş perspektifte toplumsal, siyasal, ekonomik ve ekolojik paradigma değişimini gerektiren sistemsel çıkmazların neden olduğu, çağımızın hastalıklarının başında gelen varoluşsal depresyon iklimiyle psikiyatri dünyasına yeni bir tanısal açılım katan iklim-depresyonu (iklim değişikliği kaynaklı depresyon). Extinction Rebellion Turkey 'den gerçeğin teknesi #HakkımVar: İklim bilinçli bireyler için öfkelenmemek, karamsarlığa ve çaresizliğe kapılmamak bazen işten değil. Aksine bunları tecrübe etmek de bir hak. “Bu da mı iklim?” sorusuna yılmadan “Evet, her şey iklim ve iklim her şey!” demenin de bir hak oluşu gibi. Antroposen Çağı'na denk gelmek neslimizin ortak kaderi olsa da iklim bilincini ve mücadelesini bu neslin her kuşağına yaymanın güdümlü, meşru ve zamansız bir hak arayışı olması gibi. İklim bilinci ve mücadelesini neden her kuşağa yaymalıyız? Sektörler, disiplinler ve uluslar üstü bir gerçeklik olan iklim değişikliği bambaşka bakış açılarını, coğrafyaları ve hayatları birleştiren bir olgu. Ve iklim krizine karşı verdiğimiz mücadelede bunu kendimize ve birbirimize hatırlatmak; bu arayışında yalnız olmadığını görmek; duygularında biricikken dünyayla bir olabileceğini hissetmek; umut bulmak ve umut vermek; aidiyet hissini, dayanışma ruhunu, birlikteliğin gücünü deneyimlemek; iyileşebilmek, iyi kalabilmek ve iyileştirebilmek; dünya, doğa ve tüm türler, her şeyden önce de kendin için arkanda ben varım, biz varız — arkanda iklim bilinçli nesil var! 🌏 Yazarın notu: Bu yıl 26 Mart Cumartesi günü Dünya Saati Dönüşüm Saati diyor ve buluşuyoruz. Seni de aramızda görmek istiyoruz.

DÜNYA SAATİ 2022

Mart 22, 2022

·

Makale

KÜRESEL İKLİM GREVİ

Ela Naz Birdal 🌱 İklim aktivisti 25 Mart’ta Fridays For Future ’ın küresel çağrısıyla # KârDeğilİnsanlar 'a öncelik verilmesini, iklim tazminatı ve adaletini talep etmek için 9. kez sokaklardayız! Yaşanmış tarihî mücadeleler ve tecrübeler rehberliğinde, iklim krizinden en çok etkilenen insanlar ve bölgeler (MAPA) öncülüğünde iklim tazminatı talep ediyoruz çünkü iklim krizi sınıfsal bir kriz. Kasıtlı bir şekilde ilerleme ve sınırsız ekonomik gelişim adı verdikleri ama MAPA’nın ekosistemini ve halkını hiçe sayarak aynı zamanda işçi sınıfını ve kendilerini dâhil olmak üzere yok edecek sistemin kurulmasına neden oluyorlar. Ela , 5 Mart'ta Fotoğraf: Aktivist Kamera Bizler en sorumsuz ve zengin kapitalist %1’lik kısmın yaptığı umursamaz tavırları sorumlu tutulmalıyız çünkü onların kazancı bizim ölümümüz. Sömürgeciliğin sona ermesi için yapılacak iklim dostu eylemler ve sürdürülebilir modeller yer alıyor. Beraber huzur, barış ve sürdürülebilir bir yuva yaratalım ve # KârDeğilİnsanlar 'ı ön planda tutalım. Nil Kıyısı 🌱 Başka Bir Gezegen Yok'un yazarı İklim krizinin etkilerini giderek daha yoğun bir şekilde hissettiğimiz zamanlardan geçiyoruz. Bilim insanları iklim krizinin insan kaynaklı olduğunun ve bir an önce harekete geçilmezse birçok şey için çok geç olacağının üstünü basa basa söylüyorlar. Peki iklim krizinden herkes eşit bir şekilde mi etkileniyor? Ne yazık ki hayır. İklim krizi aslında bir sınıf krizi . Bu kapitalist sistem içerisinde zengin ülkeler küresel sera gazı emisyonlarının %92’sinden sorumlu. Dünya nüfusunun en zengin %1’lik kesimi, en yoksul %50’lik kesimin ürettiği kirliliğin iki katını üretiyor. Ama küresel emisyonlara katkısı en az olan yoksul ülkeler iklim krizinin yıkıcı etkilerinden daha çok etkileniyor, iklim adaletsizliği acımasız sonuçlar doğurabiliyor. Nil , 8 Mart'ta Tüm bu adaletsiz düzene karşı çıkmak için genç iklim aktivistleri 25 Mart Küresel İklim Grevi ’nde # KârDeğilİnsanlar diyor, karar vericiler ve dünya liderlerinden iklim tazminatının ve iklim adaletinin sağlanmasını talep ediyorlar. Biz de her zaman olduğu gibi onların yanında, sokaklarda olacağız. Saat 17.00’de Barbaros Meydanı’ndayız — çünkü biz değilsek kim? Şimdi değilse ne zaman? Seni de bekliyoruz.

KÜRESEL İKLİM GREVİ

Mart 22, 2022

·

Makale

Z KUŞAĞI NE TALEP EDİYOR?

Change.org: Pelin Özkan Dünyadan milyonlarca, ülkemizden binlerce genç, gezegenin sadece geleceğini değil bugününü de tehdit eden iklim kriziyle mücadele için iklim grevlerinde bir araya geliyor. Talepleri net: Karar vericilerin, politika yapıcıların ve şirketlerin iklim krizini bir “acil durum” olarak kabul etmeleri ve bu krizi durdurmak için hızlı ve anlamlı adımlar atmaları. İklim krizi, bugün “Z Kuşağı” olarak adlandırdığımız gençlerin iklim haklarını (temiz hava, suya ve gıdaya ulaşma, yaşam haklarını) tehdit ediyor. Gençler, iklim haklarını talep ediyor — iklim krizi ile mücadelenin de “iklim adaleti” kapsamında, “adil dönüşüm” çerçevesinde olmasını istiyorlar. 25 Mart Cuma günü gerçekleşecek Küresel İklim Grevi ’ni de yaşanabilir bir gelecek için tüm taleplerini “İklim Adaleti” çerçevesinde yineleyecekler. Change.org, gençlerin iklim krizi ile mücadele taleplerini daha büyük kitlelere ve karar vericilere ulaştırabilecekleri dijital araçlar sağlıyor — burada başlattıkları imza kampanyaları aracılığıyla iklim kriziyle mücadelede atılması gereken adımları karar vericilere ulaştırmak için kampanyalar yürütüyorlar. Fotoğraf: Mahmut Koyaş Peki gençler ne talep ediyor? ✳️ İklim Acil Durumu ilan edilsin ! Roots & Shoots Türkiye, İklim İçin Türkiye, Youth for Climate Türkiye, İklim Öncüleri, Genç TEMA Gönüllüleri ve Nilüfer Kent Konseyi Gençlik Meclisi gençlerinin, ülkemizde ve büyükşehirlerde “İklim Acil Durumu” ilan edilmesi talebiyle başlattıkları kampanyaya şimdiye kadar 26 binden fazla imza verildi. ✳️ Türkiye, karbonsuz bir gelecek için 2030'a kadar kömürden çıksın ! İklim İçin Türkiye gençleri, karbon emisyonlarının sorumlusu olan kömüre dayalı enerji politikalarının geride bırakılmasını talep ediyor. ✳️ Büyükşehirlerde "Sıcak Hava Dalgalarıyla Mücadele" birimleri kurulsun ! İklim İçin Türkiye gençleri, iklim krizi kaynaklı sıcak hava dalgalarının bir aşırı hava olayı olarak tanınmasını ve İstanbul, Ankara, İzmir Büyükşehir Belediyelerinde “Sıcak Hava Dalgalarıyla Mücadele” birimleri kurulmasını, kentlerin “ısı adası” etkisini önleyecek şekilde yeniden düzenlenmesini istiyor. ✳️ İstanbul’daki belediye binaları karbon nötr olsun ! İklim Öncüleri ekibi, İstanbul’daki tüm belediye binalarının enerji verimliliği odağında, enerji ihtiyacını yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılayan yeşil binalar olmasını istiyor. ✳️ Bursa "Temiz Hava Eylem Planı" acilen etkin bir şekilde yerine getirilsin! Nilüfer Kent Konseyi Gençlik Meclisi gençleri, “Temiz Hava Hakları”nı talep ediyor ve Bursa’da hava kirliliğinin önlenmesi için Temiz Hava Eylem Planı’nın uygulanmasını istiyor.

Z KUŞAĞI NE TALEP EDİYOR?

Mart 22, 2022

·

Makale